·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  FİKİR MEYDANI

              Orhan Aras 

 

ORARAS@aol.com


TUNA NEHRİ AKMAM, DİYOR

    Bakü Havaalanı’ ndan kalkan uçağımız sabaha doğru Viyana semalarına ulaşıyor. Aşığıda dümdüz bir ovaya kurulmuş Viyana´nın cılız ışıkları parlıyor. Dört saate yakındır yoldayız ve ben gözümü bile kırpmamışım. Yol boyu Azerbaycan’ ın dünyaca tanınmış yazarı Anar Rızayev Bey`in verdiği kitapları karıştırıyorum. “Azerbaycan Türkçesinin Söz Varlığı“ ve „Bin beşyüz yıllık Oğuz Şiiri“ kitapları yoldaki yalnızlığıma derman oluyorlar. “Azerbaycan Türkçesinin Söz Varlığı“ kitabının sayfalarında Anar Bey`in ak saçlarını, tarihi günümüze getiren ışıklı gözlerini görüyorum. Sanki gerilerde kalmış Azerbaycan’ ın en üst noktasında durmuş ve elini kaldırarak şöyle bağırıyor: “Selam dünya! Seni tanımak ve sana vatanım Azerbaycan´ı tanıtmak istiyorum!”

    Dünyayı selamlayan ve onu tanımak isteyen bu görkemli yazar böyle diyorsa biz ne diyebiliriz ki? Yıllardır dünyayı tanımaya çalışan bu insan karşısında bizim dünyayı tanıma şansımız ne kadar olabilir ki? Gözlerimi uçağın penceresinden aşağılara dikiyorum. Ortalık aydınlanıyor. Aşağıda Viyana’ yı ikiye bölen Tuna Nehri nazlı nazlı akıp gidiyor. Aniden yanımda beliren kırmızı giyimli hostesin “Ne içerdiniz?” sorusu ile irkliyorum. Sanki 300 yıl önceki kırmızılı giysili bir Osmanli yeniçerisi karşımda durmuş gibi bir hisse kapılıyorum. Sapsarı saçları, mavi gözleri ve gülümserken iki yanağında oluşan çukurlar içimi ışık ve ümitle dolduruyor. ”Her insan iyidir,” diye düşünüyorum. Gülümsüyorum. Ben yeniden Tuna Nehri’ ne  dönüyorum. Kulaklarıma yüzbinlerce Osmanlı askerinden kopan „Allah-u Ekber“  sesleri doluyor. Yıl 1683 ve koca devletin koca paşası Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Tuna Nehri’ nin sol tarafında beyaz bir at
ın üstünde Viyana´ya bakıyor. Yeniçeriler, sipahiler, akıncılar, timarlar ellerinde kılıçlar, kalkanlar “Ya zafer, ya ölüm!” diye kendilerini düşman askerlerinin önlerine atıyorlar. Sanki yüzyıllar sonra Karabağ’ ımızı geri almak için korkusuzca dövüşecek  diğer Türk oğullarına örnek olmak istiyorlar. Arkadan Macar ve Sırp askerleri yetişmese dünyanın kaderi değişecek! Ama kader ağlarını  başka türlü  örüyor. Tuna Nehri bir kaç asır sonra dile gelip kanlı ama kahraman marşını kulaklarıma fısıldıyor:

Tuna Nehri akmam, diyor
Etrafımı yıkmam diyor
Şanı büyük Osman Paşa
Plevneden çıkmam, diyor.


    Şanı büyük Osman Paşa Plevne’den kahramanca ve başı dik çıkıyor. Rus Çarı, ”Böyle bir kahramanın kılıcı elinden alınmaz’ diyor ve kılıcı geri veriyor.
İçimdeki boşluk büyüdükçe büyüyor. Hem hasret hem yenilgi boşluğu...
Yeniden „Azerbaycan Türkçesinin Söz Varlığı“ na dönüyorum. Kitabın sayfalarına gelişi güzel açıyorum. Anar beyin severek okuduğu ve kitabına aldığı Kemalettin Kamu´nun bir  şiiri gözüme çarpıyor:

“Ne arzum, ne emelim
Yaralanmış bir elim
Ben gurbette değilim
Gurbet benim içimde.”

Gurbet hep içimizde. Türkün tarihi sanki gurbetle yazılmış. Türkistan ovalarından Avrupa´nın Alp dağlarına kadar uzanan bu yürüyüş hem fetih hem de bir gurbet yürüyüşüdür. Kimbilir kaç yüzbin  ana oğullarının ardından gözyaşı dökmüştür. Ama tarih de zahmetsiz yazılamıyor değil mi?

    Tarih ve yazı aklıma gelince Azerbaycan Yazarlar Birliği`nin tarihi binasına girişim aklıma geliyor. Sevgili dostum Galip Toğrul`la  merdivenlerden ikinci kata çıkıyoruz. Yüksek salonun duvarlarına asılmış kocaman tablolara bakıyorum. İşte, ”Ayrılar mı gönül candan? Azerbaycan Azerbaycan!” diye soran şair Samed Vurgun tam karşımda. Ak saçlari ile karşımda durmuş sanki benden cevap bekliyor. Başımı önünde eğip yürüyorum.Gülen gözleri ve candan samimiyeti ile Yazarlar Birliği’ nin Genel Başkan Yardımcısı Reşad Macid Bey odasının kapısında bizi karşılıyor. Yanında,sanki romanlarından çıkıp gelmiş gibi uzun boylu ve duygulu bakışlı Elçin Hüseyinbeyli, genç şair Selim Babulluoğlu, bir ilim kadınına yakışır duruşlu tenkitçi Besti Elibeyli…Hepsiyle teker teker görüşüyoruz. Odasında bizi bekleyen Anar Bey’ e doğru yürüyoruz. Anar Bey bizleri ayakta karşılıyor. Ciddi ve bir baba edasıyla
yüzümüze bakıyor. Elini sıkıyorum. Yanında duran müdrik bakışlı şair Fikret Koca´yı ben hemen tanıyorum ama o beni tanımıyor. Onunla 1990 yılından Yevlak´da bir sinema salonunda görüşmüştük. Ben orda konuşma yapınca gözyaşları içinde yanıma gelmiş yüzümden öpmüştü.

    Önce Reşad bey içinden gelen sözlerle beni tanıtıyor. Biliyorum ki hiç bir sözünde sunilik yok. Tertemiz Türkçesindeki vurgular sade ve içten… Sonra sözü Besti Hanım ve Elçin Hüseyinbeyli alıyorlar. İkisi de hiç birşeyi abartmadan sadece o an düşündüklerini söylüyorlar. Sonra Anar Bey masasından kalkarak canlı ve tecrübeli gözlerini gözlerime dikiyor. Ağzından dökülen tane tane kelimeler yüreğimi dolduruyor ve beni yıllarca bağımsızlığı uğrunda mücadele ettiğim Azerbaycan’ ıma biraz daha yaklaştırıyor. O an kendi kendime,”Orhan bak, hiç birşey karşılıksız kalmıyor işte!” diyorum.
“Sen vatanın için gurbette bir isimsiz nefer gibi dolaştın ama  şimdi sana ülkenin insanları değer veriyorlar,” diyorum.

Anar Bey’ in avuçlarımın içine koyduğu kırmızı  renkli “Azerbaycan Yazarlar Birliği Fahri Üyelik Kimliği” bir ateş gibi bütün bedenimi sarıyor. ”Acaba, H.Cavid, Ahmed Cevad, Mikail Müşfik gibi canlarını ülkeleri uğrunda vermiş ünlü yazar ve şairlerimizde de aynı kimlik var mıydı?”  Diye düşünüyorum.
Konuşma sırası  bana geliyor. Herkesi görebilmek, herkesin gözlerindeki manayı sezebilmek için yerimden kalkıp bir köşeye çekiliyorum. Neler diyeceğim? Hiç bir hazırlığım yok. Zaten hiç bir toplantıya hazırlık yapmadan gitmiyor muyum? Ama bu başka… Burda söylemek istediğim o kadar söz var ki… Hangisinden başlayayım? Vatanıma vurgunluğumdan mı? Yıllarca Aras Nehri’ nin Türkiye tarafında hasretle durup gözyaşlarımı döktüğümden mi? İlk defa 1990 yılında buraya ölmek için geldiğimden mi? Yoksa Azerbaycan adına yazdıklarımdan, okuduklarımdan mı? Kafamda herşey birbirine karışıyor. Boğazıma sanki bir yumruk oturuyor. Gözlerim nemleniyor. Sadece ağlamak ağlamak istiyorum. Gözyaşlarım orda olan herkese duygularımı ve söylemek istediğimi ulaştırabilir mi? Onlar gözyaşlarından hisse çıkarabilecek müdrik insanlar değiller mi? Dışarıda hala güneş var mı bilmiyorum. Rüzgar esiyor mu, bahara adım attığımız bu günlerde çiçekler acmaya başlamış mı? Kuşlar ötüyorlar mı? Sokakları dolduran insanlarımız mutlular mı? Bilmiyorum bilmiyorum! Dilimden sözler dökülüyor ama sözlere benzemiyor, bir başka türlü... Sanki sözlerimle ağlıyorum. Bunlar sözler değil dostlar! Gözyaşlarım! Ayrılık, kavuşma ve vatanı kucaklama anındaki gözyaşlarım...

SAYFA BAŞI


Yazarın diğer yazıları:

Gül döksem yollarına
Bir dostun ölümü
Onlar söyledi biz de inandık!!!
Bir roman, bir tesbit ve "Sarı Muallimler"
Bizi Hangi Dünyada Öldürüyorlar Kardeşler
Çok acıtıyor değil mi?
Ağlama Ne Olursun?
İnsanlık öldü mü?
Balık Adam
Yüreği Yaralı Şair, Tofig Abidin
Aman da beyler kavgadan geldim yorgunum...
Ali ile Nino hala yaşıyor
Necla Kelek´in "Yabancı Gelini"
Juan Goytisolo
Ayna Dergisi´nin (Der Spiegel) aynası sadece cin ve şeytan mı gösterir?
Susmak mı bağırmak mı?

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Orhan Aras
Tuna nehri akmam, diyor
Hidayet Kayaalp
Düşünmek farz mıdır?
Mahmut Aşkar
Yine Geldiler...
Üzeyir Lokman Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Ayten Kılıçarslan
Buna hakkınız yok!
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Nuran Yelkenci
Her İşin Başı Eğitim Nedir?
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Üniversite: Girmek mi, çıkmak mi zor
Şefik Kantar
Bayrak
Osman Seçmez
Herşey çok iyiye gidiyor derken...
Yakup Yurt
İnternet, gençlik ve biz
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Ülkemiz Sorunları ve TRT
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Atatürk-Türkeş ve Ülkücü Gençlik
Sebahattin Çelebi
Hüznümü, limanlara akıttım da geldim...
Yılmaz Kuzucu
İçimdeki Notlar
Ozan Yusuf Polatoğlu
Vicdan Testi
Hidayet Kayaalp
Eşeklerin Gizemli Dünyası
Halil Gülel
Kim ateşliyor bu fitili
Mustafa Can
Ben Uyumdan Yanayım, Ya siz..........
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
M. Ali Aladağ
Sarık-Cübbe ve Takım-Kravat
Ali Kılıçarslan
Yeni meclis, eski kafa
Veli Kalli
Gurbette Vatan Sevgisi
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Serdar Çelebi
ETU (Europaische Türkische Union)  ne yapıyor?
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç