·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


PENCERE
                                                                                       Nuran Yelkenci
 
nuranyelkenci@yahoo.com


Mutfaktaki İsraf

“..Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.”(A’raf Suresi.31)
Yemek için yaşayanların çoğunluk olduğu ülkemizde, bu durum doğal olarak israfı da beraberinde getirmektedir. Yaşamak için yiyen gelişmiş ülkelerde, bizlerdeki kadar yiyecek israfı görülmemektedir.

Tasarruf alışverişte başlar. Gıda alışverişlerinde dikkatli olunması gereken en önemli detay; “günlük, haftalık, aylık” olarak alışveriş yapıp, ihtiyacın ve yapılan listenin dışına çıkmadan yapmak, en doğru karar olur.
Gıda reklâmlarıyla ve çarpıcı ambalajlarıyla market raflarını süsleyen yiyeceklerin dayanılmaz çekiciliğine kanmamak için, uzmanlar alış verişlere aç karnına çıkılmaması için uyarırlar.

Ev hanımları çay partilerinde, (altın ve dolar günlerinde) neredeyse 15 çeşit kolesterol yüklü yemekleri yaparak, rekor kırarcasına biri birleriyle sanki hamur işi yapma yarışına girerler... Bu yemekleri yemelerinin sonucunda da, kilolarına kilo katarlar. Kadının evlendikten sonra kilo almasını da, hatta “bir parça et bin ayıbı örter” düşüncesiyle, sanki şişmanlık çok doğalmış gibi kabullenirler.

Afrika açlıktan ölürken, çöpe giden yemekler
Dünya hızla kuraklığa doğru giderken, Afrika’da insanlar açlıktan ölürken, ülkemizde ekonomik sıkıntılar yaşanırken; bu konunun acil olarak gündeme gelmesi gerekmektedir. Televizyonlar eğlence ağırlıklı programlarla, insanları hipnoz edercesine ekran karşısına kilitlemektedir. En azından, bu programlarda 10 dakikalık israfa dayalı konuşmalar yapılsaydı, inanıyorum ki, ülkemizin ekonomisine çok fazla katkısı olacaktı.

Sağlık mutfaktan geçer. Evdeki sağlıklı yaşamanın sorumlusu da, annelerdir. Neden her işin başı eğitim diyoruz? Çünkü “sağlıklı, ekonomik, kolay yemekler yapmak, bilgi ve eğitim işidir.” Bundan dolayı önce anneleri bu konuda eğitmeliyiz ki, evdekilere daha sağlıklı hayat sunsunlar.

Sadece kendilerini mutfakta yemek yapmaya ve ev işlerine adayan anneler; kalori dışında hiçbir besin değeri olmayan “kekler, pastalar, börekler” yaparak, çevrelerinden gelen iltifatlara dayanamayıp, misafirlerine daha da çok hamurlu yemekler yaparlar. Bu iltifatların sonucunda da, ahçılıklarıyla ün yapmanın ve işe yaradıklarını sanmalarının onurunu yaşarlar.

Diğer taraftan, yemek için yaşayanların hayatına baktığımızda, tüm sosyal yaşantıları neredeyse yemek üzerine kurulmuştur. Sağlıklı beslenmek onlar için, ‘hasta olup doktorlar uyarana kadar,’ çok fazla bir şey ifade etmez.

Piknik keyfi
Yemek için yaşamaya o kadar çok alışmışız ki, hafta sonları temiz hava almak için dahi kırlara çıkıldığında; akşamdan hazırlanan köfteler, dolmalar ve kızartmalarla yollara çıkılıp, henüz piknik yerine varılmadan yolluklar açılıp, birer- ikişer börekler, poğaçalar dağıtılıp yenir... “Bu durum piknik yerinde keyif sandıkları, toz-toprak hatta böceklerle karışık, mangal üzerindeki zararlı dumanlarla kızartılan etlerle devem eder...” Yedikleri ağar yemeklere vücutları dayanamayıp tansiyonlarının yükselmesi sonucu, bitkin bir şekilde, iki ağaç arasına astıkları salıncaklarda uykuya dalınır… Bir ara da kalkıp yanlarına aldıkları toplarla, voleybol veya yakan topu oynayarak spor yaptıkları sanılır.

Bu güzel tatil gününden geriye de kala - kala sadece, sönmüş bir ateş ve çöpler kalır.  “Bazen de sönmemiş ateş kalır ve yemyeşil ormanlar kül olur.”

“Genellikle Avrupalılar bu tarz pikniklerde yanlarında sadece küçük, pratik sandviç ve içecek alırlar… Temiz havadan faydalanmak için de, eşofmanlarını ve rahat spor ayakkabıları giyip, bol- bol yürüyüş ve spor yaparlar. Daha sonra dinlenmek için uzandıklarında da, yanlarında getirdikleri kitaplarını okurlar.”

Benim anlayamadığım: Nedense bizim insanlarımız, ağaçlara, kuşlara, böceklere bakarak ve hijyen koşullarının olmadığı ortamlarda yemek yemekten nasıl zevk alabildikleridir.

‘Can boğazdan gelir inancıyla sofraya oturanlar, unutmasınlar ki, can boğazdan da çıkar.’ Oburluk insana yakışmayan bir tavırdır. Hele kadınların obur olup yemeklere dayanılmaz bir iştahla yemeleri, hatta sanki “hamileymiş gibi,  aşerercesine” canlarının mevsim dışı yiyecekler isteyip de yemek için sabırsızlanmaları; ister istemez insana kalitesiz bir görüntü oluşturur.
Nitekim Peygamberimiz döneminde de bu tip insanlar yaşamıştır ve bu insanları “bedevi kültürü olarak” tanımlanmıştır. Bedevi kültürü ise, “nezaketsizlik, incelikten yoksun, yüzeysellik ve oburluk gibi tanımlanacak özellikleri kapsar.”

SAYFA BAŞI

www.nuranyelkenci.com

Yazarın diğer yazıları:

Mutfaktaki İsraf
Varoşlardan sosyeteye İstanbul
Sen de Haklısın, Sen de Haklısın, Sen de!
Benim Duam
Yasakları Yasaklamak
Filistin’in Göz Yaşları
Peygamberleri Rahat Bırakın
Noel ve Yilbaşı Kutlamaları
Hayal Gücü Sınırlarının Ötesinde...
Bin Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
İffetli Müslüman Türk Kadını ve Örtünme
İnsanın En Büyük Düşmanı Şeytan
Duada kararlı olmak
Kuran’da selamlaşmanın önemi
Allah, İnsanı hastalıkla da sınar
Haset ve Kıskançlık
Kilitli Kapıların Ardındaki Sonsuz Hayat , Cehennem  
Sahte Dünyanın Acıları
Tarihten Günümüze Sahte Dindarlar
Şeytan Detayda Gizlidir
İnançla Gelen Ruh Sağlığı ve Huzur
İnanca Çağıran Davetler
Hayırlarda Yarışmak
Zaman Tüketen Ev Hanımları
Sebeplerdeki sırlar
Herşeyde Hayır Görmek
Pişman Olmadan Önce
Örnek Müslüman Kadın Hz. Meryem
Tüm annelerin, anneler gününü kutluyorum
İnsanları sinsice kıskacına alan Adamlık dini
Derin Düşünmek
2005 Dünya Kadın Yürüyüşünde, Müslüman Türk Kadınının Yeri


   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Nuran Yelkenci
Mutfaktaki İsraf
Mahmut Aşkar
Senin Bu Duruşun Var Ya...
İbrahim Selamet
Filistin
Hayrettin Çakmak
Konfeti Demokrasi
Haldun Çancı
Kırk Katır Mı, Yoksa, Satırları Paket Mi İstersiniz?
Orhan Aras
Bir roman, bir tesbit ve "Sarı Muallimler"
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Üniversite: Girmek mi, çıkmak mi zor
Şefik Kantar
Bayrak
Osman Seçmez
Herşey çok iyiye gidiyor derken...
Hasan Kayıhan
Farkında mısınız?
Yılmaz Kuzucu
İnternet, gençlik ve biz
Veli Kalli
Gurbet Çilesi
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Biri bana anlatsın
Yakup Yurt
Mösyö Sarkozy kimdir?
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Yeltsin’in Rusyası ve Erdoğan’ın Türkiyesi
Üzeyir Lokman Çaycı
Şehirleşme
Ali Kılıçarslan
Made in Germany
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Ülkemiz Sorunları ve TRT
Hidayet Kayaalp
Asrın Belasına Çözüm...
Sebahattin Çelebi
Hüznümü, limanlara akıttım da geldim...
Ayten Kılıçarslan
Türkler şiddet kurbanı
Dr. Nebil Bozdoğan
Ameliyatsız Yüz Gençleştirmede Son Nokta
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
M. Ali Aladağ
Moderniteye Direnen Değerlerimiz
Mustafa Can
Akıl...Gönül...Şüphe...
Sonra Hayatın Akışı...
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Serdar Çelebi
Birlik yolunda ilk çabalar..
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç