A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

mahmut.askar@t-online.de












Serseri Kurnazlar, Kurnaz Serseriler


Oturduğum semtin tren istasyonuna geldiğimde, iki elinde birkaç tane tıka basa dolu plastik torbalarla ve pantolun kemerine taktığı bir tomar anahtarla oralarda dolaşan bir “serseri” adam vardı. Önce torbaların ikisini birkaç adım ileriye götürdükten sonra yolun üzerine bırakır ve geri dönerek diğerlerini de aynı noktaya taşırdı. Daha sonra yük taşımaktan veya çalışmaktan yorulmuş bir insan edasıyla hafiften belini doğrultarak etrafına göz atardı.

Tramvaya bineceğim metro durağına indiğimde ise, hep aynı saatlerde, aynı oturakta bira şişesi yanında, elinde gazete “okuyan” bir başka “serseri” son günlerde dikkatimi çeker oldu. Hemen hemen her gün aynı manzarayla karşılaşmaya başladığımdan, adamı göz ucuyla takip ettim: Gazeteyi okumuyor, dakikalarca aynı yere bakdıktan sonra, hafiften başını kaldırıp etrafındakilere bir göz atıyor ve tekrar okurmuş gibi yapmaya devam ediyordu.

Ivır zıvır dolu torbaları ıklaya zıklaya taşırken etrafına; sadece sizin torbalarınız dolu değil, bakın ben de dopdolu torbalarımı zoraki taşıyorum, intibasını uyandırmaya çalıştığını tahmin ettiğim “serseri”, belindeki anahtarlarıyla da; her ne kadar sokaklarda günümü geçirsem de, benim de birçok kapıları olan mekânım, başımı sokacak yuvam var ve bu anahtarlar da işte bunun ispatıdır, demeğe getirdiğine dair bende kanaat oluştu.

Gazeteyi okuyormuş gibi yapan “serseri”yi daha çok sevdim. Okumasa da, okumuş bir toplumda okuyan insan intibasını uyandırmaya gayret etmesini veya; bakmayın buralara takıldığıma, zannettiğiniz gibi ben cahilin birisi değilim, türünden bir havaya kendisini sokmuş olmasını; bu yönde etrafındakilerini, serserice değil akıllıca, ikna gayretleri olarak yorumladım.

Kalkınmışlık göstergesi

Yirmibirinci Yüzyıl’da ileri sanayi toplumlarının kalkınmışlık emarelerinden birisi de, üretilen çöptür: Ne kadar çöp, o kadar kalkınmışlık! İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın önemli yazarlarından birisi olan Heinrich Böll’ün; “Bir ülkenin hümanistliği, günlük hayatta kullanılabilir nelerin çöpe atıldığına göre ölçülür” sözüne atfen, sokaklarda, köprü altlarında yaşayan insanlar için J. Vogt da, bu kavramın birden çok anlam taşıdığına dikkat çekerek; “Çöp, kullanılmayan malzemedir ki, buna insan malzemesi de dahildir” diyor. (1)

İktisadî gelişmişlik insanın refah düzeyini de artıyor, fakat sonsuza kadar değil... Son yıllarda Almanya’da refah seviyesinden daha hızlı olarak yükselen bitkinliktir. Suda bile yorgunluğun izlerini görmek mümkün. Akarsular ve göllerde, iş dünyasının baskılarına dayanamayanlara yazılan anti deprosyan ilaçlar birikmeğe başladı.(2)

Sanayileşmiş toplumlarda görülen bu karakteristik özelliği; (Batı tipi) kalkınmışlığın yan tesirleri diye izah etmek de mümkün. Belki de, “İşçi sınıfını oluşturan sanayileşmenin, bugün işçi sınıfını gereksiz kılması(3)” neticesinde, “kullanılmayan insan malzemesi”nin sokağa, köprü altlarına, metrolara atılmasıdır.

Her adem bir alemdir

Her adem bir alemdir. Her sokağa atılan adem, bir alemin yörüngesinden kopuşudur. İşe yaramaz, çöplük olarak değersizleştirilen bu ademlerde nice cevherlerin gizli olduğunu ancak onları deşelerseniz anlarsınız. Ülkemizde zaman zaman gazetelere yansıyan dürüstlük örneği davranışların bir benzerini , bu sefer ABD’nin Kansas City şehrinden gelen haberde okuyoruz: Sokakta yaşayan bir insana birkaç kuruş yardımda bulunurken, pırlanta evlilik yüzüğünü de yanlışlıkla adamın uzattığı yardım kabının içine atan genç kadın, daha sonra bunun farkına varır. Kendisi için büyük bir değeri olan yüzüğün peşine düşen kadın, nihayetinde yardımda bulunduğu adamı köprü altında bulur ve kendisine daha durumu izah ederken, Afro-Amerikalı, o günden beri muhafaza ettiği yüzüğü kadına takdim eder. Sokakta yaşayan bu adamın dürüstlüğü karşısında, kadın kocasıyla birlikte, dünyaya hükmeden “Süper Güç”ün sokağa terk ettiği, yatacak yer, yiyecek ekmek veremediği Billy Ray Harris için ülke çapında bağış kampanyası başlatırlar ve kısa sürede 140 bin dolardan fazla para toplanır. Bağışta bulunanlardan birisi; bu adam holding menecerlerine, banka ve borsa sektörü çalışanlarına dürüstlük seminerleri vermelidir, demesinin yanısıra, haberi veren gazetenin, bazen dürüsütlük de karşılık buluyor (4), şeklinde not düşmesi; insanlığın ahlâkî çöküşüne işarettir: Bir yanda deveyi hamuduyla yutarken, kamu malını, devlet kasasını yağmalayanlar, diğer yanda çöplükten geçinirken, dürüstlüğü elden bırakmayanlar...

Yaşadığımız çağın dünya hâkimiyetini elinte tutan ülkelerde, yurtsuz-yuvasız, alkol veya uyuşturucu müptelası, psikolojisi bozulmuş, sokakta yaşamaya mahkûm edilmiş insan sayısının hızla artması, bir zaafiyet göstergesidir. İnsanı eşya gibi, malzeme niyetine kullanan ve işi bitince de, “işe yaramaz bir malzeme” gibi kaldırıp atan bir sistemin “insan artıkları”dır bunlar... Başka ülkeleri güç kullanarak işgal edenlerin, korumasız ve yardıma muhtaç kendi insanlarına sahip çıkmaması, insanî taraflarının zayıflığına delalettir. Çünkü güçlü, zayıfın yanında yer alandır.

...mış gibi yapmak

Olmayanı olmuş gibi, yapılmayanı yapılmış gibi vermeğe, göstermeğe çalışmak; çok kurnazca düşünülmüş bir eylem biçimi olsa da, nihayetinde takke düşüp kel görüneceğinden, serserice bir girişimdir. Heybesi dolu olanlara özenenler, çer-çöple doldurulmuş heybeyi taşımanın, boşuna hamallıktan öte bir getirisi olmadığını, okumuşa özenenler de, yazıya bakmakla yazılanı okumanın aynı olmadığını zaten anlamazlar...

Kendi meziyetlerini başkalarına anlatma ihtiyacı hisseden fertler kadar toplumların tam da propagandasını yaptıkları o konuda mutlaka bir eksikliği vardır. Z. Bauman’ın; “Bir topluluk kendi değerlerini metheder, kendine hayranlığını afişlere taşır, yaptıkları işleri taraftarlarının övmeleri için baskı uygularsa, böylesi bir topluluğun artık varlığından söz edilemez (5)” babında sözleri bana, propagandayla ayakta kalmaya çalışan totaliter rejimleri hatırlattı. Sadece onunla da kalmayıp; “yanlış yolda olanları” hidayet çizgisine çekmekten acizleri, mensubu oldukları topluma karşı sorumluluklarını bihakkın yerine getiremeyenleri ve kendilerine yöneltilen mesnetsiz eleştirilere cevap veremedekleri hâlde, kurtarıcı rolüne soyunanları da hatırlattı...

İşe yaramaz eşyaları torbala doldurup taşıyanlar ve elindeki gazeteyi okuyormuş havası vererek bakıp duranlarla, bunların takip ettikleri yol ne kadar da birbirine paralellik arz ediyor...

Yemin etmek; umumiyetle bir yalanı örtbas etmede, olmayanı olmuş gibi göstermede devreye sokulan bir (yanlış) yöntemdir. Dinî kavramları diline pelesenk edenlerin dindarlığı, hitabetinde (retorik) Batılı sözcükler ve kavramları özellikle kullananların entelektüelliği, samimiyetten ve inandırıcılıktan uzaktır. Bizim kültürümüzde aslolan insandır, taşıdığı etiket değil! Fakat öyle bir zamanede yaşıyoruz ki, genelleme yapmamakla beraber, büyüklüğü mütevazilikte, alçakgönüllülükte gören bizim medeniyet anlayışımızla adeta örtüşür bir vakur duruş sergileyen Batılı alimlerdeki bu özelliği maalesef bizimkilerde göremiyoruz. İçini dolduramadıkları akademik ünvanlarını önplana çıkararak toplumda kendilerine yer edinmeye tenezzül edenler münevver olamazlar!

Muhteva ve seviye bakımından bir futbol maçı üzerine yapılan gereksiz tartışmalar seviyesinde tv kanallarında sürdürülen proğramlarda arz-ı endam edenlerin çoğunluğu; münevver, aydın, entelektüel donanımdan yoksun, fakat etrafına öyleymiş gibi görüntü vermeğe çalışan (kurnaz) insanlardır.

Metroda elindeki gazeteye bakıp duran serseri de, çevresine benzeri bir kurnazlıkla “okuyan adam” görüntüsü vermeğe çalışıyordu.

Heybeniz çer-çöple doluysa, tükettiğiniz enerji ve zaman, çer-çöp uğruna hamallıktan başka ne olabilir... Bakıyor da görmüyorsanız, görüp de okumuyor, okuduğunuzu da anlamıyorsanız; elinizde gazete tutmanız, kitaplar önünde resim çektirmeniz ve ehl-i kitap bir medeniyete mensubiyeti dilinize dolamanız, sadece sizin kitapsızlığınıza delalet eder.

1: H. Jürgenbehring, Ethische und Religiöse Themen bei Henrich Böll
2: Wolfgang Uchatius, Jan Müller hat genug, Die Zeit, 28.02.2013
3: Jonh Gray, Von Menschen und anderen Tieren, Abschied von Humanismus
4: Suedeutsche.de, 24. 02. 2013
5: Gemeinschaften



 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Serseri Kurnazlar, Kurnaz Serseriler
Şehirlerin ve Zihinlerin  Gettoları
Kalabalıklar İçinde Anonimleşmek
“Biz”likten, “Ben”liğe Doğru...
Arkaik Toplumlar, Gelişmekte Olanlar...
Memleketin İki Yüzü

 

   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

“Biz”likten, “Ben”liğe Doğru...
Fiiliyatta ve fikriyatta ileri gitmenin, bazı nefsî beklentilerden feragat etmenin, bir bedeli vardır
Devam

Ali Kılıçarslan

“Müslümanı Avrupalılaştırmak”
Avrupa’nın mı islamlaştığını, bir başka deyişle müslümanlaşacağını öğrenmek isteyenler, özellikle Almanya Türkleri’nin geleceği hakkında fikir yürütenler, bu kitabı mutlaka okumalılar. Devam

Yakup Yurt

SUÇ TERCÜMANDA…
Sokağı kirletenler, işsizlik sigortasını meslek sanıyor ve namusuyla çalışan fikir çöpçülerine küfretmeyi marifet sanıyorlardı. Devam

Şefik Kantar

Batı cephesi bildiğiniz gibi
İçedönük Alman politikalarının temelinde; Almanlığı ve Alman İslamı’nı dayatma, ne şekilde olursa olsun kabul ettirme düşüncesi yatıyor.
Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

Bürokratik Yargının Fanatikleri
Günümüzde Türkiye'nin yargı bürokrasisi arasında ortaya çıkan çatışmalar, birçok bakımdan kilisenin yaşadığı bu serüvene benzemektedir. Devam

Hidayet Kayaalp

LAMI CİMİ YOK
Çetelere sövmek, darbecileri lanetlemek belki insanı rahatlatır, ama gelecek nesillerin başına gelecek tehlikeyi ortadan kaldırmaz. Devam

Prof. Dr. Ramazan Demir

Ziya Gökalp’ın İstemediği “Boşolar”...
Etrafını aydınlatan ışık olarak anlam yüklenen “ziya” insan örneğinde en güzel şekilde Ziya Gökalp’ in şahsında anlam bulmuştur.  
Devam

Yakup Tufan

ALMANYA İSLAM KONFERANSI VE MÜSLÜMAN CEMAATLERİN DURUMU
Bu ülke müslümanların da ülkesidir!  Bu devlet müslümanların da devletidir ve onların hak ve hukukunu korumak ve kollamakla mükelleftir! Devam

Leman Kuzu

KABUL  ETMİYORUZ!..
Ey ABD, tüm dünya biliyor ki, sen emperyalist bir güçsün. Devam

Nuran Yelkenci

8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Müslüman Türk Kadınının Yeri...
Ev ekonomisini en iyi şekilde yönetebilen akıllı, eğitimli bir kadın neden ülkeyi
 yönetemesin?
Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Umut Bulut

Kalıbınıza tüküreyim
İnsan olarak en çok da sevdiklerimizden darbe alınca yaralanırız ya, bu yara kolay kolay kabuk tutmaz. Devam

Orhan Aras

KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam

Mehmet Ali Aladağ

Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam

Ayten Kılıçarslan

Kadın Dindarlığına Hürriyet
Neticede kadınlar, başörtüsü ve meslek hayatı arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadırlar.
Devam

Nurdoğan Aktaş

Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat