A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  YAZARLAR  
·  SÖYLEŞİ  
·  EKONOMİ  
·  POLİTİKA  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  KADIN & YAŞAM  
·  SAĞLIK  
·  MUTFAK  
·  ÇOCUKLAR  


BAKÜ MEKTUPLARI
                                                                               Tevfik Abdin
 
atofiq@hotmail.com




ORTAK TURKCEYE DOGRU


RAŞİD BEYİN "VEFA"sı

   90 il evvel türk esgerlerinin Bakını ve Azerbaycanı qetliamdan xilas etmesine hesr olunmuş yeni bir belgesel çekilmişdir. Belgesel keçdiyimiz günlerde Türkiye Böyük Elçiliyinde nümayiş etdirildi. Bu elametdar günde Enver Paşanın nevesi de filmin nümayişi vaxtı seyrçilerin arasında idi.
   
Belgeselin, senedli filmin adı VEFA.
   
Eslinde bu ad indiki meqamda bir az potetik seslenir, ona göre ki, artıq münasibetlerimizin bu qeder can çekişinden görünür ki, bizimki vefadan keçib. Dünyanın işleri qarışıb, bu qarışıqlığın içinde sevimli Türkiye ortalıqda ve ister-istemez tarixin tekerini geriye döndermek isteyenler var. Bu cür meqamlarda işlerin hara varacağı belli olmur. Bele olduğu halda insanın içini qerib bir çekingen duyğu alır: ne olacaq bu memleketin halı - daha doğrusu, bu memleketlerin halı - TÜRKİYENİN ve AZERBAYCANIN. Kimse deqiq proqnoz vere bilmez ve insanın da içinde çox qerib
ə hissler artıq öz işini görmekdedir. Baş verenler qezetlerimizin çoxunda çox da merhemetle qarşılanmır ve daha keskin yazılar da göze deyir. Bunun ucbatından iki ölkenin baş siyasileri görüşür, aralarında ne söhbetler gedir, bunu onların özleri bilirler. Amma görünen bu ki, dünyanın suları artıq bulanmağa doğru gedir, şayet bir az edebi desek.
   
   Bizim fikrimiz içimizin sesidir, bunu kimseye diqte etmek bizim işimiz deyil. Biz bu qorxunu daha derinden yaşamış bir neslin insanlarıyıq ve her zaman biri-birimizden bir çox şeyler umsaq da, bizler, yeni azeri türkleri bu vefasızlığın başında hemişe birinci olmuşuq. Bu menim şexsi fikrimdir. Bunu açıb ağartmağa heç bir iddiam yox. Bu bir Azerbaycan vetendaşı olan türkün içinin rahatsızlığı kimi başa düşülmelidir. Vefasızlıq hardan qanaqlanır, bunu da başa düşmek bir o qeder çetin deyil.
   
   Bu belgeselin yaradıcıları da mehz bu vefasızlığı yox sayaraq, bu iki milletin arasında olan VEFA duyğusunu araşdırmaq iddiasıyla yola çıxıblar. Çox da böyük olmayan bir memleketin en ucqar yerlerine bele gedib çıxır ve bitde-bitde 90 il bundan qabaq buralarda neler baş verdiyini didik-didik ederek bir çox heqiqetleri ortaya çıxarmaq istemişler ve bu araşdırmalarda da bezen kederli meqamlar üze çıxmışdır. Bu kederli meqamlar lentin sürüşken vadisinde eski foto ve canlı kadrların gösterimiyle bize çatdırılmaq istenmişdir.
   
   Tebii ki, bizim nesil üçün bu lentlerdeki ehvalatlar, bir zamanlar baş verenler heç de namelum detallar deyil. İndiki tarixçilerimiz de, bundan qabaqkılar da buralarda neler baş verdiyini gözel bilir. Amma biz bu memleketin son nesli deyilik, bizden sonra gelenler olacaq. İndi bizim ekranda gördüklerimiz zaman gelecek öz tarixiliyini itirmemek üçün bu lentlerde saxlanacaq. Belgeselin yaradıcıları da mence, bu arzunun ardınca gederek daha çox senedliliye ve senedli danışıqlara meyl etmiş, temiz bir senedli film ortaya qoymuşlar. Şexsen mene qalsa, men bu eseri çox temiz, heqiqi bir senedli belgesel lent kimi qebul ederdim ve bunu açıq söylerdim ki, ekranda gösterilen ve danışılan her şey artıq bizim yaşanmış tariximizdir. Bunlar çoxumuza melumdur, bellidir. Bes o zaman neden yeniden bu hadiselere qayıdılır ve neden mehz bu günlerde qayıdılır? Sen deme, bir yubiley var ortada, doxsan il önce bu lentdeki hadiseler baş vermiş. Ve hemin hadiseleri özünde eks etdiren senedler bizim ve Türkiyenin bir çox arxivlerinde qalmış ve yeniden işıq üzü görmek üçün bizlere teqdim edilmişdir.
   
   Tebii ki, senedli film senedli filmdir ve biz bu güne qeder tarixi bütün çılpaqlığı ile gösteren senedli filmleri az görmemişik. Bu filmlerde adeten tarixi faktlara itaet daha qabarıq olur. Neinki yaradıcı texeyyüle. Ve bütün bunları biz eynen bu belgeselde de görürük. Hemen deyim: bu o demek deyil ki, bu belgesel yaradıcı ve fantastik yanaşmadan kasıbdır.
   
   Bu iki qütbün istiqametinde aparılan araşdırmada daha yaradıcı bir iş ortaya qoymaq üçün güman ki, daha başqa yollar aramaq olardı. Buna baxmayaraq, filmin bizimce ssenari yazarı ve rejissoru Raşid Demirtaş beyefendi ve kameraman Veysel Baban da men bilen bu istiqametde geden araşdırmalarında bezen buna müveffeq olmuş, bezen de tarixilik fantaziyanı üstelemiş ve bu tarixilik bir çox türkoloq ve daha sanballı tarixçiler: meselen, Mehmet Rıhtım kimi uzmanların diliyle bize teqdim edilmişdir. Amma bu teqdimatın özünde de sıxıntı olduğu diqqeti çekir. Yeni danışıqların hamısı eyni nöqteden lente alınmış, eyni ortamı xatırlatdığından tamaşaçını az da olsa darıxdırır ve bunu görmemek de içden bele deyil.
   
   Men bu yaradıcı kollektivi bilirem ve onların yaradıcılıq potensialına da beledem. Amma bu tarixi belgeselin kimin terefinden sifariş olunduğunu bilmirem. Ve bu sifarişin neleri öz içine alacağı gösterişi olub-olmadığını da bilmirem.
   
   Baxın, bu belgeselin mene göre zeif tereflerini araşdırmaq niyyetinden uzağam, amma men bilen daha ifadeli bir belgesel çekmek üçün bu yaradıcı heyetin imkanları olmuş ve neden mehz defelerle gördüyümüz kadrlar ve bize belli fikirler yeniden ekrana daşınmış, bunu tebii ki, yaradıcı heyet daha deqiq bilir.
   
   Kimsenin xetrine toxunmaq istemezdim ve tekrar edirem: bu yaradıcı heyet mene çox doğmadır ve men onların imkanlarının mehz bu filmde tam açılmadığını hiss edirem.
   
   Filmin gösteriminden qabaq çıxış eden ssenari müellifi ve rejissor Raşid bey Demirtaşın danışdıqları mene daha çox tesir etdi. İnanın ki, onun danışdıqları insanın içini titredirdi. Bu menim şexsi düşüncemdir ve Raşid beyin sesinin tonu bir az poetik desek o günkü havanın içinden keder yağmuru kimi axmaqdaydı.
   
   Belgeseldeki en böyük uğur mence, tarixi metnin içindeki kadrları müşayiet eden oxunuşudur. Bu sesin sahibinin neçe yaşı olduğunu bilmesem de, mehz lentin havasına ve lentde görüntülenen hadiselerin axarını ifade etmek baxımından ayrıcalıq teşkil edir. Belgeselin uğurlu alınmasında bu sesin çox böyük bir anlamı olduğu ortada. Senedli filmin içinden axan ağır havanı ustalıqla tutan ve yaşayan NAZİM BEY OKTARIN sesindeki doğal keder insanın içindeki en kederli nöqteleri üze çıxarır ve bu sesin müşayietiyle daha uzaqlara gedirsen ve sesin içine oturduğunu da başa düşürsen. Bu sesle birlikde lente hopmuş vefa havasıyla hadiselerin içine girirsen ve olanları tekrar-tekrar yaşayırsan. Onu da qeyd etmeliyem ki, ilk belgesel deyil ki, Nazim Oktar belece çox yapışıqlı bir sesle ve ustalıqla metni söyleyir. Eyni yaradıcı kollektivin çekdiyi bir çox belgeseli de Nazim Oktar seslendirmişdir. Ve bizim teleşirketlerin bu gözel ses ve dikte sahibine diqqetini esirgememesini meslehet görerdik. Nazim Oktar uzaqda deyil, bizim şeherimizde, bizim yanı-başımızdadır.
   
   
   
   En sonda
   
   
   
    VEFA nöqtesinden baxdığımızda men bir şeyi de qeyd etmeliyem: çox maraqlıdır ki, bu filmin gösteriminden sonra men bizim aparıcı qezetlerimizde ve saytlarımzda bir kelme de olsun yazıya rast gelmedim. Bunu yalnız men baxdığım bir sıra qezetler üçün deye bilerem.
Nece de olsa bu meni bir az da olsa incitdi. İster uğurlu, ister uğursuz, ister normal, ister qeyri-normal bir eserin yaranışı böyük zehmet ve böyük bir hövsele isteyir. Özellikle bu tipden olan belgeseller, senedli filmler. Böyük bir zehmetle yaranan VEFA belgeseline bizim yazar-cizer camiemizin bu soyuq münasibeti bizim vefamızın göstericisidir.


atofig@hotmail.com
www.tofigabdin@ws.tc  


SAYFA BAŞI


Yazarın diğer yazıları:

ВİDA ÖNCƏSİ YENİ BİR KİTAB
ABDULHAMİT BEYİN VEDA BORCU!
İRAN TÜRKLERİNE HAYKIRAN ŞAİR
İstanbul’da BENİ HEP ALDATTILAR...
Oğlum Metin için
Gurbette Bir Kırık Ses
İstanbul’da Rus abuhavası...Kişisel düşünceler (1)
BİR YAZI ÜSTÜNE
İLGİNÇ ARAŞTIRMA

SAYFA BAŞI


   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

Bu Vebal Kimin?
Bilgiye muhtacız, bilge başımızın tacı... Lâkin arınmış, durulmuş bilgi ve arındıran bilge! Devam

Yakup Yurt

14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ VE 3S KURALI…
Gül-diken bütününde esas olan güldür.
Devam

Hidayet Kayaalp

OYNAMADAN GÜLEBİLMEK
„Gülelim-oynıyalım“  şeklinde deyim üreten belki de az millet bulunur yeryüzünde. Devam

Ali Kılıçarslan

TÜRKİYE GÖÇ VAKFI
Göç hareketi yarım yüzyıllık bir süreçten sonra, özellikle göç edilen ülkelerde yeni bir boyut kazanmıştır. Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Leman Kuzu

SEVGİ  ZAMANI!..
SEVGİ  İNSANLARA VERDİĞİNİZ SÜRECE SEVGİDİR...   Devam

Yakup Tufan

GÖÇMENLER VE UYUM MECLİSLERİ
Almanya’da gerçekleşmesi arzu edilen gerçek bir uyum, ançak -gerçek bir demokratik hak- ve -eşitlik ilkesi- ile elde edilebilir. Devam

Orhan Aras

KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

İsrail'in Arapları, Ermenistan'ın Türkleri
Türkiye ile Ermenistan'ın Zürih Protokolü çerçevesinde yeni bir süreci başlatması, barış adına iyi bir gelişmedir. Devam

Mehmet Ali Aladağ

Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam

Ayten Kılıçarslan

Köpekler ve İnsanlar
Hepimiz farklı zaman ve mekânlarda keşke dedik. Hem de bir defa değil binlerce kez söyledik…
Devam

Nurdoğan Aktaş

Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat