·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


PENCERE
                                                                                       Nuran Yelkenci
 
nuranyelkenci@yahoo.com


Günümüzün bazı cemaat liderleri (Şeyhleri)

   
“Şeyhini müritleri uçurur” dedikleri bu söz, çok yerinde olsa gerek. Çünkü günümüzde hangi cemaate bakarsak bakalım neredeyse müritlerinin tamamı, (kendileri farkında olmadan) liderlerini adeta Allah'ın önüne koydukların veya taptıklarını görmekteyiz...

    Tarih boyunca neredeyse bütün cemaat liderleri kendilerini “mehdi veya uyarıcı” olduklarını dolaylı bir şekilde müritlerine telkin etmişlerdir . Müritleri de bu şevk ve heyecan ile kendilerini adeta “Peygamber sahabesiymiş” gibi sanarak, ona teslim olmuşlardır. Hatta tüm benliklerini ve iradelerini şeyhlerine teslim etmişlerdir…

    Bu durumu Hıristiyan dünyasındaki kiliselerdeki papazlara gidip, günah çıkartmasına da benzetebiliriz.”

    Bu beklenti neredeyse Hz. Musa'dan beri Yahudi toplumunda başlamıştır… Daha sonra bunu Hıristiyan alemi Hz. İsa öldürüldükten sonra yeniden bedenlenip, dünyaya döneceği inancı ağar basmıştır… Ve son olarak bu beklenti modasına Müslümanlar da uyup, Peygamberimizin ölümünden sonra yaşanan din ve mezhep adına yapılan katliamların ardından, bir kurtarıcı gelecek söylentileri oluşmaya başlamıştır…

    Yani Mehdi... Anlamı da zaten hidayet veren ve kurtaran anlamındadır… Tüm bu söylentilerin aksine, Kuranda asla Mehdiyle ilgili bir ayetin olmamasına rağmen, Müslümanlar sürü psikolojisiyle Hıristiyan ve Yahudi geleneği olan adetlere farkında olmadan inanmaktadırlar… Ve yine farkında olmadan son peygamber Hz. Muhammet değil de, Hz. İsa olacağına inanmaktadırlar…

    Bu akıma Müslümanların çok dikkat etmeleri gerekiyor. Mehdi ve Hz. İsa gelecek söylentilerinin bir diğer yüzü ise, tamamen “Hıristiyan misyonerlerinin dünya çapındaki insanları Hıristiyanlaştırma çabasında olduklarını henüz bazı Müslümanlar farkında değildirler...”

    Üstelik bu oyuna en uygun ülke olan Türkiye'den duyurmaları ise, sanırım tesadüf değildir…

    Bu mehdi inancı tarih boyunca insanların sıkıntıda oldukları dönemlerde uydurulan inançlardan başkası değildir... İnsanlar nedense zorda kaldıklarında Allah'tan değil de, bir kurtarıcıdan medet ummayı tercih ediyorlar. Oysa Allah şöyle buyurur: “ La ilahe illallah” (Allahtan başka ilah yoktur.) Biz inananlar Kuran'ı okuyoruz da, neden başka ilahların peşinden gidip de onları putlaştırıyoruz?..
   
    Allah'ın verdiği aklı sanki şeyhlerine kiralamışlar gibi, tek akla hizmet etmektedirler. Yani Allah ile aralarına bir şekilde “cemaat liderlerini veya eski deyimle şeyhlerini” koymaktadırlar. Oysa “her nefis kendisinden sorumlu” olduğu ayetini unutuyorlar...

    Bunun en güzel örneğini Hz. Ayşe'de görmekteyiz:

    Hadisler de hatta Kuran ayetinde Hz. Ayşe'nin iftiraya uğradığını ve bundan dolayı günlerce hasta olduğunu yazar... Bu arada Peygamberimizden hiç ses çıkmaz ve sadece dua edip Allah'tan gelecek uyarıyı bekler… Daha sonra kadınlara atılan iftirayla ilgili ayet iner... Bunun sonucunda Peygamberimiz Hz. Ayşe'yi görmeye gider ve yanındakiler Hz. Ayşe'ye şöyle derler:

    Peygamberimize teşekkür et, bak seni afetti dediklerinde; Hz. Ayşe yaşından çok daha tevekküllü ve Allah'a teslimiyetle çok önemli bir cevap verir:

    “Ben sadece Allah'a teşekkür ederim” der. Çünkü sadece o benim masum olduğumu biliyordu ve beni temize O çıkardı der .

    Peki, sizce burada Hz. Ayşe, Peygamberimize saygısızlık mı yapmıştır?..

    Hayır, asla saygısızlık değildi Hz. Ayşe'nin yaptığı... Şayet Peygamberimize teşekkür etmiş olsaydı, Allah'a saygısızlık yapmış olacaktı...

    Bu çok önemli bir ayrımdır. Fakat günümüzdeki bazı cemaat liderleri, yanındaki müritlerini adeta kendilerine kul - köle yapıyorlar. Onların kendi iradeleriyle hareket etmelerini yasaklıyorlar. Hatta onları “tüm toplumdan, sosyal hayattan ve ailelerinden” koparıyorlar. Kendi iradelerini kullandıklarında onlara dinden çıkarsın telkinini veriyorlar.

    “İnanan ve din konusunda bilinçsiz olan insanları en kolay kandırmanın ve kullanmanın yolu, Allah korkusudur…”

    Derin iman etmiş insanların bazıları, girdikleri cemaatlerdeki liderlerine (şeyhlerine) sanki Peygamber, hatta ondan da öte sanki (haşa) Allah gibi tapıyorlar… Oysa sadece onların da herkes gibi nefsi olan insanlar olduklarını unutuyorlar.

    Şeyhe veya lidere saygı tabiî ki var ama bunu yanında her insanın “konuşma, düşünme ve sorgulama” özgürlüğü de vardır. Şayet bu özelliklerimiz olmasaydı Allah insanları tek karakter ile yaratırdı. Bu durumda da tüm insanlar aynı imtihana tabi olurlardı. O zaman da “cennet ve cehennemin” bir anlamı da kalmazdı…

    Ayrıca bazı tarikat liderleri 1400 yıl önceki kanunların ve resmi nikahlarının olmadığı ve törelerin kanun olduğu; hatta “yoksul kadınların köle gibi satıldığı” dönemde yaşanan cariyelik kavramlarını, yanlarındaki mürit kadınlarla; “ yüzlerce kanunların olduğu” günümüzde dahi din adı altında yaşatmaktadırlar...

    Bunu da Allah'ın emri sanan zavallı mürit kadınlar, büyük bir istekle “şeyhinin cariyesi veya kuması ” olmayı Allah rızası için kabul ediyorlar.

    Peygamberimizin bir başka özelliği ise, güvenilir olmasıydı… Onun bir başla adı da güven veren anlamında olan “El Emin di.” Peygamberimize o dönemin “Hıristiyan ve Yahudi” din adamları dahi güvenirlerdi. Yani tam anlamıyla o dönemdeki tüm topluma, dürüstlüğü ve adaletiyle, hatta yaşantısıyla güven veriyordu…

    Bugünkü bazı cemaat liderlerine baktığımızda, toplum olarak asla güven vermeyen özellikleri olduğunu görüyoruz... Bazı müritlerinin ana babalarına dahi iftiralar attıklarını görüyoruz... Toplumun olarak bazı cemaatlerin basından duyduğumuz sapkın ilişkilerinden dolayı, evlatlarımız adına tedirginlik ve korku yaşıyoruz…

    Bazı cemaat liderleri ise, kendilerini “mehdi veya uyarıcı” olduklarına müritlerine inandırıp, her türlü çarpık ilişkileri onlara, Allah rızası için veya “cennete” kesin gitme vadi ile yaptırdıklarını duyuyoruz…

    Bu emirleri yapmadıklarında ise, müritlerine münafık olduklarını ve münafıklarında cehennemin en alt tabakasında sonsuza kadar yanacaklarını telkin ettiklerini duyuyoruz…

    Bu günün cemaat liderlerine karşın, Hz. Muhammed'in hayatı şöyleydi:

     “… O hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz ”( Necm Suresi .62 )

    Ayetlerde de belirttiği gibi; “ Peygamberimiz (sav) asla nefsine göre yaşamamıştır. O hevadan konuşmamıştır.” Hayatının tamamını, hatta tüm evliliklerini de Allah'ın rızasını kazanmak için ve İslam'a hizmet için yapmıştır.

    Peygamberimiz ilk evliliğini 25 yaşında iken Hz. Hatice ile yapmıştır… “ 40 yaşında olan Hz. Hatice, iki kez evlenmiş ve iki çocuklu dul ve çok zengin bir hanımdı.” Peygamberimizle olan bu evliliği, tam 25 yıl Hz. Hatice ölene kadar sürmüştür... Peygamberimizin diğer evliliklerini ise, Hz. Hatice öldükten sonra, o dönemde savaş sonrası iman eden ve dul kalan yaşlı kadınları himayesine almak için yapmıştır...

    Tüm eşlerinin yanında, cariyelerinin de olduğu rivayetler yazıyor. O dönemin Arap topluluğunda hemen her erkeğin cariyesi (kölesi) varmış. Hatta bu günün Arabistan'ında dahi, zengin Arap şeyhlerinin haremlerinde, binlerce cariyelerinin olduğunu biliyoruz. “Çünkü bu bir Arap geleneğidir.”

    Peygamberimizin kendisine eş olarak seçtikleri ve cariye olarak aldıkları arasında öyle sanıyorum ki imani bir ayrım vardı ki; güzelliği hoşuna giden bir kadın cariyesi (hizmetkarı) olurken, bazen çok yaşlı ve güzel olmayan hanımları eş olarak kendisine seçmişti...

    Peygamberimiz kadınları, özellikle anneleri öyle yüceltmiş ki, cenneti onların ayaklarının altına sermiştir... Hatta o dönemde yaşanan kölelik kavramını kaldırıp “ cariyelerle” (kölelerle) evlenmeleri için sahabeleri teşvik etmiştir...

    Peygamberlerin en önemli özellikleri ise, duygusallıktan ve nefsinin tutkularından tamamen arınmış olmalarıdır.

    Çünkü onlar yaşadığı her anın Allah'ın kontrolünde olduğu gerçeğini derinden kavrayanlardır. Onlar için Allah'tan gelen her şeye razı olmak vardı. Ölüm ve yaşamak onlar için duygusallık getirecek bir olay değildi… “ Yani olayları, eşyayı, kadınları, cinselliği, zenginliği ve en yakını da olsa insanları asla putlaştırmadılar.” Allah yazdıysa benim bu acıyı yaşamam gerekiyor mantığıyla hareket ettiler.

    Peygamberler Allah'ın ahlakı ve yaşamıyla insanlara örnek olarak gönderdiği kutlu şahıslardır. Onların zafiyet göstermesi düşünülemez. Öyleyse dünya hayatı için gözyaşı dökmek ve nefsinin tutkularına göre yaşamak, duygusallığın ve nefsinin esiri olan insanlara has bir durumdur…

    Sonuç olarak tarikat liderlerinin gerçekten mümin ve Allah dostu olduklarını anlayabilmek için; kendi nefislerinin tutkularına göre yaşam seçmelerinden ve dünyevi zaaflarından dahi, çok kolay anlayabiliriz...

18. Nisan. 2007

SAYFA BAŞI

www.nuranyelkenci.com

Yazarın diğer yazıları:

Günümüzün bazı cemaat liderleri (Şeyhleri)
İlk Müslüman İş Kadını Hz. Hatice
Utangaçlığın yeni adı sosyal fobi
Her İşin Başı Eğitim Nedir?
Konuşamıyoruz Çünkü Okumuyoruz
Güçlünün Değil Haklının Sözü
Yaşama Sevinci
Mutfaktaki İsraf
Varoşlardan sosyeteye İstanbul
Sen de Haklısın, Sen de Haklısın, Sen de!
Benim Duam
Yasakları Yasaklamak
Filistin’in Göz Yaşları
Peygamberleri Rahat Bırakın
Noel ve Yilbaşı Kutlamaları
Hayal Gücü Sınırlarının Ötesinde...
Bin Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
İffetli Müslüman Türk Kadını ve Örtünme
İnsanın En Büyük Düşmanı Şeytan
Duada kararlı olmak
Kuran’da selamlaşmanın önemi
Allah, İnsanı hastalıkla da sınar
Haset ve Kıskançlık
Kilitli Kapıların Ardındaki Sonsuz Hayat , Cehennem  
Sahte Dünyanın Acıları
Tarihten Günümüze Sahte Dindarlar
Şeytan Detayda Gizlidir
İnançla Gelen Ruh Sağlığı ve Huzur
İnanca Çağıran Davetler
Hayırlarda Yarışmak
Zaman Tüketen Ev Hanımları
Sebeplerdeki sırlar
Herşeyde Hayır Görmek
Pişman Olmadan Önce
Örnek Müslüman Kadın Hz. Meryem
Tüm annelerin, anneler gününü kutluyorum
İnsanları sinsice kıskacına alan Adamlık dini
Derin Düşünmek
2005 Dünya Kadın Yürüyüşünde, Müslüman Türk Kadınının Yeri


   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Nuran Yelkenci
Günümüzün bazı cemaat liderleri (Şeyhleri)
Mahmut Aşkar
Vatan elden gidiyor!
Hayrettin Çakmak
1070 Rakımlı Tepe
Yılmaz Kuzucu
Veli Sohbetleri  (Elterntalk)  
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Orhan Aras
Azerbaycan’da savaş edebiyatı
Ayten Kılıçarslan
Yeni bir skandal!
Hidayet Kayaalp
Düşünmek farz mıdır?
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Halil Gülel
ALM ANYA'DA KIRK YIL SONRA TÜRKÇEMİZ
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Üzeyir Lokman Çaycı
Yağmurdan faydalanma yerine zararlarına seyirci kalınıyor
Yakup Yurt
İmkansızı olanaklı hale getiren devlet adamı: Bülent Ecevit
İbrahim Selamet
Filistin
Haldun Çancı
Kırk Katır Mı, Yoksa, Satırları Paket Mi İstersiniz?
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Üniversite: Girmek mi, çıkmak mi zor
Şefik Kantar
Bayrak
Osman Seçmez
Herşey çok iyiye gidiyor derken...
Veli Kalli
Gurbet Çilesi
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Biri bana anlatsın
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Yeltsin’in Rusyası ve Erdoğan’ın Türkiyesi
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Ülkemiz Sorunları ve TRT
Sebahattin Çelebi
Hüznümü, limanlara akıttım da geldim...
Dr. Nebil Bozdoğan
Ameliyatsız Yüz Gençleştirmede Son Nokta
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Mustafa Can
Akıl...Gönül...Şüphe...
Sonra Hayatın Akışı...
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Serdar Çelebi
Birlik yolunda ilk çabalar..
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç