·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  FİKİR MEYDANI

              Orhan Aras 

 

ORARAS@aol.com


ALi İLE NiNO HALA YAŞIYOR

Çok uzun yıllar önce 16-17 yaşlarının verdiği atılganlık ve heyecanla Aras Nehri´nin yakınlarındaki bir köyde, benden büyük bir öğretmen arkadaşla oturmuş, Aras´ın ötesinde duran serhatı, yani bizim Azerbaycan Türkçesi deyişimizle „Otayı“ gözlerimizle okşuyor, gitmemiz, görmemiz yasak olan kendi ülkemiz Azerbaycan´la ilgili hayallere dalıyor, Ahmed Cevad´dan, Sehriyar´dan şiirler okuyor, ülkemize olan sevgimizle coştukca coşuyorduk. Hayallerin o coşkunlugu içindeyken arkadaşım,“Ali ile Nino“ isimli romanı okuyup okumadığımı sordu. İlgisizce,“Okumadım,“ dedim.

Arkadaşım, “O kitap, bir Azerbaycan milli destanıdır,“ deyince, merakla yüzüne baktım.
O gün arkadaşım orda bana ,Ali´yi, Ali´nin Gürcü kızı Nino´ya olan dinmez ve büyük aşkını ,Azerbaycan´ın Ruslar tarafından işgalini bir destan havasıyla anlattı. Sonra da koşa koşa gittiğimiz evinde, Ali ile Nino romanını kitaplığından bir kutsal kitapmış gibi saygıyla çıkararak bana verdi.

Yazdı, hava çok sıcaktı. Biz gençler damlara yataklarımızı seriyor, gözlerimizi bulutsuz, duru gökyüzüne dikiyor, ayın yumşak, beyaz ışığının altında, binbir düşünce ve hayalle yıldızlara baka baka uyuyorduk. O gece, ayı da, yıldızları da, sıcaklığı da unuttum ve gaz lambasının altındaki köşemde kitaba daldım. Satırları okudukca, sayfaları çevirdikce, üzerimdeki toprak dam açıldı ve gökyüzü 1918 lerin Azerbaycanı olarak gözlerimin önünde durdu. Aşk, vefa, vatanseverlik, korkusuzluk ve şiiriyet... O gece birden bire büyüdüğümü, olgunlaştığımı, aşklara dolduğumu, uzaktaki ülkem Azerbaycan´a daha çok bağlandığımı hissettim ve günlerce içimde bir sevda bahcesinin gülleri açmışcasına sevinçle dolandım durdum.

Tabii olarak o duyguların pencesinde her yerde, Ali ile Nino´nun destanını yazan, Kurban Said´i aradı gözlerim. Ama ne yazık ki onunla ilgili bilgiler hemen hemen hiç yok denecek kadar azdı. Sadece kitabın önsözü niteliğindeki yazıda bir kaç söylenti vardı. Güya Ali ile Nino´yu yazan Kurban Said, merhum Azerbaycan´lı yazar Yusuf Vezir Cemenzeminli imiş.
Aradan bir süre geçti ben Almanya´ya geldim. Kurban Said´in kitabı ilk kez  Almanya´da yayınladığını biliyordum. Biraz araştırınca , Almanya´da daha farklı bilgilere ulaştım. Ortaya şimdi bir kaç isim daha çıkmıştı: Muhammed Esad Bey ve Lev Nussimbaum! Bu isimlerin peşine düşünce de bir sürü efsane ve güzel kitaplarla karşılaştım.

Sonuçta, Kurban Said´in, bir Yusuf Cemenzeminli mi yoksa bir Lev Nussimbaum mu olduğunu önemsememeye başladım. Çünkü baktım ki, bütün bu yazıları yazan kalem ne yazmışsa hep benim ülkem Azerbaycan´a sevgiyle, ilgiyle, dürüstlükle yaklaşmış. Böyle bir adamın isminin ne olduğu artık benim için bir ölçü olamazdı. Değeri sadece edebiyatıyla, bizim için yaptığı hizmetle ölçülebilirdi. O değer ve hizmet benim için o kadar önemliydi ki, bir kaç yıl önce bir Alman kitapcısında „Ali ile Nino“ nun Almancasını görünce hemen  satın aldım ve arabaya koştum. Arabada , sanki Bakü´den gelmiş bir dosttummuş gibi kitabı göğsüme bastırdım , ağladım.

Çok geçmeden, Kurban Said´in, „Boğaziçindeki Kız“ kitabını buldum, okumaya başladım. Bir sabah, kitabın içime işlediği hislerle uyanıp da Almanların en büyük gazetelerinden Frankfurter Algemeine Zeitung´unu okumaya daldığımda gazetenin edebiyat sayfasında yine karşıma Kurban Said çıktı. Bu kez, başında görkemli fesi ile gerçek bir prens gibi koltuğunda oturmuş bana bakıyordu. Siyah beyaz resmine baka baka gazeteci Walter Lagueur´in „Petrol Prensi“ başlıklı yazısını okumaya başladım. İşte sizlere adı geçen yazının Almanca´dan tercümesi:


PETROL PRENSİ

Esad Bey´in  yeniden keşfedilmesi


                                                                        Walter Lagueur
Onun ismi Alman edebiyatı tarihinde yer almasa da, o, 1930 yılların en başarılı yazarlarından biriydi. Onun nereden geldiğini ve sonra ona ne olduğunu çok az insan biliyordu. O şimdi Amerika´da yeniden keşfedildi. Belki de yakında bir Esad Bey rönesansı başlayacağından söz edebiliriz.

Onun fevkalede bir hayat öyküsü vardır. O ,1926 yılında kendisini, Berlin´deki „Edebiyat Dünyası“ na bir öğrenci olarak sunar. Ve kısa zamanda aynı derginin Robert Müsil, Alfred Döblin ve Walter Benjamin ile birlikte önemli bir ayağı olur. Derginin Doğu uzmanlığını üstlenir. Yani uzmanı olduğu alan, Rus ruhu, islam dünyası, petrol yatakları, Yakındoğu, Kafkasya, çöl, develer ve vahalardır. Bir başka sözle, İstanbul´dan ötesi...

Genç adam, kendi tanımlamasına göre, Doğulu bir prensle, bir Rus aristokratının müslüman oğludur. Çok maceralı bir yolculuktan sonra Berlin´e gelmiştir ve ordaki Rus lisesinde okumuştur. Almancası iyi, üslubu akıcı, gözalıcı ve biraz da renklidir. Okuyucular tarafından çok okunmaktadır ve çok kısa zamanda Walter Mehring ve diğer kültür çevrelerinin dostluğunu kazanır.

Esad Bey,“Edebiyat Dünyasi“ isimli dergide sadece yazılar yazmakla yetinmez, aynı zamanda Stalin´in, Lenin´in, Son Çar´in, İran hükümdarı Rıza Han´ın ve Hz.Muhammed´in biyografilerini de yazar. Ayrıca Rus gizli servisi, Rus göçmenleri, Kafkasya ve gelecekteki Wahabbiliğin zaferi üzerine hikayeler, yazılar kaleme alır.

Bunların yanısıra, 1937 yılında Viyana´da yayınlanacak olan ve kısa zamanda yirmi dile çevrilmiş, çok acıklı bir sonla tamamlanan Ali ile Nino isimli bir aşk romanı da yazar. Ali ile Nino çok kısa zamanda bir -kültroman- olur ve Kominist rejim döneminde yasaklanmasına rağmen Azerbaycan´da milli bir efsane halini alır. Doğrusu, romanı Esad Bey´in yazıp yazmadığı da süphelidir.

Onun eserleriyle kısa zamanda sağladığı başarı, alışılmış olmasa da, daha yirmi altı yaşında onu kendi biyografisini „Sarkta Petrol ve Kan“ ismiyle yayınlamaya sevkeder. Bu kitap bir skandala yol açar. Çünkü o sıralarda Berlin´de (Pasternak´lar ve Nabakov´lar gibi)onun kökenini bilen ve onu çok yakından  tanıyan insanlar yaşamaktadır. Onlar, Esad bey´in, Berlin´de yaşayan babası Abraham Nussimbaum´un Sarklı bir prens olmadığını bilmektedirler. Ayrıca, Esad Bey´in annesi Bertha Slutzkin´in de bir Rus aristokratı olmadığını, hiç bir zaman da Stalin´in onların evine gelmediğini ve kitabın çok önemli yerlerinin kurmaca olduğunu da bilmektedirler.

Kafasında fesi, kemerinde hanceri ile Berlin´deki edebiyat kahvelerinin saygın bir müdavimi olan Esad Bey´in simdi bir yalancı, dolandırıcı olduğu ortaya çıkmıştır. Alman İçisleri Bakanlığı da olaya el koymuştur. O sıra Esat Bey vatansızdır. Eğer o sıralarda Sanatcılar Akademis´nin hoşgörüsü ve koruyucu kanatları olmasaydı Nussimbaum macerası çok kötü bitecekti. Çünkü, onu suçlayan karsıtlarının suçlamaları havadan suçlamalar değildir. Ama yüzde yüz doğru da değildir. O 17 veya 18 yaşlarında müslümanlığı seçmiş ve Berlin Üniversitesi´nin „Şark seminerlerinde“ Farsca, Arapca ve Bakü sokalarında biraz Türkce öğrenmiştir.

Nasıl normal bir insan kendi yazdığı hayallerini kendi hayatı gibi benimseyebilir? Ama o normal bir insan görülmemektedir. O  maruz kaldıgı şizofreni hastalığı nedeniyle, gerçekten de kendisinin Şarklı bir kökeni olduğuna inanıyordur. Sonraları Berlin´de psikolojik tedavi de görecektir.

Yayınladığı yazılar hiç de değersiz değillerdir. Bazı abartmalar ve sansasyon yaratma çabaları bir kenara bırakalırsa, bazi uzamanlara göre, İslam ve Hz.Muhammed üzerine yazdığı eserler bu konuda ne popüler eserlerden sayılabilirdi.

Berlin skandalı onu yurt dışında pek etkilememişti. Çünkü oralarda  hala yazdığı eserleriyle yaşıyordu. Hala Şark´tan gelen ilginç bir adam olarak görülüyordu. Böylece bir kaç yıl, Üçüncü Imparatorlugun „İmparatorluk Yazarlar Barosu“ nun üyesi olarak kalmasına rağmen, Bakü´den gelen adamın üzerinde sırlı bulutlar vardı ve kimliği hala belirsizdi.
Çok geçmeden hayatındaki inişler başlar. Karısı onu terk eder ve o dönemlerin başarılı yazarlarından Rene Fülüp Miller´le evlenir. Amerika´da tanınmasına ve başarılı olmasına rağmen Amerika´yı terkederek İtalya´ya geçer. Maksadı, Musollini´nin hayatını yazmaktır. Politikadan çok az anlamasına rağmen en çok politika üzerine yazılar yazar. Onu ülkesinden kovan koministlerden nefret eder. Arkadaşlarının çoğu Nazilere sempati duyan insanlardır. Sistemli bir düşünce yapısı onun işi değildir. Onu en çok çeken, Musollini´nin de hep sözünü ettiği „tehlikeli hayat“ tır.

Musollini, önce Esad Bey´in tasarısına, onunla, onun kimliği ile ilgili bilgiler gelene kadar olumlu yaklaşır. Sonra İkinci Dünya Savaşı başlar. Esad Bey ev hapsine alınır. Radyosu ve yazi makinesine el konulur. Hayatını, Ezra Pound´la birlikte müttefiklere karşı yapılacak radyo propagandasından kazanmakdır. Ama bu gerçekleşmez. Otuzyedi yaşında, tanıyanların genç bir müslüman olarak bildikleri, yoksul, yapayalnız, uzun ve acı veren bir hastalıktan sonra  Neapal yakınlarındaki Positano da ölür.

İtalya´da göçmen olarak yaşayan komşusu Alman yazar  Armin T.Wegner, 1942 de onun ölümü üzerine şunları yazmıştır:“Kendi hayatından bir masal yaratan bu yalnız, sanssız, yahudi gencinin korkunç hikayesi çok acıklı bitti. O, bu komedi oyununu sonuna kadar oynadı ve bir Muhammed Esad Bey olarak gömüldü. Mezarının yönü Mekke´ye yöneltilirken, mezar taşına da bir fes çizilmesi unutulmadı.“

Lev Nussimbaum´un gerçek hikayesi bir kaç Türkologun haricinde kimse tarafindan bilinmiyordu. Bu nedenle Esad Bey zamanla unutuldu gitti. Gerçi arada bir, Şark´ın en güzel aşk romanlarından biri olarak görülen „Ali ile Nino“ isimli kitap gündeme geldikce, Kurban Said ismi de dillerde geziniyordu ama yine de , „Sark´ta Petrol ve Kan“ ile  „ KGB- Dünyaya Karşı Savaş „ isimli kitapların da aynı yazara ait olduğunu çok az insan biliyordu.

Amerikalı genç gazeteci Tom Reiss yıllar süren çalışmalar sonucu, Esad Bey´in yaşadığı ülkelerdeki izini sürerek ,“Oryantalist“(Random Hoause yayınları) isimli kitabını yayınladı. Kitap, Esad Bey´in hayatı ile birlikte, Kafkasya´daki ihtilaller, Birinci Dünya Savaşından sonraki Alman tarihi ve oryantalizm (Şarkiyatcılık) gibi -bizce gereksiz- uzatmaları da içermektedir.

Elbette Esad Bey´in hayatı eserlerinden daha ilginçtir. Bu nedenle yeni yayınlar olacağı süphesizdir. Bir belgesel film hazırlığı olduğu söylenmektedir.“

SAYFA BAŞI


Yazarın diğer yazıları:

Ali ile Nino hala yaşıyor
Necla Kelek´in "Yabancı Gelini"
Juan Goytisolo
Ayna Dergisi´nin (Der Spiegel) aynası sadece cin ve şeytan mı gösterir?
Susmak mı bağırmak mı?

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Orhan Aras
Ali ile Nino hala yaşıyor
Yılmaz Kuzucu
Estetik, armoni ve renklerin dili
Halil Gülel
Olgun İnsan
Mahmut Aşkar
Geldik, Gördük ve Tanıdık
Şensel Aşkın
Küresel ruh krizi
Mustafa Can
Kadın mı Bırak Gitsin….
Ayten Kılıçarslan
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Sebahattin Çelebi
Zordu seni sevmek....
Serdar Çelebi
ETU (Europaische Türkische Union)  ne yapıyor?
M. Ali Aladağ
Oyuna Gelmemek
Fikret Ekin
Kerkük, Ne Kadar Türk?
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Betül Parlar
Uyuşturucu Bağımlıları
Şefik Kantar
Bir Yürüyüşün Anotomisi
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Hidayet Kayaalp
Değişimin Zihinsel Aşamaları
Üzeyir Lokman Çaycı
Hanga Hunga
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Ali Kılıçarslan
Utandıran Pano
Sizden Biri
Kan parası
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
İsmail Tüysüz
Yılbaşı ve noel kutlamaları hakkında neler biliyoruz
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç