·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  BİR DUYGU

         Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

Info@turkpartner.de


ARAYIŞ


Babası  Ceylan ismini verirken “oğlum, yaşadığın sürece insanlar seni bu isminle sevsinler”  demişti ona.
Fransa ile Türkiye arasında imzalanan 8 Nisan 1965 tarihli işgücü anlaşmasıyla gelen ilk işçilerden biriydi Ceylan.
37 yıl önceydi Isparta’nın Yalvaç ilçesinden   gurbete gelişi...
Paris’in Choisy-le-Roi  bölgesine yerleşti. İçtenliğiyle çevresindekilerin dikkatlerini çeken Ceylan, ailesinin mutluluğu için de elinden gelen bütün gayretleri gösteriyordu.
Gurbetin sert yüzü uzaklardaki yakınları için, onu oldukça endişelendiriyordu. Daha fazla dayanamadı ayrılığa... Bu sebeple doğduğu yerde yalnız bıraktığı anasını ve babasını da yanına getirdi. Onların dualarını alabilmek için de adeta çırpınıyordu.
Babası :
“- Ceylan’ım... Sen ayrıldıktan sonra Yalvaç’ta  bıraktığın elbiselerini kokladım...Dayanamadım hasretine.Ayakkabılarını sevdim... Diktiğin ağaçlarını göz yaşlarımla suladım...
Bunları yaşarken üzmemek için, anana fark ettirmedim. Çünkü onun sana olan şefkati benimkinden daha fazlaydı! Onun da zaman zaman gözyaşlarını gizlemeye çalıştığını hissettim! Alışamadık oğlum sensizliğe... Bir türlü alışamadık!  Senin bizden ayrılman çok dokundu. Allah bir daha ayrılık göstermesin bize!”
Ceylan babasının gözyaşlarıyla anlattığı bu sözlerinden sonra önce anasına, sonra da babasına sarıldı. Gözyaşlarını tutamıyordu.
“- Baba ben de sizden farklı değildim! Birbirimize öylesine alışmıştık ki...
Kendimi uzun süre boşlukta hissettim. Gurbet sadece bu gördüğünüz dört duvar arası değildi... Derinlik ve uzaklık hasretle birleşince rüyalarımı bile etkiledi. Bir de dillerini bilmediğimiz insanlar arasında yaşamak var ya bu da çok dokunuyordu bana...ülkemizde mahalle bakkalımız Ali efendiye gösterdiğimiz nazı bunlara gösteremiyordum...Bir kuruş eksik para ile  müşterilerine bir yumurtayı dahi veremiyorlar bunlar! Bizler cömert ve elleri açık insanlarız! Buralarda menfaatsiz komşularımız bizlere selam dahi vermiyorlar... Nasıl yaşadığımızı, çevreden bilen bile yok...İnsanlar birbirlerinden habersiz yaşıyorlar burada...Amelelik yaparken güçlü bir etki yapmamız da mümkün olamıyor! İşte bu şartlarla sizlere olan hasretim çoğu kere boğazımda düğümlendi.
1980 yılının Aralık ayında babası Mustafa Efendi aniden hastalandı. Ceylan’a:
“- Oğlum kendimi iyi hissetmiyorum. Doktor mu çağıracaksın yoksa doktora mı götüreceksin benim için bir şeyler yap!” dedi.
Ceylan bu sözlerinden sonra babasını, minibüsüyle apar topar Villeneuve-Saint-Georges Hastanesi’ne götürdü. İlk müdahalelerden sonra  tek kişilik bir odaya yerleştirilen babası :
“- Ceylan’ ım sen evimize git de, bana pijama ile birkaç iç çamaşırlarımdan getir! Anana veya hanımına sôyle de bana yiyecek bir şeyler hazırlasınlar! Bunların yemekleri boğazımdan geçmiyor!
Ceylan’ ın, babasının istediklerini getirmesi, üç saat kadar sürmüştü...Geldiğin de babasını yerinde bulamamıştı.Odasındaki tuvalete girmiş olabilir diye biraz bekledi. Sonra kapısını açarak içeriye baktı.
Orada da yoktu. Hemen getirdiklerini  bir kenara bırakarak babasını aramaya koyuldu. Önüne gelen hemşirelere soruyordu. Hemşirelerden biri ona yaklaştı... Bay Mustafa’yı mi arıyorsunuz? Ceylan
“- Evet... evet!
“ dedi.
Hemşire :
“- Öldü o...” cevabını  verdi.
Ceylan gözyaşlarını tutamadı birden... Dudaklarını bükerek hemşireye :
“- Nasıl olur bu?...Kendisini aldığı ilaçlarla  iyi hissettiği için beni evimize göndermişti... Bir şeyler istemişti benden...İnanamıyorum... Ben onun ölüsünü görmek istiyorum!
Bana ölüsünü gösterin babamın! Babamı istiyorum ben!
Sanki yer yarılmış babası içine girmişti... Babasının ne ölüsünü ne de dirisini bulamadı... Morglardaki cesetlere tek tek baktı...
Araması aylarca sürdü. Başvurmadığı yer kalmadı. Başvurduğu yerlerden de olumlu cevap alamadı...
O gün bugündür her geçişinde minibüsünü babasını kaybettiği hastane önünde durdurur... “Babamın mezarı burada...” diye içinde dinmeyen acılarını gözyaşlarıyla birleştirerek  Ceylan, babasının ruhuna fatiha okur...”Babam... “ der içinden...
Bir kayboluşun öyküsüyle sarsılan ailenin dramı,  bu olayla  Avrupa’daki Türklerin hayatlarından acı bir sahne olarak zihinlerden silinmeyeceğe benziyor.
SAYFA BASI



Yazarın diğer yazıları:

Arayış
Hazır mısınız çocuklar?
Varoluş üçgeni
Öğretmenim
Acılar karla kaplanırken
Savaş Dansları
Karanlığa savaşla yazılanlar
Gurbet Çiçekleri
Çöpçü kardeş
Kapar kapılarını dostlarına
Ne zaman başımı kaldırsam
İnsanları tanımak istiyorum
Üzerimize ağları ördüler
Yargılanışım

SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Ozan Yusuf Polatoğlu
Seçim Şakası
Sebahattin Çelebi
Artakalanlar
Üzeyir Lokman Çaycı
Arayış
Fikret Ekin
''Puzzle'' ın bütününü görmek (3)
Mahmut Aşkar
Çöküş
İsmail Altıntaş
Gençlik ve Eğitim
Yılmaz Kuzucu
Sözlerin özünden
Şensel Aşkın
Kültürel Çözülme ve Zorlanan Kişilik
Latif Çelik
Korkarım sonunda o'da olacak
Alperen Çelik
Ortadoğu
Şefik Kantar
Schröder’le AB trenine binmek mümkün mü?
Muhsin Ceylan
Şikayeti seviyoruz
Hidayet Kayaalp
Kabaklı köyün ahalisi ve NLP
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Ali Kılıçarslan
Anti-İslam kampanyası
Sizden Biri
Nadan elinden
İsmail Tüysüz
Yılbaşı ve noel kutlamaları hakkında neler biliyoruz
Ayten Kılıçarslan
Azınlık Türk kadın hareketi var mı?
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bili