·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


BAKÜ MEKTUPLARI
                                                                               Tevfik Abdin
 
atofiq@hotmail.com




İstanbul’da Rus abuhavası...Kişisel düşünceler (1)

   Her ne kadar Rus Ordusunun ve Rus devletinin çöküşünden ara-sıra konuşulup, yazılıyorsa  da Türkiye’nin bir devlet olarak Rusya’dan çekindiği hepimize malumdur ve Türk vatandaşlarının da sınırlar açıldıktan sonra Rusya’ya ve Rus’a bakışının değiştiği ve son derece yaklaşma ve sıcak bir münasebette oluşu göz önündedir. Ben bir Azeri olarak, böyle diyelim Azeri Türkü olarak, şunu yazıyor olurumsa, şayet bu yazı bir Rus’un eline geçerse düşünüyorum ki, diyecek: kıskanıyorum ve yadırgamıyorum. Estağfurullah. Türkiye’nin bir başka Devlet ve bir başka ülke tarafından sevilmesini ben hiç zaman kıskanamam ve hatta beğeniyorum olanları, ama yaşadığımız bazı olaylar var ki, beni bir gazeteci olarak değil, bir Türk olarak da rahatsız ediyor ki, bunu ben İstanbul’da yaşadığım yıllarda çok gördüm. Ve benim görmeğim bir yana, hâlâ da bir çok adam ve bir nice parti Rus sosyalizmi denen bir terimle aşinadırlar ki, bunun altında da neyin yattığını yalnız kendileri biliyorlar.

   Rus Ordusunun zayıflamasını yazan bir çok gazete ve kendilerince bu konuyu tartışan bir çok aydın, bu düşüşü göze soka-soka onu da söylemeyi ihmal etmiyorlar ki, Rusya hâlâ kuvvetlidir ve onunla şaka yapmak olmaz ve Rusların dediklerine dayanmak gerektir.

   Uzağa gitmeyelim. Rus Deniz Kuvvetleri gemileri Boğazlardan geçip Kosova’ya giderken bir çok Türk gazetecileri ve Çevreyi Koruma Cemiyeti buna itiraz sesini yükseltse de  tum şunları dinleyen olmadı ve Rusya’nın bu davranışı Uluslararsı sözleşmeye göre kanuni sayıldı  ve  Rus Deniz Kuvvetleri elini kolunu sallayıp Boğazlardan Kosova’ya gitti ve kimseyi aldırmadı ve malum olduğu gibi Ordusunu ora sokmakla da milyarlarca dolar kazandı.

   Tabii ben bir gazeteci olarak yazımda siyasi ihtimallere daha çok yer vermek düşüncesinde değilim, şunu sadece örnek olarak gösteriyorum ki, okurların bilgisi olsun. Ama inanın ki, her siyasi fikrin bir insani yönü var ki, çoğu vakit bu insani yön  kazanmasa  da, hatırlatılmasında yarar var. Türklerin de bu Rusya’ya tutkusunu dedikte ben bu insani ve kaçınılmaz olanları düşünüyorum, ama bir de görüyorsun ki, harfler kaçtı siyasi boyuta.

   Rus devletinin gücünü Rusya ile ilgilenen adamlar biliyorlar ve ona göre de bir çok gazete yazarları ve bir çok ilim kişileri kendi düşüncelerinde buna dokunuyorlar ve üstü kapalı olsa da,açık-açığına olsa da, Rusya’nın bir güçlü devlet olduğunu inkar etmek istemiyorlar. Düşünüyorum ki, aynı zamanda başka türlü düşünen adamlar da var ki, onlar artık Rusya’nın bir şeyler yapamayacağını söylüyorlar ve beni de hayrete düşüren “Rusya bir şey yapamaz” düşüncesidir ki, gözümüzün önünde Çeçenistan’ı Türk gazetelerinden aldığım bilgilere göre yerle bir ediyorlar. Demokratik dünya dediğimiz o dünya seyrediyor ve arada bir horoz gibi ötüyor ki, böyle olmaz. Ama bu sesi de duyan yok kardeşim. Yıllar öncesi Boris Yeltsin böyle bir açıklama yapmıştı. Yeltsin Clinton’la ilgili bir haberde şöyle demiştir: “Benim kafamı attırmasınlar, onlar gayet iyi  biliyorlar  ki, bende öyle bir silah var ki, parmağımı bassam dünya yok olur. Amerika bu dünyayı tek başına bölüşemez. Ben Çin’le görüşmüşüm ve bizim de bu dünyada oludğuuzu unutmasınlar.”

   Tabii, bu bir siyasetçinin ve devlet başkanının bildirisi gibi kabul edildiğinde, bunun olabilmeyeceğini kim garanti edebilir. İkinci Dünya Savaşı başlatılırken meğer Nazi Almanya kimseye dedi mi  ben bir nice gün sonra savaş başlatıyorum?

   ...Ve Türk Devleti nasıl olursa olsun, Rusya ile münasebetini hiç vakit bozmaya ceht edecek değil ve bunu biz  bir çok Türk bürokratının Moskova gezilerinde apaçık gördük ve Rusya bir daha dedi ki, dünya bana vız gelir.

2.

   Türkiye’de yaşadığım bu yıllarda Rus’a olan böyle büyük merakın bazı nedenlerini araştırmağa başladım ve ben günümün çoğunu sıradan vatandaşlar arasında olduğumdan bu merakın bir devlet çerçevesinden çıktığının da şahidi oldum. Tabii ilk olarak şunu deyim: Türklerin Ruslara merakı bir Rus kadınına olan merak gibi beni hiç ilgilendirmiyor, bunu tek kelimeyle ifade edebilirim: bizim erkeklerimizin, yani Azeri Türk erkeklerinin  Rus kadınlarına merakı bir zamanlar nasıl olmuşsa İstanbullular ve başka yörenin erkekleri de aynen o merakla ve hatta bizden daha çok büyük merakla ( her şey yeni-yeni başlıyor) yaklaştıklarını  düşünmek lazımdır. Rus’a ve Rus diline merak o kadar ilginç ki hatta en popüler gazetelerin Bulmacalarında da bile bir soru var: Rusça’da Evet. Ama inanın bir defa da olsun Azerice’de “evet” sözünün karşılığını soruşan soruya rastlamadım. Halbuki Mustafayev soyadlı bir koca ve eşin Türkiye’de yayınlattığı iki ciltlik sözlükte evet sözünün karşılığı olan “Beli” sözü var. Ben kasten “Beli” diyende  “Neeee?” deyip bana hayretle bakıyorlar. Amma “Da” deyeince, bu “Evet” demektir deyip güle-güle bakıyorlar. Bunlar nazik bir konu...

   Bir zamanlar Rus’a öyle bir nefret varmış ki, bu ülkede ( ben bunu alkışlamıyorum ve yadırgıyorum, ben yalnız bilgileri yazıyorum, kimse rahatsız olmasın) bizim bildiğimiz  Rus Stoliçnıy salatası bile burada öz adını değişmiş “Amerikan salatası” gibi menülere kaydırılmıştır ki, vallahi ben yemek uzmanı değilim ve bunun aslında kimin olduğunu bilemem, ama İstanbul’da bir çok kişi diyor ki, Rus salatası olup bir vakitler.

   Türkiye’nin çok büyük milliyetçi yazarı ve şairi Nihal Atsız, bir zamanlar “Rusya kaçan” Nazım Hikmet’e ve kaçtığı ülkeye nefret işareti olarak bütün yazılarında ve şifahi sohbetlerinde Nazım Hikmetof ( “OF” sözüne dikkat edin,aslında OF değil OV olmalıdır) diye müracaat etmiştir.

   Rus edebiyatına ve Rus musikisine öyle bir hayranlık var ki, bu İstanbul’da bir örnek deyim. Menim tanıdığım bir iş adamı, fabrika sahibi, bir vakit Rusya ile iş görüşmelerine giderken inanın ki, özüyle ne götürse iyidir: Caykovski’nin CD’ye yazılmış eserlerini. Hayret alıyordu canımı. Düşünüyordum, canım efendim, Rusya’da şimdi Çaykovski’ni dinlemekten insanlar bıkmışlar, siz neden bunu böyle yapıyorsunuz. Ama,hayır, adam kendini gelişmiş birisi gibi tanıtmak için kıvrılıyordu. Rusların gözüne girmek üçün bunu yapıyordu. Bu uzak zamanın sohbeti değil.   

   Benim yolum hiç zaman bu Aksaray denilen ticaret merkezine düşmez, amma bir defa gittiğimde, sanki bir zamanların Bakü’sini gördüm ve sanki Moskova’nın bir hissesi göçüp gelip İstanbul’a. Ben anlıyorum: ticaret ve para her şeyden üstündür. Anlıyorum  ve ama yadırgamıyorum. Bu benim hakkımdır ve buna göre de bu hakkımdan yararlanıp bu yazıyı da yazıyorum.

   Men anlıyorum: her devletin kendi kanunları var. Her devletin kendi siyaseti var. Ben bu kelimeleri ona göre yazıyorum ki, benim gözümün içine,”esaretten çıkmış devletin adamı” diyorlar ve beni esarette saklayan o devletin medeniyetinin ve insanının indi Türkiye’de nece bir gizlin ortam yarattığını görmüyorlar.

   Böylece, bu Rus kültürüne ve Rus insanına büyük kaygı ve büyük hürmetle yaklaşanların Azerbaycan edebiyatından ve kültüründen son derece habersiz oldukları ortaya çıkmaktadır.

   Deli Petro bir zamanlar söylemiş: Rusların erkekleri dünyayı işgal etmese bile, bayanları dünyayı zapt edecektir.  

www.toabdin.by.ru


SAYFA BAŞI

İstanbul’da Rus abuhavası...Kişisel düşünceler (1)
BİR YAZI ÜSTÜNE
İLGİNÇ ARAŞTIRMA

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Türklerin Türklüğü
Yakup Yurt
Ankara-Brüksel Diyaloğu...
Ayten Kılıçarslan
Türkler şiddet kurbanı
Prof. Dr. Ümit Özdağ
21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Dr. Nebil Bozdoğan
Ameliyatsız Yüz Gençleştirmede Son Nokta
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Orhan Aras
İnsanlık öldü mü?
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
M. Ali Aladağ
Sarık-Cübbe ve Takım-Kravat
Ali Kılıçarslan
Yeni meclis, eski kafa
Sebahattin Çelebi
kadıköy
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Rumları AB, Kürtleri ABD koruyor...
Veli Kalli
Gurbette Vatan Sevgisi
Mustafa Can
Akıl...Gönül...Şüphe...
Sonra Hayatın Akışı...
Şefik Kantar
Davul Tozu, Minare Gölgesi
Nuran Yelkenci
Bin Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
Hasan Kayıhan
3 Ekim Beyannamesi
Hidayet Kayaalp
Ertuğrul Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Yılmaz Kuzucu
Müstesnalar
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Üzeyir Lokman Çaycı
Siyah Çelişkiler
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç