·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


PENCERE
                                                                                       Nuran Yelkenci
 
nuranyelkenci@yahoo.com


Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Mustafa Kemal ATATÜRK


Dünya tarihinin en önemli liderlerinin başında gelen Mustafa Kemal Atatürk, Allah’ın Türk milletine verdiği en değerli hediyesidir. Atatürk Türk milletinin ve Türk adının tarihte devam etmesini sağlayan en önemli isimdir.
Bu özel ve değerli insanın günümüz Türkiye’sinde dahi değerli yapan en önemli özelliği ise, geniş vizyonu ile ileriyi görebilmesidir. Ülke bütünlüğünü, milli birlik ve beraberlik ruhunu tüm etnik gruplara yansıtmasıdır.

Bugün bazı Atatürk karşıtları dar vizyon ve sabit görüşleriyle geniş bir bakış açısıyla düşünemiyorlar. Dolayısıyla onun yaptıklarını tam olarak anlayamıyorlar. Anlayamadıkları için de yeteri kadar onun ilkelerine değer vermiyorlar.

Şimdi bir düşünelim: Atatürk olmasaydı, parçalanmış ülkemizin azınlıkları olarak İngilizlerin mi, Fransızların mı yoksa Rusların mı hakimiyeti altında olacaktık?
Ya da çok konuşulan dindar dinsiz kavgalarını kime anlatacaktık. Fransızlara mı, İngilizlere mi?

Atatürk’ün devrimlerini hatırlayalım:
Bir ülkenin kanunlarının değiştirilmesi dünyanın en riskli ve en zor işidir.  Atatürk Arap alfabesini değiştirip, yerine Latin harflerini getirdi. Kılık kıyafette devrim yaptı. Dini kurumsallaştırdı. Din ve devlet işlerini ayırarak laik cumhuriyetin temellerini attı. İlk seçme seçilme hakkını birçok Avrupa ülkesinden önce Türk kadınına verdi. Yine dünyada ilk kadın savaş pilotluk unvanını da Atatürk Türk kadınına layık gördü. Çok kısa zaman içinde hızla üniversiteler, fabrikalar inşa ederek, hem ekonomiyi kalkındırdı hem de bilgi düzeyini artırarak eğitimi hızlandırdı.  Ulaşım alanında ise, ülkenin dört bir yanını demir ağlarla ördü.

Atatürk yüzünü hep batıya döndü. Tüm hayali genç Türkiye Cumhuriyeti’nin “çağdaş uygarlıkların seviyesine” kısa sürede kendi kimliğiyle yükselmesiydi. Çünkü batı ülkelerinin gelişen dünyaya öncülük yaptığını biliyordu. O günlerde olduğu gibi günümüzde de Atatürk’ü eleştirenler, onun bu hayalini anlamaları için modern dünyanın vazgeçilmez teknolojilerinin nereden geldiğine bakmaları gerekir.

Şimdi soruyorum: Neden İslam birliği değil de Avrupa Birliğine girmek istiyoruz? Neden İslam Ülkerlerin’de birleşme ve bütünleşme yoktur? Atatürk batıyı örnek aldığında din elden gidiyor diye yıllarca feryat edenler, şimdi ne oldu da onun fikirlerini kabul eder duruma geldiler?

Atatürk bizi 84 yıl önce Avrupa birliğine dolaylı olarak sokmuş da bizler farkına varamamışız.

Şimdi İslam ülkelerine bir bakalım:
İran sizce ne kadar zengin ve refah bir ülke? Hatta ne kadar dindar bir ülke? Tartışılır… Zorla, baskıyla din yapılır mı? Zorla yapılan din sadece göstermelik olur. Tıpkı İran’daki gençlerin başlarına zorla örttükleri örtü gibi.

Peki ya Arabistan? Ülkenin tüm servetini birkaç hanedan paylaşmış, zengin ile fakir halk arasında keskin bir uçurum oluşmuş. Afganistan’ın durumu ise tam anlamıyla içler acısı.

Pakistan yokluk içinde. Gözlerimizin önündeki Irak  parçalanmış durumda.  Halkı perişan. Müslüman ülkelerinin neredeyse tamamında zengini çok zengin, fakiri çok fakir ve perişan yaşıyor.

İslam tarihinde din ile ülke yönetimini sadece Hz. Muhammed tam olarak başarmıştır.
Bu yönetimden tüm kesimler hatta peygamber karşıtları dahi memnun kalmıştır. Bunun dışında hiçbir dini yönetim onun yerini tutamamıştır. Bundan sonra da tutması mümkün değildir.
Atatürk öyle bir akıl yürütmüş ki, bugün dahi kendini dindar sayanların yapamayacağı kadar İslam dinini korumuştur. Kimlerden korumuş? Hurafelerden, sahte şeyhlerden ve dini parayla satanlardan korumuş. 

İslam dininin modernize olması gerektiğini o dönemde dahi anlayıp; hurafelerin, şeyhlerin, sahte hadislerin yönettiği İslam dinini aslına, özüne yani Kuran’a döndürmüş.

Bugün bile bunların kalıntıları olan, din adı altında kendi sapkın hedefleri uğruna insanları kandıran, gençlerin beyinlerini uyuşturan, ailelerinden ve sosyal çevreden koparan sapkın tarikatların ülkemizde var olduğunu hepimiz biliyoruz.

Peki, Atatürk gerçekte ne yapmak istemişti?
O hiçbir ülkeye boyun eğmeyen Türk kimliğini yaratmak istemişti. Şu andaki durum bu hayalin gerçekleşmediğini gösteriyor. Yurtdışına gidenler çok iyi bilirler. Türkleri yurtdışında genelde İspanyol, İtalyan veya Yunanlı sanırlar. Türküm dediğinizde asla inanmazlar. Çünkü bizlerin hala Arap toplumuyla aynı olduğumuzu sanıyorlar. Bu imaj günümüz Türkiye’sinde dahi maalesef değişmemiştir.

Bir İngiliz, bir Fransız hatta bir Yunanlının dahi dünyada kimlikleri vardır. Çin, Hindistan, Japon, Afrikalının kimliği olurken, neden Türk milletinin kendine özel bir kimliği, imajı yoktur?

Atatürk bu durumu değiştirip kendine özel bir adı olan yani markası olan diliyle, diniyle modern oluşuyla kendine has bir ülke yaratmak istemişti.

Şimdi olduğu gibi ülkemizde o dönemde de çeşitli etnik gruplar vardı. Bunlar: “Lazlar, Gürcüler, Çerkezler, Arnavutlar, Ermeniler ve Kürtlerdi.” Bunların tamamı yeni bir ülke olan Türkiye topraklarında Türk bayrağı altında
“Türk milleti” adını aldılar. Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene” sözüyle hafızalara kazınan bu slogan ülkemizdeki değişimin de en önemli sembolü oldu. Ben inanıyorum ki, bu sembol hala geçerliliğini korumaktadır.

Son olarak kendimden örnek vermek istiyorum:

Benim dedem Gürcü ve Laz karışımıdır. Babaannem Çerkez’dir.
Annem Gürcü’dür. Tamamı Rusya’dan göç etmişlerdir.  Ülkemizde yüzlerce insanın etnik kökeni benim gibidir.
Şimdi soruyorum benim kimliğim hangisidir?
Ben bu topraklarda doğdum. Nüfus kağıdımda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yazıyorsa; “ben Çerkezim, ben Gürcüyüm, ben Lazım, ben Arnavutum, ben Ermeniyim, ben Kürdüm” ama sonuçta ben Türküm.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
 


SAYFA BAŞI

www.nuranyelkenci.com

Yazarın diğer yazıları:

Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Mustafa Kemal ATATÜRK

Peygamberler bugün yaşasaydılar
Hoş geldin Ya Ramazan!..
İyi ve Kötü Öğretmen Televizyon
Kahramanlar hep az olur
İnanç Sömürüsü
Sahte Peygamberler
Anne Sevgisi
Günümüzün bazı cemaat liderleri (Şeyhleri)
İlk Müslüman İş Kadını Hz. Hatice
Utangaçlığın yeni adı sosyal fobi
Her İşin Başı Eğitim Nedir?
Konuşamıyoruz Çünkü Okumuyoruz
Güçlünün Değil Haklının Sözü
Yaşama Sevinci
Mutfaktaki İsraf
Varoşlardan sosyeteye İstanbul
Sen de Haklısın, Sen de Haklısın, Sen de!
Benim Duam
Yasakları Yasaklamak
Filistin’in Göz Yaşları
Peygamberleri Rahat Bırakın
Noel ve Yilbaşı Kutlamaları
Hayal Gücü Sınırlarının Ötesinde...
Bin Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
İffetli Müslüman Türk Kadını ve Örtünme
İnsanın En Büyük Düşmanı Şeytan
Duada kararlı olmak
Kuran’da selamlaşmanın önemi
Allah, İnsanı hastalıkla da sınar
Haset ve Kıskançlık
Kilitli Kapıların Ardındaki Sonsuz Hayat , Cehennem  
Sahte Dünyanın Acıları
Tarihten Günümüze Sahte Dindarlar
Şeytan Detayda Gizlidir
İnançla Gelen Ruh Sağlığı ve Huzur
İnanca Çağıran Davetler
Hayırlarda Yarışmak
Zaman Tüketen Ev Hanımları
Sebeplerdeki sırlar
Herşeyde Hayır Görmek
Pişman Olmadan Önce
Örnek Müslüman Kadın Hz. Meryem
Tüm annelerin, anneler gününü kutluyorum
İnsanları sinsice kıskacına alan Adamlık dini
Derin Düşünmek
2005 Dünya Kadın Yürüyüşünde, Müslüman Türk Kadınının Yeri


   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Mustafa Kemal ATATÜRK
Mahmut Aşkar
Vatan elden gidiyor!
Hayrettin Çakmak
1070 Rakımlı Tepe
Yılmaz Kuzucu
Veli Sohbetleri  (Elterntalk)  
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Orhan Aras
Azerbaycan’da savaş edebiyatı
Ayten Kılıçarslan
Yeni bir skandal!
Hidayet Kayaalp
Düşünmek farz mıdır?
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Halil Gülel
ALM ANYA'DA KIRK YIL SONRA TÜRKÇEMİZ
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Üzeyir Lokman Çaycı
Yağmurdan faydalanma yerine zararlarına seyirci kalınıyor
Yakup Yurt
İmkansızı olanaklı hale getiren devlet adamı: Bülent Ecevit
İbrahim Selamet
Filistin
Haldun Çancı
Kırk Katır Mı, Yoksa, Satırları Paket Mi İstersiniz?
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Üniversite: Girmek mi, çıkmak mi zor
Şefik Kantar
Bayrak
Osman Seçmez
Herşey çok iyiye gidiyor derken...
Veli Kalli
Gurbet Çilesi
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Biri bana anlatsın
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Yeltsin’in Rusyası ve Erdoğan’ın Türkiyesi
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Ülkemiz Sorunları ve TRT
Sebahattin Çelebi
Hüznümü, limanlara akıttım da geldim...
Dr. Nebil Bozdoğan
Ameliyatsız Yüz Gençleştirmede Son Nokta
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Mustafa Can
Akıl...Gönül...Şüphe...
Sonra Hayatın Akışı...
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Serdar Çelebi
Birlik yolunda ilk çabalar..
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç