A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

mahmut.askar@t-online.de












“Biz”likten, “Ben”liğe Doğru...



Bilgiye ihtiyacımız var fakat sadece bilgi, insan olarak bizim birkısım yanlış ve eksikliklerimizi düzeltmeye veya ortadan kaldırmaya yetmiyor. Bütün gayretimize rağmen üstlendiğimiz görevden, yaptığımız işten beklenen neticeyi alamıyorsak, sebebini başkalarında aramadan önce kendimizi sigaya çekmeliyiz. Şahsen şimdiye kadar okuyarak edindiğim bilgilerin, tefekkür ederek sahip olduğum düşüncelerimin yanısıra, insan eksenli analiz ve tecrübelerimi önce kendimin yanlış ve hatalarından, daha sonra da en yakınımdakilerin hâl ve hareketleri, hadiseler karşısındaki davranış biçimlerinden öğrendim.

Üniversitesi öğrencisiydik. Bazen gecenin geç saatlerine kadar dünya ve memleket meselesi konuşur, tartışır; beğenmediğimiz düzeni yıkar ve yeni bir düzen kurardık o toplantılarda. “Dava adamları” dağıldıktan sonra masaların üzerinde bırakılan boş çaybardaklarını ve sigara izmaritleriyle dolu kültablalarını kaldırmak, bir dernek yöneticisi olarak bana düşerdi. Ta o zamanlar kendi kendime; oturduğu masayı temizlemeden terk edenlerin dava adamlığına itibar edilmez, demiştim. Daha tahsilim sırasında evlenmiştim ve bir müddet sonra da iki çocuk babası olmuştum. Dersleri takip etmekten ziyade siyasî gelişmeleri takip eden, üniversiteye gitmekten daha çok derneğe gidip geldiğimi gören eşim, artık derslere asılıp bir an önce tahsilimi bitirmem gerektiğini hatırlattıkça; “Vatan kurtulmadan bizim kendimizi kurtarmamızın ne önemi var...” gibisinden bir savunma yapardım. Daha sonraları kendi çocuklarımda da gördüm ki; erişemeyeceği hedeflere talip olmak, yapamayacağı (boyundan büyük) işlere kalkışmak, insanoğlunun fıtratında varmış.

Cemiyet hayatında “ben” merkezli ve “biz” merkezli insanları, tavır ve hareketlerinden; özneye ve nesneye yaklaşım biçimlerinden tanımak mümkün. Dünya görüşleri, dinî inançları, mevki veya rütbeleri ne olursa olsun, insandaki bu iki ana özellik, şayet kişi kendisini değiştirme cihetine gitmezse, pek değişmez. “Biz hepimiz kardeşiz” veya “Yaratılanı severiz Yaratan’dan ötürü” gibi “ben”i geri plana atan, “biz”i öne çıkaran veciz sözleri dilinden düşürmeyenlerin bir kesiminin “düşmanları” veya nefret derecesinde “sevmedikleri”, en yakın çevresindekilerin, yani aynı değerleri paylaşanların içindendir. Şahsiyeti oturmamış, kendisiyle çelişkili, insan fıtratında var olan kıskançlık ve hasetlik gibi huylarını terbiye edememiş, gemleyememiş kişiler, bulundukları sosyal ortamda huzursuzluğa sebebiyet verirler. Onlar, ben yok biz varız, diyen bir topluluğun içinde bile farkında olarak veya olmayarak “ben”i öne sürerler.

Taltifin, takdirin, alkışın ve saygının kendilerine gelmesini isteyenler, kendisinin gördüğü ilgi ve alakayı ikinci kardeşi gelince ona da gösterilmesine tahammül edemeyen ailenin ilk çocuğu gibi olurlar. Onlar, seyirci veya dinleyicisinden kendisine alkış isteyen sahnedeki sanatçı misali, beklenti içindedirler. Her ne kadar; “İyiliği yap at denize, balık bilmezse Halik bilir” düsturunu kendilerine ölçü edindiklerini dillendirseler de, yaptıklarının takdirini, ne “balık”a ne de “Halik”e bırakmadan, kendi reklamlarını yapmaya kalkışırlar. Bazen gösterilen iltifatı yetersiz bulduklarından, bazen de sabırsızlıkları yüzünden marifetsizleşirler. Zaten yapılan hayır-hasenatın abartılarak, gazete sütunlarında çarşaf çarşaf, tv kanallarında bangır bangır reklamının yapıldığı, “mazlum ve mağdur”a verilenlerin gözümüze sokulurcasına kamera önlerinde deşifre edildiği bir acaip zamanda, ne şahısların ve ne de kuruluşların mütevaziliğinden eser kalır.

Özgüveni sağlam olmayanlar, kaçamak güreşen pehlivanlar gibidirler. Yanlışlarının düzeltilmesine, hatalarının açığa çıkmasına tahammül edemezler. Kendilerinden daha donanımlı, aynı yolun yolcusu arkadaşlarının yakın varlıklarından rahatsızlık duyarlar. Lamba yanınca mum ışığının hükmünün kalmadığını kabullenmekte zorlanırlar. Birlikte yola çıktıkları yoldaşlarından bazıları daha fazla mesafe almaya başlayınca, onlara yetişmekten ziyade, önde gidenlerin geride kalan kendisine ayak uydurmalarını ister. Fiiliyatta ve fikriyatta ileri gitmenin, bazı nefsî beklentilerden feragat etmenin, bir bedeli vardır. Ezberinin ve kafa komforunun bozulmasını istemeyen ve ileri hamleler yapacak gücü kalmayanlar, kendileri bedel ödemedikleri gibi, bu bedeli ödeyen kendilerinden birine bile tahammül edemezler.

Ortaya bir eser koyduğunuzda, onyıllardan beri birlikte mücadele ettiğiniz, aynı değerleri paylaştığınız yakın arkadaşınızın yüz hatlarının değiştiğini; keyfinin kaçtığını görünce; “Acaba yanlış bir şey mi yaptım veya bu eseri vücuda getirmekle hata mı işledim?” diye kendi kendinize sorma ihtiyacı hissediyorsunuz. Bu tıynetteki insanlar için, “Benim yoksa senin de olmasın” sloganı geçerlilik kazanır. Bu tür zihniyet şahısta başlar, kollektif toplum hayatında, özellikle de kurum ve kuruluşlarda daha belirgin ve tehlikeli bir hâl alır. Ve böylesi ortamlarda “biz”lerin meselesi değil, “ben”lerin kendisi mesele olur, onlar konuşulur. Bilhassa toplum hizmeti, değerler mücadelesi verilen mahvillerde projeler, görüşler değil de, kişilerin kapris ve kompleksleri gündemi ve zihinleri işgal ederse, sarf edilen zaman ve insan hazinesi, emek ve maddî imkân fasit bir daire içerisinde gayeye hizmet etmeden biter.

Topluma matuf gayelerin “ferde mahsus”a dönüşmesi veya o seviyeye indirgenmesi durumunda, aynı gayeler uğruna mücadele verenlerin sağladığı birliktelik zayıflamaya başlar ve halkalarda kopmalar meydana gelir. Ülkemizin siyasî partilerinde olduğu gibi, bazen aynı, bazen de farklı sahalarda faaliyet gösteren dinî cemaat, dernek ve diğer sivil kitle kuruluşlarında zuhur eden bölünmelerin temelinde genellikle davanın şahsîleştirilmesi yatmaktadır. Belli kesimleri biraraya getiren ve aynı çatı altında ortak hedef ve eylem birliği oluşmasına vesile olan dava yediği darbeler neticesinde zayıfladıkça, “dava adamları” arasındaki beşerî bağlar her geçen gün biraz daha zayıflar. Bundan sonra artık, “biz”likten yavaş yavaş “ben”liğe doğru giden yolun sonu da görünmeğe başlar.


 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

“Biz”likten, “Ben”liğe Doğru...
Arkaik Toplumlar, Gelişmekte Olanlar...
Memleketin İki Yüzü
İn Davanın Sırtından...
Türkiye’nin Büyük Çatısı veya Cihanşümul Devlet Tasavvuru
Ebuzer Üzerinden Kimlik Arayışı
Türkçe Varsa Biz de Varız
Büyük İnsan
İnsanlığa Yön Veren Nesiller
Bugünkü ve Yarınki Toplumlar
Bu Sesi Duy Türkiye:
Kızgın ve Kırgın Nesiller

Kültürel Ayrımcılık
İstikbale Giden Yol Haritamız
Niçin Öldürüyorlar...
Büyüsü Bozulan Batı
Yorgun Adam
Medeniyet Ülküsü (2)
Medeniyet Ülküsü
Batı ve Batılı Değerler Tükenirken...
Benden Alkış Bekleme
Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi (3)
Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi (2)
Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi
Hakikat Çıplak!
Benim Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik Liderini Arıyor
Siyaseten ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın Dirilişi
İnandığınız gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar veya Muhsin Ceylan
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek

 

   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

“Biz”likten, “Ben”liğe Doğru...
Fiiliyatta ve fikriyatta ileri gitmenin, bazı nefsî beklentilerden feragat etmenin, bir bedeli vardır
Devam

Ali Kılıçarslan

“Müslümanı Avrupalılaştırmak”
Avrupa’nın mı islamlaştığını, bir başka deyişle müslümanlaşacağını öğrenmek isteyenler, özellikle Almanya Türkleri’nin geleceği hakkında fikir yürütenler, bu kitabı mutlaka okumalılar. Devam

Yakup Yurt

SUÇ TERCÜMANDA…
Sokağı kirletenler, işsizlik sigortasını meslek sanıyor ve namusuyla çalışan fikir çöpçülerine küfretmeyi marifet sanıyorlardı. Devam

Şefik Kantar

Batı cephesi bildiğiniz gibi
İçedönük Alman politikalarının temelinde; Almanlığı ve Alman İslamı’nı dayatma, ne şekilde olursa olsun kabul ettirme düşüncesi yatıyor.
Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

Bürokratik Yargının Fanatikleri
Günümüzde Türkiye'nin yargı bürokrasisi arasında ortaya çıkan çatışmalar, birçok bakımdan kilisenin yaşadığı bu serüvene benzemektedir. Devam

Hidayet Kayaalp

LAMI CİMİ YOK
Çetelere sövmek, darbecileri lanetlemek belki insanı rahatlatır, ama gelecek nesillerin başına gelecek tehlikeyi ortadan kaldırmaz. Devam

Prof. Dr. Ramazan Demir

Ziya Gökalp’ın İstemediği “Boşolar”...
Etrafını aydınlatan ışık olarak anlam yüklenen “ziya” insan örneğinde en güzel şekilde Ziya Gökalp’ in şahsında anlam bulmuştur.  
Devam

Yakup Tufan

ALMANYA İSLAM KONFERANSI VE MÜSLÜMAN CEMAATLERİN DURUMU
Bu ülke müslümanların da ülkesidir!  Bu devlet müslümanların da devletidir ve onların hak ve hukukunu korumak ve kollamakla mükelleftir! Devam

Leman Kuzu

KABUL  ETMİYORUZ!..
Ey ABD, tüm dünya biliyor ki, sen emperyalist bir güçsün. Devam

Nuran Yelkenci

8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Müslüman Türk Kadınının Yeri...
Ev ekonomisini en iyi şekilde yönetebilen akıllı, eğitimli bir kadın neden ülkeyi
 yönetemesin?
Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Umut Bulut

Kalıbınıza tüküreyim
İnsan olarak en çok da sevdiklerimizden darbe alınca yaralanırız ya, bu yara kolay kolay kabuk tutmaz. Devam

Orhan Aras

KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam

Mehmet Ali Aladağ

Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam

Ayten Kılıçarslan

Kadın Dindarlığına Hürriyet
Neticede kadınlar, başörtüsü ve meslek hayatı arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadırlar.
Devam

Nurdoğan Aktaş

Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat