·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


PENCERE
                                                                                       Nuran Yelkenci
 
nuranyelkenci@yahoo.com


Peygamberler bugün yaşasaydılar

Büyük insanlar. Büyük ruhlar. Büyük düşünceler... Evet, Peygamberler sizce bu zamanda yaşasaydılar nasıl yaşarlardı? Ne giyerlerdi? Ne yerlerdi? Nasıl bir hayat tarzı seçerlerdi?

Şimdi hep beraber 1400 yıl geriye, Hz. Muhammed’in yaşadığı çağa; yani teknolojinin olmadığı bir dönemde aile hayatı, iş hayatı ve sosyal hayatlarında neler yaptıklarına bir bakalım: İsterseniz daha de geriye, yani 2000 yıl geriye. Hz. İsa’nın yaşadığı yıllara bir bakalım. Daha da ötelere gitmek isterseniz, Hz. Musa’nın yaşadığı yıllara da uzanabiliriz.

Evet, nerede kalmıştık? Hz. Muhammed… Büyük insanın yaşadığı yıllarda teknoloji yoktu. Televizyon, cep telefonu, bilgisayar,  kâğıt peçeteler, jet uçakları ve atom bombaları yoktu… Fabrikalar, trafik sorunu,  lazer tedavileri, uzay yolculukları, “kuantum fiziği ve akılları durduracak olan ve henüz sadece bilim dallarında kullanılan, beklide teknolojinin son harikası olacak olan nano teknoloji de o dönemde yoktu…” Ve tek düğmeyle dünyayı seyrettiğimiz televizyonlar da yoktu. Bunlar gibi bugün bizde var olan yüzlerce icatlar o dönemde yoktu.

Peygamberimiz tüm bu yokların yaşandığı bir dönemde yaşadı. Peki, ne vardı o dönemlerde? Arabalar veya uçaklar yerine develer- atlar vardı. Televizyonlar yerine aile eğlenceleri vardı. Peygamberimiz eşleriyle ve torunlarıyla oyunlar oynarmış, yarışlar yaparmış... Bugün olsaydı sanırım sağlıklı koşu yarışlarına, araba yarışlarına giderdi. Arkadaşlarıyla spor amaçlı tenis oynardı. Bilgisayarda araştırmalar yapardı.
 O dönemde elektronik gitarlar yerine, “tefler-davullar” vardı. Peygamberimiz dost-akraba düğünlerine gittiğinde ise, tef çalanları dinlermiş. Yani bugün olsaydı müzik dinleyecekti. Belki de “Türk Sanat Müziği” dinleyecekti.

O dönemin hava şartlarına göre Arap toplumu ne giyerdi?
Hepimizin bildiği gibi Arabistan çok sıcak bir ülke olduğundan kıyafetlerinde oranın iklim şartlarına göre olmak zorundadır.  Güneş ışığını çekmediğinden dolayı bol beyaz elbiseler giyerlerdi. 50 dereceden fazla olan sıcaktan ve kum fırtınalarından korumak için de, beyaz bez ile başlarını sararlardı. Tıpkı bugünün dahi hiç değişmeyen düşünce tembeli Arap toplumu gibi…

Bugün olsaydı belki de Peygamberimiz başını sıcaktan korumak için, hem pratik hem de çok şık olan şapkalardan takacaktı. Ya da soğuk ülkelere gittiğinde hasta olmamak için, yün bereler takacaktı. Düz beyaz elbise yerine, çağın getirdiği şık takım elbiseler giyecekti. Sağlık amacıyla yürüyüşler yaparken ise, rahat spor ayakkabılar giyecekti.

Kuran her şeyi genel olarak anlatır. Kuran’ı tamamlayan Peygamberimizdir.
 Peygamber’i takip etmek onu kopya etmek değildir. Onu taklit etmek de değildir.
 Onu anlamak onun nasıl akıl yürüttüğünü kavrayıp o akılla bu zamanda düşünebilmektir.

Peygamberimiz, Kuranı benim nasıl hayata geçirdiğimi örnek alın, rehber edinin diyor.
 Her Müslüman akıl yürütmek zorundadır... Yürütmediği takdirde Arapların düşünce ve beden tembelliğini kopya etmiş oluruz.  Araplar tembel toplum… Hem de öylesine tembeller ki, akıl yürütüp İslam’ı revize etmek yerine, 1400 yıl öncesini aynen yasamayı tercih ediyorlar. Hatta daha da gerilerde, 5 bin yıl gerilerdeki hayatı tüm şartlarıyla bugün aynen yaşıyorlar…
 Örneğin yerlerde oturup elleriyle pilav yiyorlar.

Türkler, Araplardan gerek kültür, gerekse medeniyet olarak daima önde olmuşlardır. İslam dininin dünyanın dört bir yanına yayılmasında, Osmanlıların çok büyük çabaları olmuştur. Osmanlıların İslam’ı Türk kültürüyle harmanlayıp dünyaya sunduğu medeniyet, bugün bile takdir edilecek kadar güzeldir. Çünkü Osmanlılar Peygamberimizi yani onun “sünnetini” çok iyi anlayabilmişlerdi ve onun tüm zamanlara hitap eden düşüncelerini kavrayarak zamana göre dinimizi çok iyi uygulamışlardı. Osmanlılar olmasaydı, İslam dini Arap yarımadasından öteye çıkamazdı.

 
Şimdi Türkiye’nin türbanı sorun etmesi çok komik ve gülünçtür. Türkiye’nin yapması gereken en önemli konu, Osmanlının yaptığı gibi Arap toplumunu taklit etmek değil de, Osmanlı’nın yaptığı gibi, Peygamberimizi daha derinden tanımaya çalışarak, onun fikirlerini, düşüncelerini, hayatını (sünnetini) anlayarak; yeniden tüm dünyaya İslam’da model ve öncü olmaktır…

Peygamberler tüm zamanlara göre yaratılmışlardır. Onların olgun ruhlarında tüm zamanların tüm çağların bilgileri mevcuttur.  Sonsuza kadar hitap edecek olan Kuran’ı Allah Hz. Muhammed’e vahi ederek yazdırmıştır.
Peygamberler kendilerinde olan bu gücün farkında olmasalar da, Allah onların ruhlarını tüm zamanlara uygun yaratmıştır. Şayet böyle olmasaydılar sıradan insanlardan hiçbir farkları olmazdı.

Günümüzde bazı Müslümanlar Peygamberimizi anlamak istemiyorlar. 1400 yıl önce onun giydiği kıyafetleri giyip tiyatrodan çıkmış gibi ortalıkta dolaşmak istiyorlar.
 Neden böyle giyiniyorsunuz dendiğinde ise, bu kıyafetler Peygamberin sünnetidir diyorlar. Yani Peygamber de böyle giyinirdi diyorlar. Peygamberin sünnetini anlamak için önce Peygamberin yüceliğini anlamak gerektiğini düşünemiyorlar.

Peki, neden düşünmüyorlar?  Peygamber bu zamanda böyle giyinir miydi? Evet, giyinirdi diyenler bence Peygambere farkında olmadan hakaret ediyorlar. Onu küçümsüyorlar. Çağın dışında bir Peygamber imajı veriyorlar. Oysa Tüm Peygamberler kendi dönemlerinde dahi çağların ötesinde tüm insanlığa, yeni bir hayat sunmak üzere tebliğ yapmışlardır.

Ayrıca Kuran’da erkek kıyafetiyle ilgili tek bir ayet yoktur.
Sadece kadınları koruma amaçlı iffetleriyle ilgili örtünme ayetleri vardır. Bu ayetleri de bu zamanın modern konfeksiyon fabrikaların olduğu, her mevsime hitap eden kumaşların olduğu ve kıyafet seçeneklerinin bol olduğu bir dönemde; 1400 yıl önceki gibi kılık kıyafetlerle kendilerini kapatmaya çalışmaları anlaşılır gibi değildir.

Müslüman kadınlar çağa uygun çok şık iffetli kapanabilirler. Uluslar arası platformda geri ve cahil imajı vermeden Allah’ın emri olan muhafazalı kapanmayı yakalayabilirler. Hatta bu iffetli modern çağı yakalayan kıyafetler ile dünyaya örnek olabilirler. İnsanlara İslam’ı sevdirebilirler.
İslam dini en son din ve en yeni din olmasına rağmen, dünyada hak ettiği itibarı görememektedir. Müslüman kadın 1400 yıl önceki gibi giyim tarzıyla çağı yakalaması ve hak ettiği itibarı alması mümkün değildir. Dolayısıyla dünya bu günün Müslüman kadının giydiği kıyafetleriyle dolaylı olarak alay etmektedir.
Oysa Müslüman, kılık kıyafetiyle hal ve tavırlarıyla, ilim ve bilimiyle, dünyaya örnek olmakla ve İslam’ı sevdirmekle görevlidir.

 Şimdi soruyorum:  (Kuran’da yazmasa dahi) Müslüman olmak için önce Arap mı olmak lazım? İlle de Arap örf adetlerinin yapmak mı lazım? Sıcak iklimin getirdiği giyim tarzıyla, soğuk ülkelerde de aynı giyim tarzıyla yaşamak mı lazım? ,

Allah’ın emri olan iffetli olmak için Arap örf adetleri gibi mi giyinmek lazım? Şayet öyle olsaydı, Kuran’da detaylarıyla açıklama yapamaz mıydı? Neden Kuran sadece kadına yakanı kapa demiş?..  O dönemde kadınlar iç çamaşırı giymedikleri için, sadece kumaşlar ile vücutlarını sarıyorlarmış. Dolayısıyla Kuran’da dış elbiselerini giysinler demiş. Burada Kuran şekil - model vermemiş. Çünkü Kuran Tüm zamanlara ve tüm hava koşullarına göre indirilmiş.
 Her ülkenin iklim şartlarına göre kılık kıyafetlerde örtünme vardır. Müslüman olmak önce,  sıcak Arabistan tarzı giyinmek demek değildir. Çünkü Kuran sadece Arap yarımadasına gelmemiştir. Tüm dünyaya, tüm ırklara ve iklimlere gelmiştir. Yani Norveç’in eksi 20 derece soğuna da, Arabistan’ın 50 derece sıcağına da gelmiştir. Dolayısıyla akıllı bir insan neyi nerede ve zaman giyeceğini bilir.

Bugün dünyada sanki yüce Allah İslam dinini sadece kadınların başındaki örtü için indirmiş gibi gösterip dini küçümsüyorlar. Allah’ın yüceliğini anlamayarak farkında olmadan büyük bir günah içine giriyorlar. Hatta güzel dinimizin yine farkında olmadan önemli ibadetlerini ve değerlerini unutturmaya çalışıyorlar. Dinimize en büyük zararı yine kendini çok dindar sayanların verdiğini henüz bilmiyorlar.

Kuran’da yüzlerce emir ve yasak ayetleri vardır. Bunların içinde en önemlileri ise zekâttır. Ve bu ayet Kuran’da namazdan sonra en önemli ibadet olarak Allah’ın emirlerinin başında gelmektedir.
Peki, neden Müslümanlar zekâtın üzerinde hiç durmazlar da, kadının başındaki örtüyle “dinli veya dinsiz” ayrımı yapmaktadırlar. O zaman zekâtını vermeyenleri de fişleyip dinsiz damgasını vuralım… Vuralım da bir görelim o zaman dünya yüzünde ne kadar az Müslüman olduğunu… Ya da bazılarının deyimiyle “dinsiz” olduğunu hep beraber görelim.

Hatta sadece zekât mı Allah’ın emridir. Faizin kesin haram olduğunu biliyoruz. Ama bugün faizden geçimini sağlayanların çok olduğunu da biliyoruz.
 Ana babaya itaatte Allah’ın kesin emirlerindendir. İtaat etmeyenlere neden dinsiz denmiyor da, başına türban takmayanlara dinsiz muamelesi yapılıyor?
Daha Kuran’da yazan yüzlerce emir ve yasakları unutuyoruz da, neden sadece din kadınlara gelmiş gibi bunun üzerinden din yapmaya çalışıyoruz?

Biz Türk Müslümanları son yıllarda topluca türban paranoyasına girdik sanırım. Ya da topluluk ve sürü psikolojisi ile kendi kendimizi adeta türbana hipnoz ettik.  Belki de ülkemizi bölmek isteyen dış güçlerin oyununa geldik. En kolay oyun da her zamanki gibi inanç sömürüsü olduğunu hepimiz biliyoruz. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu ve dinimizde nelerin daha ön planda olduğunu araştırmadan din yapmaya çalışıyoruz. Ya da evrensel düşünemiyoruz.

Biraz hayallerimizle zamanda yolculuk yaparak, 1400 yıl geriye gidebilseydik... Bu günün şartlarıyla o yılları değerlendirebilseydik; dinimizin yüceliğini,  evrenselliğini geliş amacını daha kolay kavrayabilecektik… Ve Büyük ruhlu yüce Peygamberleri daha kolay tanıyabilecektik. İşte o zaman dinler tam olarak amaçlarına ulaşacaktı… Bu gün yaşanan dinli- dinsiz kavgalarının da hiç biri olmayacaktı. 
Yazımı Peygamberimizin veda hutbesindeki sözleriyle bitiriyorum:

SİZE İKİ REHBER BIRAKIYORUM. BUNLARI İZLERSENİZ ASLA YOLUNUZU ŞAŞIRMAZSINIZ. BUNLAR KURAN VE PEYGAMBERİN SÜNNETIDİR.

SAYFA BAŞI

www.nuranyelkenci.com

Yazarın diğer yazıları:

Peygamberler bugün yaşasaydılar
Hoş geldin Ya Ramazan!..
İyi ve Kötü Öğretmen Televizyon
Kahramanlar hep az olur
İnanç Sömürüsü
Sahte Peygamberler
Anne Sevgisi
Günümüzün bazı cemaat liderleri (Şeyhleri)
İlk Müslüman İş Kadını Hz. Hatice
Utangaçlığın yeni adı sosyal fobi
Her İşin Başı Eğitim Nedir?
Konuşamıyoruz Çünkü Okumuyoruz
Güçlünün Değil Haklının Sözü
Yaşama Sevinci
Mutfaktaki İsraf
Varoşlardan sosyeteye İstanbul
Sen de Haklısın, Sen de Haklısın, Sen de!
Benim Duam
Yasakları Yasaklamak
Filistin’in Göz Yaşları
Peygamberleri Rahat Bırakın
Noel ve Yilbaşı Kutlamaları
Hayal Gücü Sınırlarının Ötesinde...
Bin Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
İffetli Müslüman Türk Kadını ve Örtünme
İnsanın En Büyük Düşmanı Şeytan
Duada kararlı olmak
Kuran’da selamlaşmanın önemi
Allah, İnsanı hastalıkla da sınar
Haset ve Kıskançlık
Kilitli Kapıların Ardındaki Sonsuz Hayat , Cehennem  
Sahte Dünyanın Acıları
Tarihten Günümüze Sahte Dindarlar
Şeytan Detayda Gizlidir
İnançla Gelen Ruh Sağlığı ve Huzur
İnanca Çağıran Davetler
Hayırlarda Yarışmak
Zaman Tüketen Ev Hanımları
Sebeplerdeki sırlar
Herşeyde Hayır Görmek
Pişman Olmadan Önce
Örnek Müslüman Kadın Hz. Meryem
Tüm annelerin, anneler gününü kutluyorum
İnsanları sinsice kıskacına alan Adamlık dini
Derin Düşünmek
2005 Dünya Kadın Yürüyüşünde, Müslüman Türk Kadınının Yeri


   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Nuran Yelkenci
Peygamberler bugün yaşasaydılar
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Mahmut Aşkar
Savunma Hattındaki Türkler
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
Yakup Yurt
Bugün 19 Mayıs Gençlik Ve Spor Bayramı (mı)?
Yılmaz Kuzucu
Örtün bir bayrağa bedel
Hayrettin Çakmak
1070 Rakımlı Tepe
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Hidayet Kayaalp
Düşünmek farz mıdır?
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Halil Gülel
ALM ANYA'DA KIRK YIL SONRA TÜRKÇEMİZ
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Üzeyir Lokman Çaycı
Yağmurdan faydalanma yerine zararlarına seyirci kalınıyor
İbrahim Selamet
Filistin
Haldun Çancı
Kırk Katır Mı, Yoksa, Satırları Paket Mi İstersiniz?
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Üniversite: Girmek mi, çıkmak mi zor
Şefik Kantar
Bayrak
Osman Seçmez
Herşey çok iyiye gidiyor derken...
Veli Kalli
Gurbet Çilesi
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Biri bana anlatsın
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Yeltsin’in Rusyası ve Erdoğan’ın Türkiyesi
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Ülkemiz Sorunları ve TRT
Sebahattin Çelebi
Hüznümü, limanlara akıttım da geldim...
Dr. Nebil Bozdoğan
Ameliyatsız Yüz Gençleştirmede Son Nokta
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Mustafa Can
Akıl...Gönül...Şüphe...
Sonra Hayatın Akışı...
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Serdar Çelebi
Birlik yolunda ilk çabalar..
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç