A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BRÜKSEL MEKTUBU

               Yakup YURT

 

yakup.yurt@skynet.be


24 NİSAN 1982 YANGINI VE “CEBELER”

    Saint-Josse-ten-Noode belediyesinin önünden Schaerbeek yönünde geçerken solda bir park görürsünüz.
O sokağı dümdüz takip ederseniz tek yönlü bir sokak olan rue de la Limite’e girersiniz.
Bu sokağı yukarıdan inen rue du Moulin dikeylemesine keser.
İşte o Moulin-Limite sokaklarının oluşturduğu kavşağın sağ alt köşesinde heybetli çirkin bir bina vardı.
Her katında bir Emirdağ’lı ailenin oturduğu heybetli, çirkin, bakımsız, dört veya beş katlı bir bina.
Ben ise rue du Moulin, 77 numaralı evin ikinci katında yalnız otururdum.
Altımdaki iki katta Belçikalı bir bekar bir çift ile yalnız yaşayan tıp öğrencisi Jean-Michel Lambermont otururlardı.
Tam karşımızda da Karacalar köyünden nam-ı diğer güleryüzlü “Onbaşı” ve ailesi otururdu.
Yanılmıyorsam uzun kızıl saçları örgülü, çilli, güzel, yetişkin bir kızı vardı…
Ben o zamanlar Woluwé-Saint-Lambert’deki UCL kampüsünün üniversite konut servisinde memurdum.
Her gün place Madou’ya kadar gidip metroyu alır, işime gider ve gelirdim.
Ve her seferinde rue de la Limite köşesindeki  o heybetli, çirkin, bakımsız binanın önünden geçerdim.
Beni tanımadıkları için ve belkide fizyolojik olarak bir Türk’e benzetemedikleri için, kapı önünde oturup sohbet edip, elişi yapan ve çocuklarını havalandıran bina sakini kadınlar hakkımda atıp tutarlardı.
Türk olduğuma ihtimal vermedikleri için ileri geri konuşurlardı.
“Ne sessiz gı şişman gavur, kafasını galdırıp kimseye bakmıyo !” derlerdi.
Ve ben hiç aldırış etmeden yoluma devam ederdim.
Ta ki düşen çocuklarını kaldırıp Türkçe olarak sevdiğimi ve sakinleştirdiğimi duyana kadar.
Çok mahçup olmuşlardı ; hiç unutmam…

***

Ve o meşum, o lanet olası, o unutulmaz günü gördüm.
24 Nisan 1982 gününü.
O önünden geçtiğim heybetli, çirkin, bakımsız, Emirdağlı, beni “gavur” sanan, Türk kadınlarının oturduğu binanın yangına maruz kalıp çöktüğünü görmez olaydım.
14 tane Türk canının yanıp kül olduğunu duymaz olaydım.
Müthiş, inanılmaz, anlatılması güç bir manzaraydı ikinci kattaki evimin penceresinden baktığımda gördüklerim.
Merhum Kral Baudouin ilk kez gergin gördüğüm devamlı gülümseyen yüzüyle orada, aşağıda, halkın arasında, içinde, yanındaydı.
Göçmenliğin acısını paylaşarak, insanlıkla kucaklaşıyordu.
Türklerin gönlünü fethediyordu.
Saint-Josse-ten-Noode’un unutulmaz belediye başkanı merhum Guy Cudell majesteleri Kral’a birşeyler anlatmaya çalışıyordu.
İtfaiye erleri canla başla koşuşturup kalan canları ve ölen canlardan kalanları kurtarmaya çalışıyorlardı.
Tam bir ana-baba günü yaşanıyordu.
Nutkum tutuldu ; ne yapacağımı şaşırdım.
Sebebi o gün bu gündür anlaşılamadı.
Apar topar aşağıya indim.
Belediye başkanına kimliğimi sundum, yeminli tercüman olduğumu ve emirlerine amade olduğumu beyan ettim.
Zira o dönemlerde iyi dil bilen sayısı oldukça azdı.
Kim, niçin, nasıl soruları yanıtsız kaldı.
Yangından sağ kurtulmayı başaran, mucize kuşunun başına kondukları arasından sevgili Halis Kökten ve ailesi de vardı.
Demek o ki ecelleri henüz gelmemişti.

***

24 Nisan 1982 yangınında hayatını kaybedenleri rahmetle anıyorum.
Tanrım böyle acılar yaşatmasın bir daha Belçika Türk toplumuna. Ve hiç kimseye…
Ölenler için dua dışında yapılacak fazla birşey yok ne yazık ki…
Sağ kalanlar ise sayısız fırsatlar yakaladılar Türk olduğumu öğrenmek için…
Sağ kalanlardan biri de yılların yeminli tercümanı olan bendenize “cebe”nin bilezik anlamına geldiğini öğretti…
Bir avukatın yazıhanesinde, tercümanlık yaptığım bir esnada.
“Hay sana tercümanlık yetkisi verenin  ….sını” fırçasını atarak.
Suçum hayatımda ilk kez işittiğim “cebe” sözcüğünün anlamını bilmemek ve öğrenmek amacıyla sorma dürüstlüğünde bulunmuş olmamdı !
İşte o nedenlerdir ki her 24 Nisan günü ben de Emirdağlıyım !..

Yakup YURT © Belexpresse.be
Brüksel, 24 Nisan 2008

 
YAZARIN DİĞER YAZILARI:

24 NİSAN 1982 YANGINI VE “CEBELER”
“SİAMO MOLTO ADDOLORATİ”
En büyük terör ırkçılıktır
Doğum günümde yaşamımdan kesitler
Güvenoyu mu, mayınlı tarla mı
Tarihte bugün...
Kaptan Pilot Yves'in Ulusa Seslenişi
Irkçılık umutsuzluktan besleniyor...
İnanc düşmanı özgürlük havarisi
Seyir devleti ve Sarkozy
Rehberlik nedir, ne değildir
Yoğurt tuttu mu, tutmadı mı, yakında görülecek…
Danke Şön Dazlak
Brüksel’de durum ne?
Medya diktatörlüğü, gönül körlüğü
Sisli havada siyaset
Kurban Bayramı Arifesinde Bazı Görüşler!
07 Aralık dört iyi insanımızın öldüğü kötü bir gün…
Belçikalılaştıramadıklarımızdanmısınız?
İstanbul’a gay belediye baskanı mı? Vay anasını…
Ah Belçika, vah Belçika
Bayram geldi neyime!
Bugün 19 Mayıs Gençlik Ve Spor Bayramı (mı)?
SARKOZY VE SEÇİMLERE BİR AY KALA
BELÇİKA'DAKİ DURUMUMUZ...

Gerçek tek, yorumlar farklı...
Kem küm, lam lum!
MERİNOS KOYUNU MU, GLOBAL SERMAYENİN OYUNU MU?
BRÜKSEL'E KAR YAĞDI, GÖNLÜM ÜŞÜD܅
Yılbaşı bahane, dostluk şahane
Yılbaşı gecesi yaklaşırken
Küresel Sessizlik
İmkansızı olanaklı hale getiren devlet adamı: Bülent Ecevit
Korku Bahçesinde Sevgi Yeşermez
Bugün 23 Nisan
Tarihte ve gelecekte kadının yeri
Mösyö Sarkozy kimdir?
Esti Nesim'i Bahar, Ya da Nevruz Ateşi
Darbede Doğan Deniz
Kısır Döngü veya Kuyruğunu Isıran Yılan
Edison lambaya püf dedi!
Her şeye gülünür mü?
Mozart Bugün 250 Yaşında
UĞUR’suz bir günün düşündürdükleri!..
Kurban Bayramı Arifesinde Bazı Görüşler
Epifani Yortusu ve Kral Galetası
şünüyorum, Öyleyse Varım (Descartes)
Yılbaşı Gecesi Yaklaşırken
Ankara-Brüksel Diyaloğu...
BREL en büyük Belçikalı seçildi
Çağdaş Uygarlık Yolları Mayın Döşeli
Adile Naşit: Vazgeçilmez ve bir daha gelmez…
İntihar Komondosu Belçikalı Meryem
Dil ve Aşağılık Duygusu
ÖEK Üçlüsüne Ne Oldu?
Bayram Geldi Neyime
Ramazan Bayramınızı candan kutlarım!...
Ah Mutluluk Ah!..
Değişim, Gelişim ve İlerleme
Sınıftan Atılan "İnkarcı"...
Avrupa, Avrupa, Duy Sesimizi...
La Brabançonne ve İstiklâl Marşı
Darbelerle Dolu 55 Yıl
Tükenen Ömürler
Gurbetten Gelmişim...
Lahey'de Kısa Bir Günden İzlenimler
1950’den Mektup Var…
Nereden geldik, nereye gidiyoruz?
Tutarlılığa Davet
Köprünün altından daha çok sular akacak

   
SAYFA BASI

Yakup Yurt
24 NİSAN 1982 YANGINI VE “CEBELER”
Mahmut Aşkar
Ben ve Sen ve Sen!
Ali Kılıçarslan
Koch’a siyasi ahlak dersi
Hüseyinleşmek (2):
Hayatın İki Tezatı
Muhsin Ceylan
Nesneleştirilen Öznelerden biri Marco…
Ali Kılıçarslan
Koch’a siyasi ahlak dersi
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Ozan Yusuf Polatoğlu
Merhaba sayın Baykal
Orhan Aras
Dinle küçük adam!
Hayrettin Çakmak
1070 Rakımlı Tepe
Ayten Kılıçarslan
Yeni bir skandal!
Hidayet Kayaalp
Düşünmek farz mıdır?
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Haldun Çancı
İran, Türkiye'nin düşmanı mı?
Fikret Ekin
İnsan ve İnsan
Veli Kalli
Gurbet Çilesi
M. Ali Aladağ
Almanya Tehlikeli Sinyaller Veriyor
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Biri bana anlatsın
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirleşme
Yılmaz Kuzucu
Mart mektubu
Şefik Kantar
Her şey hayallerle başlar
Sebahattin Çelebi
zifirî
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Enerjimizi Ulusal Sorunlarımızın Çözümüne Harcayalım
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Mustafa Can
Ben Uyumdan Yanayım, Ya siz..........
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç