A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

mahmut.askar@t-online.de











 

Arkaik Toplumlar, Gelişmekte Olanlar...

Bilgi ve iletişim çağında yaşayan insanlar olarak, sadece yazılı veya görüntülü (görsel değil!) medyadan, yirmidört saat içinde dünyada olup bitenlere baksanız, umumiyetle iki çeşit toplum dikkatinizi çeker:

1.     Kendisiyle cedelleşen toplum

2.     Dışarıyla yarışan toplum

Kelimeleri biraz daha çıplak olarak seçmiş olsaydık; birincisi için, birbirini yiyen toplum ve ikincisi için ise, birilerini yiyen toplum olarak tarif etmek gerekirdi. Kendisiyle cedelleşen, yani kavgalı toplumlar, şayet “arkaik toplum” kategorisinde  iseler, Cahiliye Dönemi’ndeki kabile, aşiret, sülale taasubuyla hareket eder ve bu uğurda birbirlerinin kanını dökmekten geri durmazlar. Afganistan’dan Suriye’ye kadar uzanan coğrafyada olup bitenleri bakıldığında, vaziyetin vehameti kendiliğinden anlaşılır zaten... İçe dönük mücadelenin, tartışmanın, yerine göre kavganın boyutu veya seviyesi, o toplumun gelimişlik derecesini de ortaya kor.

Sadece bir tesbitte bulunmak için herkesin tahmin edebileceği, iki farklı toplumu örnek vermek istiyorum: Bir ülke düşünün ki, toprakları başka bir bir ülke tarafından hem kısmen işgal hem de abluka altında olsun. Bu esaret zincirini kırabilmeleri için, birlikte hareket etmelerinin şart olduğunu herkesten daha iyi kendileri bildikleri hâlde, hem birbirlerini “yiyorlar”, hem de can düşmanlarına “yem” oluyorlar. Sözkonusu ülkeyi işgal ve abluka altında tutan ülkenin milletine mensup bir cemaatin davetlisi olduğum toplantısında, önemli konuşmacılardan birinin adete dünyaya meydan okur tarzdaki uyarısı şöyleydi: Biz kendi içimizde bizi ilgilendiren meseleleri yeterince tartışıyoruz. Ne yapacağımız konusunda sakın kimse bize akıl vermeye kalkmasın!.

Bu tavır, bir gelişmişlik ve kararlılık göstergesi olduğu kadar, dışarıdan gelecek her türlü müdahaleye de kapıları kapatmaktır. “Kızılelma”sı olan milletler kadar, toplumlar, cemaatler ve azınlıklar da, kendi içinde tartışırken dışarıdan müdaheleye izin ve fırsat vermeksizin asıl hedefine doğru diğerleriyle yarışa doludizgin devam ederler. Azgelişmiş veya gelişmekte olan toplumlar, katettikleri merhalenin az veya çok olduğuna, kendilerinden her yönüyle daha ileride olanlara bakarak değil, kendilerinin dününe bakarak karar verirler. Meselâ, Türkiye milletler yarışında gelmiş olduğu seviyeyi, bir Japonya hatta Güney Kore’ye göre değil, bundan 15-20 sene önceki Türkiye’nin durumuna göre belirleme cihetine gider.

Bir vesileyle Almanya’da önde gelen Türk çatı kuruluşlarının temsilcileriyle biraraya gelmiştik. Türk azınlığın buradaki malûm meseleleri konuşuluyordu. Kırk yıldan beri burada yaşayan ve ilk Türk cemiyet yapılanmalarının başladığı günlerden beri de, aktif bir teşkilat hayatı olan birisi olarak, gelmiş olduğumuz noktayı yeterli görmediğimi ve yavaş yavaş ümitlerimin suya düşmeye başladığını dile getirdim. Karşımdaki temsilcimiz bana uzun uzun bildik konuları anlattı, anlattı... Sabrım da tükenme noktasına gelmişti ki, “Bundan birkaç sene önce birbirimizle doğru-dürüst selâmlaşmazken, şimdi sık sık biraraya geliyor ve meselelerimizi konuşabiliyorsak, bunun kendisi büyük bir gelişmedir” dedi. Almanya’ya olan göçümüzün üzerinden elli yıl geçti. Hayatî önem arzeden meselelerimiz olduğu gibi durmakla kalmayıp, üzerine İslamofobi gibi dünya konjöktüründen kaynaklanan hadiseler de ilave edilmesine rağmen, biz almış olduğumuz mesafeyi, kendi dünümüzle kıyaslıyor ve tatmin oluyorsak, bunun kendisi de bir gelişmişlik örneğidir, lâkin azgelişmişlik!

Gelişmenin bize göre doruğunda olan bir ülkede sizin kültürel varlığınızı kabullenmede zorlanan ve kısmen hazmedemeyen kesime, aleyhinize kullanacakları bunca “malzeme”yi verdikten ve bir nesli kaybettikten sonra siz, biraraya gelmeği “gelişme” olarak görüyorsunuz; oh ne âlâ... Hiç gelmemektense, buluşmak, görüşmek, birlikte resim çektirmek iyidir, hoştur! Ve bunun da kendisi bir gelişmedir, elhak... Fakat, yıllardır bu ülkedeki geleceğimize dair beslenen ümitleri tuz buz etmek ve birbirinizle cedelleşmek için biraraya geldiyseniz; keşke olmasaydı!... Bugünkü KRM’nin (Almanya Müslümanları Koordinasyon Konseyi) oluşumundan çok önceleri, ilk sözü söyleyen, (ATİB Genel Sekreteri olarak) ilk  taslak projeyi hazırlayan ve ilk adımın atılmasına vesile olanlardan birisi olarak, kendisiyle didişmekten , aslî meselelerine yoğunlaşamayan sözkonusu oluşumun durumu içimizi sızlatıyor.

Yukarıda zikrettiğim toplantıda; geride bıraktığımız yıllar içinde Türk/Müslüman çatı kuruluşlarının sırasıyla siyasî irade tarafından önce zirvelere taşındığını sonra alaşağı edildiğini hatırlattım. Kimse itiraz etmedi. Son günlerde kuruluşlararası cedelleşmenin bu saatten sonra kimseye fayda getirmeyeceği gibi, çözüm bekleyen meselelerimizi daha da çıkmaza sokacağı endişemize de kimse itiraz etmedi. Fakat şimdiye kadar kimse de ketum tavrından taviz vermedi, geri adım atmadı. Olsaydı şaşardım, çünkü biz henüz daha “gelişmekte olan” veya en iyi ihtimalle, “azgelişmiş” bir zihniyete sahibiz, gelişmiş bir ülkede olsak da...

Batılı düşünürlerden öğrendim: Cemaatler içindeki “kardeşlik” bağları veya yakınlaşması, ortak değerlere, ülkülere sahip olunduğundan dolayı değil, aynı cemaat içindeki ortak düşmanların oluşundandır. Her kuruluş içinde birbirine çok dostane ve hasmane insanların olduğunu, bizzat cemiyet adamlarının kendileri daha iyi bilirler. Aynı gayeler etrafında birleşen veya aynı inancı paylaşanlar, kendilerinin dışındaki “ötekilere” gösterdikleri saygı, nezaket ve yakınlaşmayı, kendilerinden olan “ötekilerden” esirgemeselerdi, bugün itibariyle Almanya’nın Türk/Müslüman azınlığı çok daha iyi ve ileri bir konumda olabilirdi.

Son olarak herkesin bildiği bir kıssadan hisseyi aktarmak istiyorum: Fatih Sultan Mehmet’in orduları Bizans’ın surlarına dayanmış, ağır top mermileriyle surda yeni gedikler açarken, rivayet olunur ki, kilisede toplanmış din adamları meleklerin dişi mi, yoksa erkek mi olduğunu tartışıyorlarmış.

Siz de, kimin haklı kimin haksız olduğunu tartışmaya devam ede durun; nasıl olsa abluka altındasınız.


 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Arkaik Toplumlar, Gelişmekte Olanlar...
Memleketin İki Yüzü
İn Davanın Sırtından...
Türkiye’nin Büyük Çatısı veya Cihanşümul Devlet Tasavvuru
Ebuzer Üzerinden Kimlik Arayışı
Türkçe Varsa Biz de Varız
Büyük İnsan
İnsanlığa Yön Veren Nesiller
Bugünkü ve Yarınki Toplumlar
Bu Sesi Duy Türkiye:
Kızgın ve Kırgın Nesiller

Kültürel Ayrımcılık
İstikbale Giden Yol Haritamız
Niçin Öldürüyorlar...
Büyüsü Bozulan Batı
Yorgun Adam
Medeniyet Ülküsü (2)
Medeniyet Ülküsü
Batı ve Batılı Değerler Tükenirken...
Benden Alkış Bekleme
Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi (3)
Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi (2)
Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi
Hakikat Çıplak!
Benim Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik Liderini Arıyor
Siyaseten ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın Dirilişi
İnandığınız gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar veya Muhsin Ceylan
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek

 

   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

Ya Bir Yol Bul, Ya Bir Yol Aç,
 Ya da...
Aileler, cemaatlar, kavimler veya milletler; nefislerinin, kaprislerinin ve şahsi menfaatlerinin esiri olmadan görevini ifa edenlerin omuzlarında yükselirler.Devam

Ali Kılıçarslan

“Müslümanı Avrupalılaştırmak”
Avrupa’nın mı islamlaştığını, bir başka deyişle müslümanlaşacağını öğrenmek isteyenler, özellikle Almanya Türkleri’nin geleceği hakkında fikir yürütenler, bu kitabı mutlaka okumalılar. Devam

Yakup Yurt

SUÇ TERCÜMANDA…
Sokağı kirletenler, işsizlik sigortasını meslek sanıyor ve namusuyla çalışan fikir çöpçülerine küfretmeyi marifet sanıyorlardı. Devam

Şefik Kantar

Batı cephesi bildiğiniz gibi
İçedönük Alman politikalarının temelinde; Almanlığı ve Alman İslamı’nı dayatma, ne şekilde olursa olsun kabul ettirme düşüncesi yatıyor.
Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

Bürokratik Yargının Fanatikleri
Günümüzde Türkiye'nin yargı bürokrasisi arasında ortaya çıkan çatışmalar, birçok bakımdan kilisenin yaşadığı bu serüvene benzemektedir. Devam

Hidayet Kayaalp

LAMI CİMİ YOK
Çetelere sövmek, darbecileri lanetlemek belki insanı rahatlatır, ama gelecek nesillerin başına gelecek tehlikeyi ortadan kaldırmaz. Devam

Prof. Dr. Ramazan Demir

Ziya Gökalp’ın İstemediği “Boşolar”...
Etrafını aydınlatan ışık olarak anlam yüklenen “ziya” insan örneğinde en güzel şekilde Ziya Gökalp’ in şahsında anlam bulmuştur.  
Devam

Yakup Tufan

ALMANYA İSLAM KONFERANSI VE MÜSLÜMAN CEMAATLERİN DURUMU
Bu ülke müslümanların da ülkesidir!  Bu devlet müslümanların da devletidir ve onların hak ve hukukunu korumak ve kollamakla mükelleftir! Devam

Leman Kuzu

KABUL  ETMİYORUZ!..
Ey ABD, tüm dünya biliyor ki, sen emperyalist bir güçsün. Devam

Nuran Yelkenci

8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Müslüman Türk Kadınının Yeri...
Ev ekonomisini en iyi şekilde yönetebilen akıllı, eğitimli bir kadın neden ülkeyi
 yönetemesin?
Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Umut Bulut

Kalıbınıza tüküreyim
İnsan olarak en çok da sevdiklerimizden darbe alınca yaralanırız ya, bu yara kolay kolay kabuk tutmaz. Devam

Orhan Aras

KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam

Mehmet Ali Aladağ

Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam

Ayten Kılıçarslan

Kadın Dindarlığına Hürriyet
Neticede kadınlar, başörtüsü ve meslek hayatı arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadırlar.
Devam

Nurdoğan Aktaş

Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat