A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  YAZARLAR  
·  SÖYLEŞİ  
·  EKONOMİ  
·  POLİTİKA  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  KADIN & YAŞAM  
·  SAĞLIK  
·  MUTFAK  
·  ÇOCUKLAR  


  GÜNDEMİNÖZÜ

          Ş e f i k   K a n t a r

 

interturk2004@hotmail.com


Batı cephesi bildiğiniz gibi

 Bir önceki asrın başında dünyanı meşgul eden Türk-Alman silah arkadaşlığının temelinde, iki ülkenin birbirlerine olan vazgeçilmez mecburiyetleri yatmaktaydı.

Osmanlı Devleti; büyük devletler nezdinde bir dayanak bulmak, ekonomik alanda daha uyumlu bir partnere sahip olmak, silah ihtiyacını karşılayabilmek ve modern bir ordu haline gelmek için gerekli askeri eğitimi sağlayabilmek için ‘açık düşmanları’ İngiltere, Fransa ve Rusya karşısında Almanya’ya yaslanıyordu.

Almanya ise; milletleşme ve sanayileşmedeki geç kalmışlığı, bir orta Avrupa devleti olmasının verdiği dezavantajlı coğrafi konumu, bunun getirdiği denizaşırı sömürge alanlarına ulaşmaktaki yetersizliği, kendisini hissettirmeye başlayan petrol bölgelerine ulaşmak için yegane emin olabileceği güzergahın Osmanlı ülkesinden geçmesi ve bu mesafelerin de ancak dostluk ile katedilebileceği gibi mecburiyetlerden dolayı Osmanlı’ya yanaşmıştı.

Almanya’nın, yaklaşan büyük hesaplaşmanın (Cihan Harbi) çanları çalarken, savaş sonrası Osmanlı ülkesini en azından bir yarı-sömürge haline getirmeyi arzulamasına ilaveten, İngiltere, Rusya ve Fransa’ya karşı en önemli silahlarından birisinin ‘islam’ olduğu görülmekteydi. Bu nedenledir ki, II. Guilliam ‘Hacı Gulyam’ lakabını alıyor, Kaiser Wilhelm Türkiye’ye abartılı ziyaretler yapıyor, hilafet ortak bir dış politika enstrümanı haline getiriliyor, ‘cihat’ çağrılarını güçlendirmek için Almanya’da devlet eliyle ‘Cihat’ dergileri, beyannameleri yayınlanıyordu.

Savaş, Almanya’nın ‘Drang nach Osten’ ve ‘Bağdat Demiryolu’ eksenindeki yayılmacılık planlarına geçit vermedi. Alman egosuyla yoğrulmuş, stratejik düşünce sistemi yerine taktiksel başarılara dayalı büyüme çabası, Osmanlı’nın bir çok alandaki yetersizliği ile birleşince içine sürüklendiğimiz acı akibet, 20. asrın ilk çeyreğini, hem Türkler hem de Müslümanlar açısından kötü gidişin perçinlendiği dönem haline getirdi.

Almanların yanlışlarla örülmüş ‘Dünya Hakimiyeti’ projelerinin ikinci merhalesi de; Dünya’ya milyonlarca insanın hayatına malolan bir yıkım ve İslam aleminin bağrına sokulan bir İsrail Devleti hediyesiyle neticelendi.       

Soğuk Savaşın bitimi, iki Almanya’nın birleşmesi ve dünyanın tek kutuplu hale gelişi Almanya’yı tekrar heyecanlandırdı. Helmut Kohl’ün Michael Gorbaçov ile kafa kafaya vererek oluşturmak istediği ‘Ortak Avrupa Evi’ projesi ‘Drang nach Osten’ anlayışının yeni versiyonu idi. Ancak Amerika Birleşik Devletleri buna geçit vermedi. 2000’li yıllara gelinirken hazırlıkları yapılan ‘İslam Konferansı’ da ‘fundamentalizm ve terör’ gürültüleri arasında yine ABD ve diğer müttefikleri marifetiyle akamete uğratıldı. Almanya’ya bu durumda kala kala uluslar arası alanda layık görülen devriye görevlerini yerine getirme, Avrupa’da kıtanın istikrarı uğruna ekonomik yükümlülüklere mahkumiyet kaldı.

Bu durumdaki her ülkenin yapacağı gibi Almanya, içinde yaşadığımız çağın vizyonuna tezat teşkil eder şekilde içe dönük, benmerkezci politikalara yöneldi, cezayı da ülkedeki yabancılara kesti.    

Almanya’da yabancı denince akla Türklerin ve Müslümanların geldiğini izaha gerek yok. İçedönük Alman politikalarının temelinde; Almanlığı ve Alman İslamı’nı dayatma, ne şekilde olursa olsun kabul ettirme düşüncesi yatıyor. Bir sürü değişik teşebbüsten sonra, bunları sağlamak için bulunan iki mekanizma, Başbakan Angela Merkel himayesinde başlatılan Uyum Konferansları ve Dışişleri Eski Bakanı Wolfgang Schauble tarafından başlatılan Alman İslam Konferansı’dır.

İki konferansın da gayesi, ülkede yaşayan Türk ve İslam kökenli yabancıları arzulanan ‘kıvama’ getirmektir. Yüzyıl önce İslam’la münasebetini ‘cihat’, Türklük’le münasebetini silah arkadaşlığı yörüngesinde tanımlayan Almanya, bugün ancak ‘yumuşak bir Türklük’ ve ‘ılımlı bir İslam’ı kabul edebileceğinin mesajlarını açık ve seçik ortaya koymaktadır.

Almanya’nın burada da unuttuğu; ‘biz iş gücü istemiştik, insanlar geldi’ esprisinde ifadesini bulan ‘yabancıların’ insan olduğu gerçeğidir. Kendilerinden geçmişlerini, köklerini, tarihi ve coğrafi bağlarını koparması, unutması ve inançlarını törpülemesi istenenler insandır ve bunların her insan gibi dini ve kültürel değerlerini pazarlık masasına koymaktan imtina edeceği açıktır.  

Buna rağmen Almanya katı bir seçim yapma dışında hareket alanı bırakmamaktadır. Ya önümüze konan sözleşmeyi imzalayarak integrasyon diye yutturulmak istenen asimilasyonu kabul edeceğiz, ya da terk-i diyar etmeye hazır olacağız. ‘Yok efendim Uyum Konferansı’nda şu konuşulmuş ta bu konuşulmamış, yok efendim Alman İslam Konferansı’na şu katılacakmış ta bu katılmayacakmış, katılırsa şöyle, katılmazsa böyle olurmuş’ türünden yazılan, çizilen ve tartışılanlar sadece teferruattır.

SAYFA BASI


 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Batı cephesi bildiğiniz gibi
Papa radikallere koz verdi
Bayrak
Her şey hayallerle başlar
Ey Alman, Titre ve Kendine Dön !
Davul Tozu, Minare Gölgesi
Türklerin ve AB’nin geleceği
Bir Yürüyüşün Anotomisi
Bizi bekleyen Avrupa
Almanya’da Türk Adası
Schröder’le AB trenine binmek mümkün mü?
Gündemi Avrupa’ya taşımak
Terörün yeni yüzü
AB ilerleme raporun’da unutulan bazı hususlar
Son ziyaret üzerine
Yaşasın, kurtulduk ! (mu)?
Önemli bir başarı !
Politikasızlık’ politika olursa...
ABD Hamburg’ u bombalar mı?
Terör ve Yeni Dünya Düzeni
Biri bizimle dalga geçiyor
Türkçesinin Türkçesi
Kelleci politikaların sonu
Sağlam imzalara bak!


 

   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

Kendini İfade Edemeyen Müslümanın Tarifi?
Kendi içinde bütünlük arz etmeyen, kendisini tamamlayamayan müslüman azınlığa verilmesi muhtemel haklar da ancak, sergilediği duruşla örtüşen biçimde olur.  Devam

Şefik Kantar

Batı cephesi bildiğiniz gibi
İçedönük Alman politikalarının temelinde; Almanlığı ve Alman İslamı’nı dayatma, ne şekilde olursa olsun kabul ettirme düşüncesi yatıyor.
Devam

Yakup Yurt

GÖÇ, HAYALLER VE IRKÇILIK…
Irkçılık hayallerin yıkıldığı kriz dönemlerinde hortlar.
Hayalleri yıkılan ve canından başka kaybedecek bir şeyi olmayanlar tehlikelidir.
Devam

Hidayet Kayaalp

LAMI CİMİ YOK
Çetelere sövmek, darbecileri lanetlemek belki insanı rahatlatır, ama gelecek nesillerin başına gelecek tehlikeyi ortadan kaldırmaz. Devam

Ali Kılıçarslan

Almanya’da İslam İlahiyatı
Almanya’da üniversitelerde Almanya’nın şartlarına göre ‘İslam İlahiyatı Kürsüsü’ kurulması gereklidir. Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

ABD Saldırılarının Doğası
ABD, fundamentalist İslamcı teröristlerle savaştığını iddia etmektedir. Devam

Leman Kuzu

KABUL  ETMİYORUZ!..
Ey ABD, tüm dünya biliyor ki, sen emperyalist bir güçsün. Devam

Prof. Dr. Ramazan Demir

Neden Cumhuriyet?
Cumhuriyet, kendi içinde birçok devrimi barındıran bir hayat biçimi, yaşama biçimi olarak anlaşılmalıdır. 
Devam

Nuran Yelkenci

8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Müslüman Türk Kadınının Yeri...
Ev ekonomisini en iyi şekilde yönetebilen akıllı, eğitimli bir kadın neden ülkeyi
 yönetemesin?
Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Umut Bulut

Kalıbınıza tüküreyim
İnsan olarak en çok da sevdiklerimizden darbe alınca yaralanırız ya, bu yara kolay kolay kabuk tutmaz. Devam

Yakup Tufan

GÖÇMENLER VE UYUM MECLİSLERİ
Almanya’da gerçekleşmesi arzu edilen gerçek bir uyum, ançak -gerçek bir demokratik hak- ve -eşitlik ilkesi- ile elde edilebilir. Devam

Orhan Aras

KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam

Mehmet Ali Aladağ

Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam

Ayten Kılıçarslan

Kadın Dindarlığına Hürriyet
Neticede kadınlar, başörtüsü ve meslek hayatı arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadırlar.
Devam

Nurdoğan Aktaş

Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat