·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  GÜNDEMİNÖZÜ

          Ş e f i k   K a n t a r

 

skantar@turkpartner.de


Türklerin ve AB’nin geleceği

Avrupa’nın geleceğinin Türklerin ve Türkiye’nin geleceğine endeksli olduğunu düşünenlerin sayısı hiçte az değil. Gerçekten de Türkler, güçlü zamanlarında da zayıf zamanlarında da Avrupa’nın şekillenmesinde büyük bir rol oynamıştır. Bu realite, tarihin ve coğrafyanın, diğer yandan bin yıldır savunuculuğunu yaptığı dinin kendisine yüklediği bir misyon ve vizyonun sonucudur. Türkiye’nin ve Avrupa’nın geleceği, her hal-ü karda bu misyon ve vizyona inananlarla, Türklüğü sıradan bir topluluk gibi görenlerin önümüzdeki süreçte Türkiye’de sahiplenecekleri pozisyona bağlı olarak şekillenecektir.

Bazı Avrupalı aydınların, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini tarih, din, kültür, medeniyet, ülküler ve hedefler bağlamında ele alıp, daha ziyade ayrılıkları ön plana çıkaran tezlerine hemen hepimizin tepki gösterdiği aşikardır. Ancak bu tepkimizin altında yatan ana sebebin, söylenenlerin doğruluk-yanlışlık paylarından ziyade, bizleri medeni dünyadan dışlama niyetiyle ortaya atıldıklarına olan inancımız olduğu da açıktır. Diğer yandan, bu tezleri ifade edenlerden bir bölümünün hakikaten, bizleri dışlamak, aşağılamak için konuştukları da doğrudur.

Hayati konu, 200 yılı aşkın bir süredir Avrupalılaşmakta olduğumuz ve bunun Cumhuriyet’le birlikte daha da hızlandığı, bunun Avrupa medeniyet dairesine girmemizle taçlanacağı konusudur. Aslında Türklerle Avrupalıların asırlardır süren ilişkilerinin varlığı ile, ilişkilerin bir birlikteliğe gidip dayanacağı veya dayanması gerektiği meselesi başka başka konulardır.

Şu anda üçüncü halka diyebileceğimiz birleşme sarmalını gerçekleştirme sancısını çeken Avrupa; kendi içerisinde bütünleştikçe, yeni ayrışmaların tohumlarının da ekilmekte olduğunu görmektedir. Kaldı ki, her bütünleşme süreciyle, yeni katmanlar, yeni kuvvet dengeleri, yeni sınıflar oluşmaktadır. Hemen tamamı Hıristiyan topluluklar arasında bile kendisini hissettiren Katolik-Protestan-Ortodoks ayrımcılığının, tamamına yakını Müslüman olan Türkler söz konusu olunca alacağı şeklin ne olacağını tahmin etmek güç olmasa gerek.

Zaman zaman söylenen ‘AB bir Hıristiyan topluluğu değildir’ söylemi, sosyal ve kültürel gerçekleri gözardı eden veya etmek isteyen tamamen ‘siyasi’ bir söylemdir. Tarihi ve toplumsal gidişat karşısında hiçbir değeri ve şansı yoktur. Siyasi söylemler, kültürel ve tarihi temellere dayanmadıklarında, kısa sürede geçersiz hale gelirler ve terk edilirler. Bu konulardaki tepkilerimizi hissi ve kısa perspektifli yörüngelerden çıkarıp, gerçekçi mecralara oturtarak tartma yolunu seçtiğimizde bizim de varacağımız noktanın benzer olacağı kesindir: Avrupalılar ayrı bir medeniyeti, Türkler ayrı bir medeniyeti temsil etmektedirler. Günümüzün hakim medeniyeti durumundaki Avrupa’nın sahip olduğu ve sunduğu medeni imkanlara sahip olmak ve yararlanmak için illa o medeniyet dairesinin içinde mi olmamız gerekir? Medeniyet meşalesi bizdeyken, Avrupalılar veya başkalarının bizimle ilişkileri ‘bizden olmak’ hedefine mi yönelikti? Yarın medeniyetin çekim alanı başka bir kıtaya veya topluluğa yönelirse, o zaman ne olacaktır? Bu türden sorulabilecek soruların cevaplarını değerlendirdiğimizde, Avrupa’nın ilerlemişliğinden yararlanmak uğruna bazı kesimlerin gösterdikleri ölçüsüz aşkın, hem geçici hem de tek taraflı kalmaya mahkum olduğunu anlarız.

Avrupa, içerisinde ‘milletleşmiş’ toplulukların  yaşadığı bir kıtadır. Avrupa Birliği süreci, idari bir yapılanma süreci olmanın ötesine geçememektedir. Ülkeler arasında ne bir siyasi birliktelik, ne bir kültürel birliktelik söz konusudur. Bunun istendiğini söylememiz için de yeterli sebep mevcut değildir. Şu anda hepsi AB bayrağı altında görünen insanlar kendilerini Avrupalı’dan ziyade Alman, Fransız, İngiliz, Belçikalı şeklinde algılamakta ve adlandırmaktadır. Dışarıdan algılamada aynı şekildedir. Fransız, Alman veya İngiliz turistler söz konusudur; Avrupalı değil. Yazarlar kendilerini Avrupalı değil, Alman veya İngiliz şeklinde tanımlamaktadırlar. Ortak kurumlardaki temsilciler, ortak Avrupa menfaatlerinden ziyade, ülkelerinin ve toplumlarının menfaatlerini savunmaktadırlar. Orta Doğu krizinde yaşananlar bunu açıkça ortaya koydu aslında.

Birlik sürecinin Avrupa’ya sağladığı en büyük kazanım, aralarındaki savaş dönemini kapatması oldu. Yarınlarda da böyle sürmesi iyi niyetli bir temennidir ama ne derece gerçekçidir bilinemez. Osmanlı’nın güçlü zamanlarında, kimsenin aklına o imparatorluğun unsurlarının birbirleriyle gırtlak gırtlağa gelecekleri tahmin edilemezdi. Büyük Britanya İmparatorluğu’nun ihtişamına bakanlar, onun bir sömürge imparatorluğu olduğunu düşünmez, o güçlü topluluktan kimsenin dışarıda kalmak istemeyeceğini farzederdi. Sovyetler Birliği de gönüllü bir birlik olmamasına rağmen, dağılmaz görünmekteydi. 15-20 yıl öncesine kadar Tito’nun Balkanlarda bir kardeşlik ve uzlaşma devleti oluşturduğuna inanılırdı. Amerika Birleşik Devletleri, eyaletlerin gönüllü birleşmesiyle değil, kuzey-güney savaşı neticesi, bir tarafın galebe çalmasıyla oluştu. Teröre ve tabii afetlere karşı verilen tepkiler, Amerikan toplumunun sosyal anlamda, siyasi, askeri ve ekonomik güçlülüğüyle ters orantılı şekilde zayıf olduğunu göstermektedir.

Avrupa Birliği’ni bu saydıklarımızdan ayıran en önemli özellik, ‘gönüllülük’ esasına dayalı oluşudur. Acaba bu gönüllülük, yarın bazıları topluluktan ayrılmak istediklerinde de aynı şekilde işleyecek midir? Sovyetler dağılırken Baku sokaklarını kana bulayan Rus tanklarını, Erivan, Tiflis veya Riga’da görmedik. Yugoslavya’da en büyük acılara ve katliamlara Bosnalı Müslümanların maruz kalışını sırf coğrafi konumlarıyla açıklayabilir miyiz ?

Düşünüldüğünde, Avrupa Birliği süreci öncesi ve sonrasıyla derin, çetrefil, girift bir yığın meseleyi inceden inceye ele almamızı gerektirmektedir. Ne yazık ki, bugün yapılan bu değildir. Bir mahalle maçı atmosferinde, ‘gireriz-giremeyiz’, ‘alırlar-almazlar’ çekişmesi içerisindeyiz. Halbuki azcık düşünenler gerek Avrupa’nın gerekse Türklerin önümüzdeki yüzyılda alacağı vaziyetin, Türkiye-AB şekillenmesine bağlı netleşeceğini hissediyorlar.

SAYFA BASI


Yazarın diğer yazıları:

Türklerin ve AB’nin geleceği
Bizi bekleyen Avrupa
Almanya’da Türk Adası
Schröder’le AB trenine binmek mümkün mü?
Gündemi Avrupa’ya taşımak
Terörün yeni yüzü
AB ilerleme raporun’da unutulan bazı hususlar
Son ziyaret üzerine
Yaşasın, kurtulduk ! (mu)?
Önemli bir başarı !
Politikasızlık’ politika olursa...
ABD Hamburg’ u bombalar mı?
Terör ve Yeni Dünya Düzeni
Biri bizimle dalga geçiyor
Türkçesinin Türkçesi
Kelleci politikaların sonu
Sağlam imzalara bak!

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Şefik Kantar
Türklerin ve AB’nin geleceği
Hidayet Kayaalp
Ertuğrul Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Mahmut Aşkar
Beyin Çalkantısı
Yılmaz Kuzucu
Müstesnalar
Betül Parlar
Hey du...
Hasan Kayıhan
Türkçenin Tabak Sesleri(!)
Sebahattin Çelebi
Başlıksız bir yazı...
Ayten Kılıçarslan
Seçimler ve Azınlık Türk Kadın Hareketi İlişkisi
Yakup Yurt
La Brabançonne ve İstiklâl Marşı
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Üzeyir Lokman Çaycı
Siyah Çelişkiler
Nuran Yelkenci
İnsanın En Büyük Düşmanı Şeytan
M. Ali Aladağ
Almanya Seçimlerini Nasıl Okursunuz?
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Orhan Aras
Yüreği Yaralı Şair, Tofig Abidin
Mustafa Can
Sen de Yalnızım mı Diyorsun....
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Ali Kılıçarslan
AB’nin hutbe rahatsızlığı
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Serdar Çelebi
ETU (Europaische Türkische Union)  ne yapıyor?
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç