A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

mahmut.askar@t-online.de












Gurbetlik ve Gariplik



Ben nice insanlar bilirim, doğup büyüdüğü vatanından uzaklarda; gurbette! Ve ben nice insanlar bilirim anavatanında, baba ocağında; gurbette!

Altın kafesteki bülbülün hikâyesini herkes bilse de, bir kere daha hatırlatalım: Bülbülü altın kafese koymuşlar, yine de gece gündüz, “ah vatan, vah vatan..” diye ötüp dururmuş. Evinde altın kafeste beslenen bülbülün sahibi, bu feryad-ı figana dayanamamış ve sevimli kuşu kafesinden bırakıverdikten sonra kendisi de bülbülü takip etmiş. Bir de bakmış ki, altın kafesi beğenmeyen bülbül, kuru çalılıklar içinde çer-çöpten yapılmış bir yuvaya girdi.

Evet, vatan da tıpkı ana gibidir. Ananın fakiri, zengini, güzeli veya çirkini, beyazı veya siyahı olmadığı gibi, tercihi de olmaz! Ana, anadır! Vatan da, vatan! Ana, şefkat ve merhamet kucağıdır. Biz vatan ile ana arasında benzerlikler gördüğümüzden, anavatan demişiz… Baba ocağında yetişmiş pederşahi bir millet olmamıza rağmen, vatanla anayı özdeşleştirdiğimizden; vatanı, anaya benzetmişiz. Çocukluğumuzda babanın hışmından, celallenmesinden, hiddetinden, gazabından; ananın merhametine, sevgisine, bağışlayıcılığına ve koruyuculuğuna her defasında sığınmadık mı? Babadan isteyemediğimizi anadan koparmadık mı? Babadan sakladığımız nice sırlarımızı anayla paylaşmadık mı?

Zaman zaman “Devlet Baba”nın zulme dönüşen gazabından vatanı terk edenler de çok şükür artık anavatanlarına geri döndüler. Avrupa ülkelerinde sıcak ve samimi bir ilgiye hasret kalanlar, teselliyi, kendilerini anavatanın kucağına atmakta buluyorlar. Sizin anlayacağınız; başka diyarlara şu veya bu sebepten dolayı iltica edenler de, son ilticalarını, ana kucağına sığınan evlatlar gibi, anavatana yapmaktadırlar. Başka bir ifadeyle; nereye gitsek döneceğimiz yer, vatandır. Hele büyük şehirlerin kibrit kutusu gibi üst üste kondurulmuş dairelerinde yaşayanlar ve anavatandan binlerce kilometre uzaklarda ömrünü geçirenler için gurbet hayatı; “altın kafesteki bülbül”ünkine benzer…

Peki ya bize göre gurbette doğup büyüyenler?... Mesela, bizim Avrupa ülkelerinde yetişen nesillerimiz için gurbet neresi, vatan neresi?...  İki analı olunamayacağı gibi, iki anavatanlı da olunamaz! Mutlaka birisi anavatan, diğeri, “üveyvatan”dır. İsmail Gaspıralı; “Türk’ün vatanı, Türkçe’nin konuşulduğu yerdir” diyor. Bazılarına göre “yeni vatan” veya “ikinci vatan”da peki Türkçe de yoksa?... O zaman burası gurbet mi, yoksa vatan mı?

Gurbette gariplik çekmeden, vatanı yaşayanlara aşk olsun!

Biz Türkler vatanı, okul sıralarında ve hamaset (kahramanlık) nutuklarında öğretildiği gibi; “taşı toprağı altın” olduğu için sevmedik. Genel hatlarıyla; ortak değerlere sahip, aynı kültüre mensup insanların, sınırları belli olan bir toprak parçası üzerinde millet olarak yaşadığı yere vatan diyoruz.  Geçmişte birlikteliği olan ve geleceği de yine birlikte inşa eden milletin her ferdi, üzerinde yaşadığı kara parçasının sahibi olarak kendisini gördüğünden, orada elini kolunu sallayarak yaşar. Kendisini hür ve bağımsız hisseder. Demokratik hakları, kişi hürriyeti ve iktisadi şartları bizim ülkemizden çok ileride olsa da, Avrupa ülkelerinde yerleşik olarak yaşayan Türkler, işte şu “elini kolunu sallayarak” yaşama hissinden mahrum olduklarından, Anadolu’nun kıraç topraklarına, çıplak dağlarına bile “vatan” diye koşuyorlar.

Arapça kökenli “garip” sözcüğünün karşılığı; “yabancı, kimsesiz, zavallı, şaşılacak, tuhaf, dokunaklı, hüzün veren” olarak TDK sözlüğünde verilmiş. Şimdi bir taraftan bu kelimeler üzerinde teker teker durarken, aynı zamanda Avrupa Göçmen Türklerinin mevcut fotoğrafını da zihnen çekmiş olalım:

Zaten dün olduğu gibi bugün de “yabancı” ve sözde hem anavatan hem de yeni vatan bize sahip çıkıyor görünse de, “kimsesiz”iz. Bazen kendimize göre “zavallı”, bazen onlara göre “zavallı” oluşumuz, “şaşılacak” bir durumdur aslında… Biz  “Gurbetçiler” zaten geldiğimiz ilk günlerde yerlilere “tuhaf” bakmıştık fakat onlar da bize elli yıldır hâlâ tuhaf tuhaf bakmaya devam ediyorlar. Gurbete çıkan her Türk, hissî, gamlı ve “dokunaklı”dır. Bunca türkü ve şarkıyı ayrılık ve gurbet üzerine yakmamız boşuna değildir. Velhasılı kelâm; gurbetin özündeki “hüzün veren” melaneti, gurbetçinin yüzünde zaten okursun.

Peki garip sadece gurbetteki mi?

Sadece fiziki olarak değil, zihnen gurbette olmak da vardır. Anavatanda, baba ocağında, eş-dost içinde gurbeti yaşamak; insanı hüzünlendiren, ızdırap veren bir durum… En yakınındakilerle bile değerler bazında ayrışmaya başlayan ve düşüncelerinde yalnızlaşan insan, bazen aile çevresinde dahi kimsesizleşmeye başlar ki, o kişi bundan sonra artık gurbettedir.

Zaten gariplik de burada başlar: Merhum Necip Fazıl Kısakürek’in, Sakarya Şiiri’nde dediği gibi; “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya.”. Garipliğin özündeki asıl tuhaflık; hadiselere yığınlardan farklı bakmaktır. Herkesin göremediğini görmek, duyamadığını duymak ve düşünemediğini düşünmektir.

Zaten bu dünyanın tamamı bize gurbet! Bu “gurbetin garibi” olabilenlere selam olsun!



 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Gurbetlik ve Gariplik
Toplandık da N’oldu?...
Kızılelma (3): Ebedi İttifak
Yeniden Kızılelma (2)
Yeniden Kızılelma
Âlimin Ölümü...
Kocaman Araba, Minnacık İnsan
Dreyfus, İhanet ve Adalet
Ümmet Ülkücülüğü (*)
Kavmiyetçilik, Milliyetçilik, Ülkücülük
Serseri Kurnazlar, Kurnaz Serseriler
Şehirlerin ve Zihinlerin  Gettoları
Kalabalıklar İçinde Anonimleşmek
“Biz”likten, “Ben”liğe Doğru...
Arkaik Toplumlar, Gelişmekte Olanlar...
Memleketin İki Yüzü

 

   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

“Biz”likten, “Ben”liğe Doğru...
Fiiliyatta ve fikriyatta ileri gitmenin, bazı nefsî beklentilerden feragat etmenin, bir bedeli vardır
Devam

Ali Kılıçarslan

“Müslümanı Avrupalılaştırmak”
Avrupa’nın mı islamlaştığını, bir başka deyişle müslümanlaşacağını öğrenmek isteyenler, özellikle Almanya Türkleri’nin geleceği hakkında fikir yürütenler, bu kitabı mutlaka okumalılar. Devam

Yakup Yurt

SUÇ TERCÜMANDA…
Sokağı kirletenler, işsizlik sigortasını meslek sanıyor ve namusuyla çalışan fikir çöpçülerine küfretmeyi marifet sanıyorlardı. Devam

Şefik Kantar

Batı cephesi bildiğiniz gibi
İçedönük Alman politikalarının temelinde; Almanlığı ve Alman İslamı’nı dayatma, ne şekilde olursa olsun kabul ettirme düşüncesi yatıyor.
Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

Bürokratik Yargının Fanatikleri
Günümüzde Türkiye'nin yargı bürokrasisi arasında ortaya çıkan çatışmalar, birçok bakımdan kilisenin yaşadığı bu serüvene benzemektedir. Devam

Hidayet Kayaalp

LAMI CİMİ YOK
Çetelere sövmek, darbecileri lanetlemek belki insanı rahatlatır, ama gelecek nesillerin başına gelecek tehlikeyi ortadan kaldırmaz. Devam

Prof. Dr. Ramazan Demir

Ziya Gökalp’ın İstemediği “Boşolar”...
Etrafını aydınlatan ışık olarak anlam yüklenen “ziya” insan örneğinde en güzel şekilde Ziya Gökalp’ in şahsında anlam bulmuştur.  
Devam

Yakup Tufan

ALMANYA İSLAM KONFERANSI VE MÜSLÜMAN CEMAATLERİN DURUMU
Bu ülke müslümanların da ülkesidir!  Bu devlet müslümanların da devletidir ve onların hak ve hukukunu korumak ve kollamakla mükelleftir! Devam

Leman Kuzu

KABUL  ETMİYORUZ!..
Ey ABD, tüm dünya biliyor ki, sen emperyalist bir güçsün. Devam

Nuran Yelkenci

8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Müslüman Türk Kadınının Yeri...
Ev ekonomisini en iyi şekilde yönetebilen akıllı, eğitimli bir kadın neden ülkeyi
 yönetemesin?
Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Umut Bulut

Kalıbınıza tüküreyim
İnsan olarak en çok da sevdiklerimizden darbe alınca yaralanırız ya, bu yara kolay kolay kabuk tutmaz. Devam

Orhan Aras

KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam

Mehmet Ali Aladağ

Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam

Ayten Kılıçarslan

Kadın Dindarlığına Hürriyet
Neticede kadınlar, başörtüsü ve meslek hayatı arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadırlar.
Devam

Nurdoğan Aktaş

Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat