·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


PENCERE
                                                                                       Nuran Yelkenci
 
nuranyelkenci@yahoo.com


Utangaçlığın yeni adı sosyal fobi

    “Kendisinden başka hiç kimseye zararı olmayan utangaç insanlar...
Ya da tüm topluma zarar veren utanmaz insanlar.”

    Öyle rekabetli bir dünyada yaşıyoruz ki, sessiz sakin ve terbiyeli insanlar artık neredeyse toplum dışı yapılmak üzere, sanki yok olmaya mahkum edilmişler… Öyle bir düzen ki yaşadığımız, yarış halinde ve kitleler üzerinde büyük etkileri olanların dünyasında, “gemisini kurtaran kaptan” anlayışını zorla da olsa kabul ettirdiler. Bu yarışta tabiî ki utanmazlar daha da öne çıkıyorlar.

    Utananlar terbiyelerinden dolayı geride kalarak yalnızlığı seçmek zorunda kalıyorlar. Bu duruma da doktorlar “sosyal fobi” diyorlar.

    Yani  “sosyal korku...” Bu korku tıpkı “yılan korkusu,  karanlık korkusu ve yükseklik korkusu” gibi bir şeymiş… Ve insanları ilaçlarla tedavi etmeye çalışıyorlar. Oysa tedavi edilmesi gerekenler utangaçlar değil de, sistem olarak değişmesi gerekenler ve utanmazların olduğu bir gerçek.

    Sizce hangi kesim daha masum, iffetli ve hayalı?..

   
Tabiî ki utanan kesim diyeceksiniz. Peki, ne oldu da tercihler değişti? İçimiz başka dışımız başka ister olduk.

     Hem utanmazlara kızarız. Hem de baş tacı yaparak onların utanmazlıklarına utanmazlık katarız... Ve bu davranışlarına da kendine güvenen insanlar olarak önem kazandırıp hatalarını meşru yaparız.

     Ya da büyük küçük demeden yapılan saygısızlığı ve ukalalığı kendine güven adı altında onaylarız.

    Teknoloji hastalığı sosyal fobi

   
Son yüzyıldır gelişen bir hastalık olan depresyon ve bunun yanında son yıllarda  keşfedilen bir hastalık olan “soyal fobi” yani insanlık tarihi boyunca var olan ve terbiyeli insanların özelliği olan bir davranışa ve karaktere (utangaçlığa) takılan yeni bir ad... ”Sosyal Fobi”

    Bu teknolojiyle beraber gelişen hastalıkların en başında geliyor. Çünkü iletişim ve rekabet çağında yaşıyoruz. Şimdiye kadar var olan utangaçlık insanların iş hayatlarını ve sosyal hayatları hiç etkilemezken, hatta varlığından dahi kimsenin haberi yokken; şimdi yeni bir hastalık ve sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Peki, bu sorunla nasıl baş edeceğiz?

   
Doktorlar ilaçla tedavi ve terapi yollarına başvuruyorlar… Ve ilacı bıraktığı anda hastalığın yani utangaçlığın tekrarlama ihtimalinin çok büyük olduğunu söylüyorlar. Tabiî ki burada ilaçların sadece içildiği sürece insanı sarhoş edercesine uyuttuğu bir gerçek... Yani insanı dünyadan uzaklaştıran ve uyutan bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.

    Terapi ise; akrabalık bağlarının ve komşuluk ilişkilerinin neredeyse unutulduğu veya menfaatlere dayandığı bir dünyada yaşamanın verdiği yalnızlıktan dolayı ihtiyaç duyulan ve terapist ile yapılan paralı bir sohbet ortamı diyebiliriz.

    Bu terapistleri de sanki komşuya gider gibi sürekli gidemeyeceğimize göre, korkuları nasıl içimizde kendi kendimize telkinlerle yaşatıyorsak, çareleri de yine kendi içimizde aramalıyız.

    Peki, bu durumda ne yapacağız?  Tıpkı bir atasözü gibi¸ “ya bu deveyi güdeceğiz, ya da bu diyardan gideceğiz” mi diyeceğiz.  Bu diyardan gidemeyeceğimize göre, geriye bu deveyi gütmek kalıyor. Yani diğerleri gibi rekabet dünyasında utanmazlığı öğrenmekten başka çare kalmıyor mu?..

    Hayır tabi ki çare var!..

Mademki bu hastalık sosyal korku, Yani bir şekilde düşüncede oluşan bir duygu, o zaman önce düşünceyi değiştirmek lazım… Bir şekilde bu korkunun üzerine cesaretle gitmek lazım...

    Cesaret korkmamak değil, korktuğun halde yola devam etmektir.

   
Korkuyu yenene kadar üzerine gidip, defalarca toplumun tam orta yerinde sık- sık bulunmak lazım… Ya da kendi kendiyle dalga geçerek, bu korkuyla alay etmek lazım... İnsanları ilahlaştırmadan ve onların da en az sizler kadar korkuları ve zayıf yanları olduğunu unutmadan üzerlerine gitmek lazım…

    En önemlisi de Allah’tan başka ilah olmadığı gerçeğini unutmamak lazım.

    İnsanların insanları ilahlaştırmalarından dolayı kendi kendilerine zulmettiklerini Kuran ayetleri bizler şöyle haber verir:

    “Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar kendi nefislerine zulmediyorlar.” (Yunus Suresi, 44)

    “…Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.”
(Ra’d Suresi,28)

“Sizin ilahınız tek bir ilahtır; O'ndan başka ilah yoktur; …
”(Bakara Suresi.163)

SAYFA BAŞI

www.nuranyelkenci.com

Yazarın diğer yazıları:

Utangaçlığın yeni adı sosyal fobi
Her İşin Başı Eğitim Nedir?
Konuşamıyoruz Çünkü Okumuyoruz
Güçlünün Değil Haklının Sözü
Yaşama Sevinci
Mutfaktaki İsraf
Varoşlardan sosyeteye İstanbul
Sen de Haklısın, Sen de Haklısın, Sen de!
Benim Duam
Yasakları Yasaklamak
Filistin’in Göz Yaşları
Peygamberleri Rahat Bırakın
Noel ve Yilbaşı Kutlamaları
Hayal Gücü Sınırlarının Ötesinde...
Bin Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
İffetli Müslüman Türk Kadını ve Örtünme
İnsanın En Büyük Düşmanı Şeytan
Duada kararlı olmak
Kuran’da selamlaşmanın önemi
Allah, İnsanı hastalıkla da sınar
Haset ve Kıskançlık
Kilitli Kapıların Ardındaki Sonsuz Hayat , Cehennem  
Sahte Dünyanın Acıları
Tarihten Günümüze Sahte Dindarlar
Şeytan Detayda Gizlidir
İnançla Gelen Ruh Sağlığı ve Huzur
İnanca Çağıran Davetler
Hayırlarda Yarışmak
Zaman Tüketen Ev Hanımları
Sebeplerdeki sırlar
Herşeyde Hayır Görmek
Pişman Olmadan Önce
Örnek Müslüman Kadın Hz. Meryem
Tüm annelerin, anneler gününü kutluyorum
İnsanları sinsice kıskacına alan Adamlık dini
Derin Düşünmek
2005 Dünya Kadın Yürüyüşünde, Müslüman Türk Kadınının Yeri


   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Nuran Yelkenci
Utangaçlığın yeni adı sosyal fobi
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Halil Gülel
ALM ANYA'DA KIRK YIL SONRA TÜRKÇEMİZ
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Mahmut Aşkar
Nasıl Bir Türkiye?
M. Ali Aladağ
Sakın Kaçırmayın!...
Üzeyir Lokman Çaycı
Yağmurdan faydalanma yerine zararlarına seyirci kalınıyor
Yakup Yurt
İmkansızı olanaklı hale getiren devlet adamı: Bülent Ecevit
Hayrettin Çakmak
İmralı’daki Serçe
İbrahim Selamet
Filistin
Haldun Çancı
Kırk Katır Mı, Yoksa, Satırları Paket Mi İstersiniz?
Orhan Aras
Bir roman, bir tesbit ve "Sarı Muallimler"
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Üniversite: Girmek mi, çıkmak mi zor
Şefik Kantar
Bayrak
Osman Seçmez
Herşey çok iyiye gidiyor derken...
Yılmaz Kuzucu
İnternet, gençlik ve biz
Veli Kalli
Gurbet Çilesi
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Biri bana anlatsın
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Yeltsin’in Rusyası ve Erdoğan’ın Türkiyesi
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Ülkemiz Sorunları ve TRT
Hidayet Kayaalp
Asrın Belasına Çözüm...
Sebahattin Çelebi
Hüznümü, limanlara akıttım da geldim...
Ayten Kılıçarslan
Türkler şiddet kurbanı
Dr. Nebil Bozdoğan
Ameliyatsız Yüz Gençleştirmede Son Nokta
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Mustafa Can
Akıl...Gönül...Şüphe...
Sonra Hayatın Akışı...
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Serdar Çelebi
Birlik yolunda ilk çabalar..
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç