·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


PENCERE
                                                                                       Nuran Yelkenci
 
nuranyelkenci@yahoo.com


İnançla Gelen Ruh Sağlığı ve Huzur


“…göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir.”(En’am Suresi,125)

Manevi boşluk içindeki toplumları kıskacına alan bir hastalık: “DEPRESYON”

    Çağımızın en sık rastlanan, hatta en önde gelen hastalıklarındandır. En çok da içine kapalı, duygusal insanlarda ve dünya hayatına hiç bitmeyecekmiş gibi bağlı olanlarda, yaradılış amaçlarını tam olarak kavrayamayanlarda  görülür.

    Bu hastalığa neden olan sıkıntı ya da günümüzde sıkça kullanılan deyimiyle stres pek çok hastalığı beraberinde getirir. 70-80 yaşlarındaki inançlı ve ibadetlerini düzenli olarak yapan büyüklerimize baktığımızda, onları huzurlu ve dengeli görürüz. Oysaki günümüzde en çok ruhsal sorunlar, genç ve orta yaş guruplarında  görülmektedir.

Depresyonun belirtileri,  karamsarlık, dalgınlık, unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü,  gerginlik, bunaltı ve endişe halidir.

    Depresyondaki kişinin gelecekle ilgili kaygıları artar, her şeyin kötüye gideceğini düşünür. Hiçbir şeyden zevk almaz, üretkenliği azalır. Hasta yoğun suçluluk duyguları içinde kendisiyle çatışır. Kendini değersiz  işe yaramaz olarak görmeye başlar. Bu durum tam olarak, Allah'ın Kuran'da haber verdiği gibi kişinin kendi kendine zulmetmesidir:

 “Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar kendi nefislerine zulmediyorlar.” (Yunus Suresi, 44) 

    Günümüz toplumunda oldukça yaygın bir hastalık haline gelen depresyon, genellikle inançsız ve tevekkülsüzlüğün,  insanların günlük yaşantısına kattığı azaplardan sadece biridir.  İşte dinden uzak yaşayan insanların yaşadıkları bu gibi ruhsal bozuklukların temelinde, güzel ahlaktan yoksunluk, manevi boşluk, teslimiyetsiz ve tevekkülsüz bir hayat anlayışı vardır. Yaşamını din ahlakından uzak sürdüren bu insanların sonsuz azabı henüz onlar yeryüzünde iken başlar.  Sağlıklıyken kendilerini hasta hisseden, güvendeyken korku ve endişeye kapılan ve varlık içindeyken  gelecekte yoksul kalma korkusuyla  yaşayan  bu insanlar, hayatları boyunca  kendilerine zulüm ve eziyet etmektedirler.

    Yüce Allah, insan bedenini ve ruhunu din ahlakının yaşanmasına uygun olarak yaratmış ve bu özelliklerle donatmıştır. Bu beden, yaratılışına aykırı kullanıldığında maddi ve manevi olarak bozulmaya, çökmeye mahkumdur. Toplumda da bunun örneklerine sık, sık rastlanır. Çok neşeli, huzurlu, dünyaya iyi gözle bakabilen, başlarına gelen olayların güzel yönlerini yakalayabilen, isyana ve  karamsarlığa kapılmayan insanların genelde bedenen de sağlıklı ve dinç oldukları, geç yaşlandıkları bilinir. Bu nedenle insanlara gazetelerde, dergilerde her fırsatta genç ve sağlıklı kalmaları için mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmeleri, güler yüzlü ve iyimser olmaları, çabuk öfkelenmemeleri yönünde çağrılar yapılır. Bu çağrıyı Yüce Allah bir Kuran ayetiyle  bizlere şöyle bildirmektedir:

 “…öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir…”(Al’i İmran Suresi,134) 

Ayetten de anlaşıldığı gibi, affetmeyi benimseyen insanlar, hem dünya hayatında rahatı ve huzuru sağlar hem de  Allah’ın emrini yerine getirmiş olurlar.

Tevekkül  ve Müminlerdeki huzur

“…Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.”
(Ra’d Suresi,28)

    Müminler Allah'a tevekkül ettikleri ve kadere teslimiyet içinde yaşadıklarından, aklen ve ruhen son derece sağlıklı ve dengeli olurlar.  En olumsuz sonuçlarla bile karşılaşsalar, bunun Allah'tan gelen bir deneme olduğunu ve olayları Kuran'a göre değerlendirmesi gerektiğini bilirler. Hiçbir ümitsizliğe, üzüntüye ve strese kapılmazlar. Çünkü gerçek hedefleri ahirettir ve önemli olan da sonsuz ahiret mükafatını kazanmak için gerektiği gibi hareket etmiş olmaktır.

    Allah'a olan güçlü inançlarından dolayı, hiçbir olaydan ve olumsuzluktan etkilenmez ve güçsüzleşmezler. Dolayısıyla onların bu ruhsal ve psikolojik sağlığı, bedensel sağlıklarına da olumlu bir etki olarak yansır. İşte dini yaşamak ile yaşamamak arasındaki sayısız farklardan biri budur. Ruh sağlığı ve huzur, Allah'ın kendisine yönelip dönenlere ve dinine sarılanlara vaat ettiği sonsuz nimetlerinden dünyadaki yalnızca  bir parçasıdır.

    Önemli bir noktayı daha belirtmek gerekir. Elbette hak dinin yaşanmasındaki amaç, sadece  manen huzurlu olmak ve hastalıklara yakalanmamak gibi dünyevi kazançlar elde etmek değildir. Amaç, Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini  kazanmak olmalıdır. Kaldı ki; Kuran ahlakını tam olarak yaşayan müminlerin sonsuza dek sürecek mutluluğu ve huzuru, henüz onlar dünyada iken başlar.

    Bugün 21. yy insanının yapması gereken şey, daha fazla kayba uğramadan fıtratına (yaratılışına) dönmesi ve din ahlakını yaşamasıdır. Aksi takdirde hem dünyada hem de ahirette zarara uğraması söz konusu olacaktır.

SAYFA BAŞI

www.nuranyelkenci.com

Yazarın diğer yazıları:

İnançla Gelen Ruh Sağlığı ve Huzur
İnanca Çağıran Davetler
Hayırlarda Yarışmak
Zaman Tüketen Ev Hanımları
Sebeplerdeki sırlar
Herşeyde Hayır Görmek
Pişman Olmadan Önce
Örnek Müslüman Kadın Hz. Meryem
Tüm annelerin, anneler gününü kutluyorum
İnsanları sinsice kıskacına alan Adamlık dini
Derin Düşünmek
2005 Dünya Kadın Yürüyüşünde, Müslüman Türk Kadınının Yeri


   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Nuran Yelkenci
İnançla Gelen Ruh Sağlığı ve Huzur
Yılmaz Kuzucu
„Moschee Weg“ ve Yeni Cami
Sebahattin Çelebi
Ben İstanbul’dum
M. Ali Aladağ
Bayrakla Göbek Bir Arada Olunca...
Fikret Ekin
Komplo Teorisi Yok-4
Mahmut Aşkar
Memleket Derdindeyim
Üzeyir Lokman Çaycı
Hamamlar
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Yakup Yurt
Tutarlılığa Davet
Orhan Aras
Aman da beyler kavgadan geldim yorgunum...
Mustafa Can
Benzemek Aynısı Demek mi....
Hidayet Kayaalp
Kendimizle İletişim
Ali Kılıçarslan
Herşeyde Hayır Görmek
Hasan Kayıhan
Avrupa Türkçesi veya Eurotürkisch
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Ayten Kılıçarslan
Erkekler farklı mı ölür?
Şensel Aşkın
Küresel ruh krizi
Serdar Çelebi
Birlik yolunda ilk çabalar..
Betül Parlar
Sigara Bağımlılığı
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Şefik Kantar
Bizi bekleyen Avrupa
Dr. Nebil Bozdoğan
Tırnak batması ile ilgili bilmemiz gerekenler
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç