·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BİR DUYGU

         Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

uzeyir.cayci@wanadoo.fr


YOLCULAR

Giriş

Bizim ne istediğimize ve ne beklediğimize iyi bakın …
Önemli konuları gizlemenin hiç bir anlamı yok! Zaten sorunları göğüslemek için problemlerin kaynağına inme ihtiyacı gün geçtikçe ortaya çıkıyor... Fransa’daki olayların iç yüzünde neler var? Batı ülkelerinde “yabancı  denilerek“ insanlar nasıl dışlanıyorlar? Seçme ve seçilme hakları dahi olmayan insanlara eşit ve adaletli hizmetlerin götürüldüğünü söyleyebilir miyiz? Aldatılanların, sömürülülenlerin hak aramak için mahkemelere yaptıkları başvurular nasıl ört-bas ediliyor? İnsan hakları ihlallerinden bahsederek yollara düşenler ve  kilometrelerce uzaklarda  başka ülkelerin yöneticilerinden  hesap soranlar kendi ülkelerindeki iğretilikleri neden umursamıyorlar?


Bizim ne istediğimize ve ne beklediğimize iyi bakın …

YOLCULAR

Birinci Perde 

1. Sahne : Hayatın kendisi… İçinde yaşadığımız alan, kitabımızın her hangi bir sayfası… Hafifce araladığımız bir kapı, perdeleri kapalı pencereler… Karanlık bir şehir… Ağlayan bir baba.

Birinci Yolcu -  Bizim  yaşadığımız şehirde geceler üç parçalı... Duyguların sık sık meydanlarda yakıldığını görüyoruz … Endişeler üzerine zaman zaman  yazılar yazılıyor… 

İkinci Yolcu : (Elindeki  fotoğrafa bakarak konuşur) Batının püskülü, doğunun gülüyle  bir arada kolye gibi… bir kadının  göğsünde!  Orada gül renginde bir aşk solunuyor... Islıklı bir gecede gökyüzüne bakıyor herkes… Şarkılarla yıkanmış bir karanlık düşüyor insanların önlerine!

Birinci Yolcu :  Ayıptır söylemesi… Yılan hikâyesi gibi uzayıp gidiyor geceler… 

İkinci Yolcu : Kendi içlerinde göç ediyor insanlar. Hücreleri hile ile, birer birer ele geçiriliyor. Üs kuruyorlar birileri insanların içlerinde.

Birinci Yolcu :  Farkedemediğimiz yerlerdeki karanlıklar örtü gibi bazı şeyleri gizliyor!

İkinci Yolcu : Şifresini bilmediğimiz sözler dolaşıyor ortalıklarda. 

Birinci Yolcu :  Siyah bir kutu gibi karanlığa atılmış çocukluğum...

İkinci Yolcu : Dış kişiliklerine taktıkları maskelerle, iç kişiliklerini gizlemeye çalışanların oyunlarıyla karşılaşıyorum sokaklarda...

2. Sahne :  Kasap dükkanları... Fırınlar... Çöp yığınları... Helalar... Pencereler önünde iplere asılı çeşitli donlar… Sokak kenarlarında, köşebaşlarında kartonlar ve gazete kağıtlarının altında ve üstünde yatan insanlar… Avrupa!

Birinci Yolcu, Bir valizin üzerinde oturuyor. Önünde büyükçe bir valiz. İkinci Yolcu, önünde iki tekerlekli pazar arabası  ve elinde buruşturduğu bir gazete ile ayakta. Sokak alacakaranlık ve ıssız… Kepenksiz dükkanların vitrinlerinde cılız ışıklar var.

Birinci Yolcu :  Ben kendi içimde yaptığım yolculuk gibi aynı şehirde de bir çok kez  yer değiştirdim. Burada bir başka ülkenin vatandaşı olduğum için değil bu yer değiştirmeler…Kabullenilmediğimden!

İkinci Yolcu : Bir başkasını yok saymak gibi bir şey bu… Yedikleri hurma Tunus’tan geliyor…
Fas domatesi yiyorlar... İzinlerini Türkiye’de geçiriyorlar... İtalyan ayakkabısı giyiyorlar... Kullandıkları petrol İran’dan, baharatları ise Pakistan’dan vaya Hindistan’dan geliyor. Bütün bunları farketmeden yaşıyorlar... 

Birinci Yolcu :  Çürüyerek yaşamak değil mi bu?

(Geri planda hiç birisi anlaşılmayan bir yığın insan sesleri… Ardından ayak seslerini andıran esrarengiz bir müzik … Ağlayanlar ve gülenlerin çığlıkları…)

İkinci Yolcu : Paris, Londra ve Brüksel üçgenindeyiz. Başımızı göstermemiz istenmiyor. Aynı kefedeyiz bütün yabancılarla... Baskılarla içimizdeki nefret püskürtülüyor.

Birinci Yolcu :  Yerinde durmayan çağ... İnsanların içlerine yerleşen ajanlar... Katil hücreler... Sapık ve kapkaççı dokular, virüslü gıdalar... Ve bozulmuş bir kanla yaşayanlarla içiçeyiz. 

(Gece yarısı sessizliğini bozan çöp kamyonlarının çıkardığı gürültüler... Ayak ve öksürük sesleri)

İkinci Yolcu :  Sus be Mehmet! Görmüyor musun senin ve benim ceplerimize uzanan hırsız elleri? (Alkışlar, ney müziği ve sessizlik)

Birinci Yolcu :  Kiralık bir gövde üzerinde cani gözler, uydu ayaklar ve yapay bir kafa… 

İkinci Yolcu :  Sahipsiz bir candan hiç bahset miyorsun?

Birinci Yolcu :  Beceriksiz yöneticiler, bilinmeyen silahlar, farkedilmeyen katliamlar ve gizli pazarlar!

İkinci Yolcu :  Neden gözlerimizdeki sessiz çığlıklar bilinmiyor?



İkinci Perde 

1. Sahne :  Yol  ortasında Üçüncü Yolcu, elinde saplı bir süpürge  ve yerde bir çöp küreği… El arabası… Yerlere atılmış bir yığın kitap, gazete ve mecmualar… Kitapların bir çoğunun başlıkları “adalet” üzerine… Sık sık yangın ve ambulans sirenlerinin sesleri arasında geçer konuşmalar… Fren sesleri, gürültüler, ayak sesleri ve esrarengiz müzik geri plandan duyulur.

İçeriye sırasıyla Birinci Yolcu,  İkinci Yolcu, ve  Dördüncü Yolcu girerler. Daha sonra kalabalık halinde her birinin elinde aynı büyüklükte birer valizle diğer yolcular tek tek girerler. Bütün erkek ve bayan yolcuların üzerinde  siyah aynı tip elbiseler bulunmaktadır.

Birinci Yolcu,  İkinci Yolcu ve  Dördüncü Yolcu sahnenin ortasında yerlere atılmış kitaplara bakarlarken Üçüncü Yolcu temizlik yapmaktadır. Diğer yolcular ikişer ikişer birbirleriyle konuşmaktadırlar.
Sesleri ise  aynı anda artarak azalmaktadır.

Konuşmalar sabaha doğru, alacakaranlıkta geçer. Batı müziği farkedilmeyecek şekilde başlar… yükselerek devam eder.

Birinci Yolcu -  Bizim  yaşadığımız şehirde geceler üç parçalı... Duyguların sık sık meydanlarda yakıldığını görüyoruz … Endişeler üzerine zaman zaman  yazılar yazılıyor…

İkinci Yolcu : (Elindeki  fotoğrafa bakarak konuşur) Batının püskülü, doğunun gülüyle  bir arada kolye gibi… bir kadının  göğsünde! 
Orada gül renginde bir aşk solunuyor... Islıklı bir gecede gökyüzüne bakıyor herkes… Şarkılarla yıkanmış bir karanlık düşüyor insanların önlerine!

Birinci Yolcu  :  (Yerden aldığı kitapları göstererek...) Görmüyor musun adalet üzerine yazılan kitapları? Fırtınalar  soğuk demirleri sürükleyerek uzaklara götürüyor... Ütüsü bozuluyor bazı sözlerin. Anlat bana sen şimdi neden buradasın? Senin karanlıkta ne işin var? Ben neden böyle konuşuyorum seninle? 

İkinci Yolcu :   Bu soruların cevabını izin ver de  sana başkaları  versinler! Bana açıklar mısın niye böyle konuşuyorsun benimle?  Hepimiz yarın hangi sonuçların kurbanı olacağız? Bunu açıkla bana!

Birinci Yolcu  :  Uzaklardaki savaşlarla yakındaki savaşların farkı ne? 

Dördüncü Yolcu :  Paranın açamayacağı  bir kapı var mı? Halbuki çağ bizim…
Hasat bizim… Can bizim! (Diğer yolcuların yükselen sesleri müzikle birlikte duyulur, aynı sözler çeşitli tonlarla tekrarlanarak  yankılanır)

İkinci Yolcu :  Her yerde  adaletsiz güçlerden  ya da güçsüz adaletten bahsediliyor!  

Birinci Yolcu  : (Yüzündeki buruk bir ifadeyle… Gırgır geçercesine tebessüm ederek) Irkçılığı besleyen ayırımcılıklar şimdi nasıl karşılanıyor? (Yerdeki kitapları ve yolcuları elleriyle göstererek) İnsan haklarına saygılı olunduğundan tek bir söz edilebiliniyor mu şimdi? Ülkeni kötülediğin an veya ülkenin insanlarına kötülük yaptığın an  hepsi senin yanında yer alıyorlar! Ödül kapıları açılıyor sana,  senin için çıkar ziyafetleri tertipleniyor! Size soruyorum şimdi şehit edilen,  kundakdaki çocukların, hamile kadınların  suçları ne?
Katilleri destekleyenler kimler? (Ağıt sesleri, hüzünlü bir müzik)

İkinci Yolcu :  Çağın iki yüzlülerinden bahsediyorsun! (Kırılan bardak ve tabak sesleri...  gürültüler...)

Birinci Yolcu  : Ülkemizdeki görüntülerin akisleri bunlar! Yansıdıkları şekilde karşılıklarını alıyorlar.

İkinci Yolcu :  Uzaklıklara yakınlığımız da sorgulanmalı! Yakınlara uzaklığımız da!

Birinci Yolcu :  İsviçre ceza yasası tam kırk yılda tamamlandı... Bizimkiler ise böyle ciddi şeyleri bir güne sığıştırarak tavizciliğin öncülüğünü yapıyorlar.

İkinci Yolcu :  Şeffaflıktan korkanlar, gizli tavizlerle yönetiyorlar bizi! Alınan kararlar iki ucu açık demokrasi borularından girdikleri gibi çıkıyorlar... Sonra bunlar denetleme ve  eleştiri haklarımız yok edilerek önümüze getiriliyor!

Birinci Yolcu  : Düşünebiliyor musun kim, neyi, nerede, ne zaman ve nasıl pazarladı?
Ülkemizin nerelerinde üsleri var dış güçlerin? Üç ayaklı deprem makineleri hangi şehirlerimizde kurduruldu? Uçak düşüren sistemlerden kimin haberi var? İnsanlarımızın beyinlerini ve hassasiyetlerini ışınlarla dumura uğratmak isteyenlere kim fırsat veriyor? Stratejik ortaklık kişisel çıkarlara dayalı bir ihanet biçimi mi? 

İkinci Yolcu :  (Hüzünlü bir müzik, gürültüler) Dikenler birilerinin yüreğine saplandığı zaman gerçekler anlaşılacak! 

Üçüncü Perde 

1. Sahne :  Sahne karanlık. Tüm oyuncular dizleri üzerinde durmaktadır. Sahne yavaş yavaş aydınlanırken hepsi birden ağır ağır ayağa kalkarlar. 

Birinci Yolcu -  Bizim  yaşadığımız şehirde geceler üç parçalı... Duyguların sık sık meydanlarda yakıldığını görüyoruz … Endişeler üzerine zaman zaman  yazılar yazılıyor…

İkinci Yolcu : (Elindeki  fotoğrafa bakarak konuşur) Batının püskülü, doğunun gülüyle  bir arada kolye gibi… bir kadının  göğsünde! 
Orada gül renginde bir aşk solunuyor... Islıklı bir gecede gökyüzüne bakıyor herkes… Şarkılarla yıkanmış bir karanlık düşüyor insanların önlerine!

Dördüncü Yolcu :  Paranın açamayacağı  bir kapı var mı? Halbuki çağ bizim… Hasat bizim… Can bizim! (Diğer yolcuların yükselen sesleri müzikle birlikte duyulur)

Birinci Yolcu  :  Duruş hatası bu! Çevremizde acıları tadlandırmak isteyenler var…Yerinizden asla ayrılmayın!

Unutmayın ki “sizi küçülterek yoketmek isteyenler” olacak! 

İkinci Yolcu : Ateşin altındakilerle ilgilenenler var mı?

Birinci Yolcu  :  Yüzünüze gülenlere asla inanmayın! Yeni düzenin karışımında  ihanetler var…

Dördüncü Yolcu :  Ben kendim gibi olamadım! 

İkinci Yolcu :  Seine Nehri’nin taşıdıklarına bakan yok!

Birinci Yolcu  :  Asıl konu günümüzde şiddetin yoksulluğu…
Yoksulluğun da şiddeti!

İkinci Yolcu :  Ben kendi düşüncelerime dönüyorum.

Dördüncü Yolcu :  Oh ne âlâ... ne âlâ!…

2. Sahne :  Sahne oldukça  karanlık... Tüm oyuncular dizleri üzerinde durmaktadır. Sahne yavaş yavaş renkli ışıklarla aydınlanırken hepsi birden ağır ağır ayağa kalkarlar. Yerde tamamı devrilmiş sandalyeler… Ön taraftan Dördüncü Yolcu yerdeki sandalyeleri birer birer kaldırarak  sahnenin arka kısmına taşır…Sandalyeler geldikçe her bir yolcu teker teker ters bir şekilde oturarak sola dönük  vaziyette  ve sola bakar şekilde  başlarını sandalyeye dayarlar. 

(Kapının zili çalar. Birinci yolcu soldaki kapıyı açar…)

Misafir : (Kendisi görünmez... Konuşmaları dışardan gelmektedir...) Ben bir gurbet adamıyım... Kaybettiklerimi arıyorum. Şu ana kadar çalmadığım kapı kalmadı... Konuşmaya başladığım zaman insanlar sözümü daha tamamlamadan “bana sen delisin“ diyerek,  kapılarını yüzüme kapıyorlar...

Birinci Yolcu  :   Pekiyi nelerini kaybettin?

Misafir :  Haksızlıklarla karşılaştığım iş yerinde gençliğimi; bana ayırımcılık ve taciz yapan patronum sebebiyle emeklerimi ve çevremdeki iki yüzlü dostlarla, haksızlığa destek olan iş arkadaşlarım yüzünden de insanlara olan güvenimi kaybettim… 

Birinci Yolcu  : Biliyorum yarın dün gibi olmayacak... Çaresizliğine sebep olanları ve önündeki engelleri içine atmadan seni dinleyenlere anlatmaya devam et! Öyle ümit ediyorum ki günün birinde sert  fırtınalar onları darmadağın edecek!  (Rüzgâr sesi, gök gürlemesi ve gürültüler birbirini takip eder…)

Misafir :  Size iyi günler diliyorum. Sözleriniz beni rahatlattı... (Oradan ayrılır)

Birinci Yolcu  : (Misafirin arkasından konuşur…)
Güle güle git dost... Tacizsiz yaşa! Seni anlayan insanlarla karşılaş! Sıkıntılarını haksızlığa destek olmayanlarla gider! Bütün engelleri aş! (Ayak sesleri, müzik ağır ağır yükselerek birbirini takip eder.)

İkinci Yolcu : Herkes dereyi geçmek için paçalarını benim gibi sıvasın !(Paçalarını sıvar ve yavaş yavaş sahnenin sağındaki kapıdan dışarı çıkmak üzere yola koyulur…)

Diğer yolcular da Birinci Yolcu  hariç aynı kapıdan çıkıp giderler… Birinci yolcu sahnenin ön kısmında yer alır. Arkadan gelen insan seslerinin yerini müzik doldurur...)

(Sahne kararır... Gürültüler artar... Arka arkaya bütün yolcular ellerindeki valizlerle eski yerlerine geri dönerler. )

Birinci Yolcu  :  Duruş hatası bu! Çevremizde acıları tadlandırmak isteyenler var…Size yerinizden asla ayrılmayın! demiştim... Unutmayın ki “sizi küçülterek yoketmek isteyenler” olacak!

Dördüncü Yolcu : (Sahnenin önüne gelerek)  Paranın açamayacağı  bir kapı var mı? Halbuki çağ bizim…
Hasat bizim… Can bizim! (Diğer yolcuların yükselen sesleri müzikle birlikte duyulur)

Birinci Yolcu -  Bizim  yaşadığımız şehirde geceler üç parçalı... Duyguların sık sık meydanlarda yakıldığını görüyoruz … Endişeler üzerine zaman zaman  yazılar yazılıyor…

İkinci Yolcu : (Sahnenin önünde elindeki bir fotoğrafa bakarak konuşur) Batının püskülü, doğunun gülüyle  bir arada kolye gibi… bir kadının  göğsünde!  Orada gül renginde bir aşk solunuyor... Islıklı bir gecede gökyüzüne bakıyor herkes… Şarkılarla yıkanmış bir karanlık düşüyor insanların önlerine!

Birinci Yolcu -  Dostları düşman olanların başları çevresindekilerle birlikte sık sık ağrımaya devam edecek!

İkinci Yolcu :  Kendi kendilerini denetlemeyenlerden bahsediyorsun herhalde!

Birinci Yolcu -  Şiddetin geçmişinde onlar vardı! Şöyle başınızı çevirerek  bir bakın; köylerde ve şehirlerde hiç gülümseyen kalmadı! Sistemin gagaladıklarına ve iğrenç şeylere sevinenler var günümüzde!  

İkinci Yolcu :  Sevmek ve dost olmak varken!

Birinci Yolcu -  Hayat atölyesinde yerinizi alın! Sizi dirençli olmaya çağırıyorum!

(Bütün yolcular  her birisi sağ ellerindeki valizleri yere bırakarak,  sol ellerinde bulunan bir dosya kağıdını teker teker sırasıyla yırtarlar…)
( Gürültüler ve müzikle perde kapanır)

Paris – 09.03.2004

SAYFA BASI

Yazarın diğer yazıları:

Yolcular
Biber yiyen acısına da katlanır
Vah be sizi de satın aldılar!
Sana " Bir Gecede Kal" Demem
İhanet Kapıları
Siyah Çelişkiler
Demokrasi Çarkı
Hayata Bakış
Dilde Bozulmalar ve Kültür Yozlaşması
Gölgeler Utanmazlar
Nasırlı Eller
Hamamlar
Referandum ve halkın ortaya çıkan tepkisi
HANGA HUNGA
Dar Kapı
Suçlar vadisi
Sözlerimden duman çıkıyor
Sen ne biçim insansın?
Yorgun değiliz biz türküler varken...
Gurbet ve Tutkular
İçinizdeki şehir
Küçüktüm küçücüktüm
Yan Kesit
Çağın üzerindeki karanlıklar 
Arayış
Hazır mısınız çocuklar?
Varoluş üçgeni
Öğretmenim
Acılar karla kaplanırken
Savaş Dansları
Karanlığa savaşla yazılanlar
Gurbet Çiçekleri
Çöpçü kardeş
Kapar kapılarını dostlarına
Ne zaman başımı kaldırsam
İnsanları tanımak istiyorum
Üzerimize ağları ördüler
Yargılanışım

SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Üzeyir Lokman Çaycı
Yolcular
Yakup Yurt
Mozart Bugün 250 Yaşında
Prof. Dr. Ümit Özdağ
İlerleyen Federalizm
M. Ali Aladağ
Çağdaş Yobazlar
Mahmut Aşkar
Vicdansızlığınıza Muhtacız
Hasan Kayıhan
Ayrılığın Rengi Hüzün
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Enerjimizi Ulusal Sorunlarımızın Çözümüne Harcayalım
Ayten Kılıçarslan
Türkler şiddet kurbanı
Ali Kılıçarslan
Yeni meclis, eski kafa
Sebahattin Çelebi
kadıköy
Veli Kalli
Gurbette Vatan Sevgisi
Mustafa Can
Akıl...Gönül...Şüphe...
Sonra Hayatın Akışı...
Şefik Kantar
Davul Tozu, Minare Gölgesi
Nuran Yelkenci
Bin Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
Orhan Aras
Balık Adam
Hidayet Kayaalp
Ertuğrul Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Yılmaz Kuzucu
Müstesnalar
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Serdar Çelebi
ETU (Europaische Türkische Union)  ne yapıyor?
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Sizden Biri
Gurbet
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç