·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  OLAYLAR

               Mehmet Ali Aladağ

 

aladag@turkpartner.de


Bayrakla Göbek Bir Arada Olunca...

Bu başlık altında yazmak mecburiyetinde kaldığımdan dolayı siz aziz okuyuculardan özür diliyorum. Yazımın ilerleyen bölümlerinde, beni bu noktaya getiren sebepleri de sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Anlı-şanlı gazetelerimizin sık sık “Türk Dostu”  politikacı, devlet adamı veya ülkelerden bahsettikce, güler geçerdim. Tabii ki bu “Türk Dostları” hep Batı dünyasından olur. Doğu veya Şark?... Olmasa da olur!... Batı, bütün planlarını Şark endeksli ve Şark üzerine bina ederken, biz güneşin battığı yerden yeniden doğacağımıza inanmışız bir kere... “Doğduk güneşin doğduğu yerden”i yeni yetmeler bilmez! Madem hep batıya dönük duruyoruz, hiç olmazsa sırt çevirdiğimiz doğuyu da sağlama alalım diyeceğim ama kime?  Türkiye’nin “yumuşak karnı” hep Doğu olmasına rağmen bu cephede kayda değer bir gelişme henüz yoktur! Şark, sadece enerji kaynaklarının çıktığı coğrafya değil, dinlerle birlikte medeniyetlerin de doğduğu coğrafyadır. Afganistan ve ardından da Irak işgaliyle ABD, Ortadoğu’yu tamamıyla kendi kontrolü altına alınca, AB ülkelerine zırnık koklatmaz oldu. Pastanın dilimi gittikçe küçüldüğünden dolayı Brüksel’deki hırlaşmaları sağır sultan bile duymaya başladı. AB’nin başını çeken ülkeler, bugünlerde Türkiye’nin adını bile anmak istemiyorlar. Onları şaşırtacak derecede Brüksel şartlarını veya Kopenhag Kriterleri’ni yerine getirmemize rağmen, burun kıvırmaya başladılar. Ermeni Meselesi’nde ilk defa hazırlıklı bir çıkış yapmamıza rağmen, birbiri ardına “Türk Dostları” Sözde Ermeni Soykırımı’nı parlemantolarında kabullenerek, aslında kendilerinden bekleneni yaptılar. Bunun böyle olacağının sinyalini Almanya Başbakanı Schröder de Türkiye ziyaretinde, “Açık denizlerde ve parlamentolarda işiniz Allah’a kalmıştır.” diyerek zaten vermişti.

Buna karşı biz ne yaptık? ABD’de “Türk Günü” ekibi ve mehter takımıyla yürüdük!... Bizi temaşa ederken çok ekzotik bulan Amerikalılardan alkış aldık ve “Amerikalıların gönüllerini fethettik” (!). Sonra döndük Avrupa’ya... Berlin’de yapılacak gösteri-yürüyüş-toplantı karışımı organizasyon için Almanlara, dost-kültür-barışma-dayanışma karışımı bir isimle çıkarken, kendi vatandaşlarımıza. “Türk Yürüyüşü” olarak lanse ettik ve öylesine bir ad koyduk. Yine büyüklerimiz bildikleri ve tanıdıklarından şaşmadılar. Onların canı sağ olsun! Canları çektiklerini haberdar edip, beğenmediklerini görmemezlikten ve tanımamazlıktan gelirken, bizim (millet adına) canımız çıktı. Onlar adına değil, milletimiz adına utandık, mahcup olduk. TRT-Int’de “Berlin Türk Günü”nü seyrediyorum: Sahnenin önünde toplanan, çoğunluğu Türk gençlerinden oluşan kalabalık ellerinde Türk bayraklarını sallarken, Türkiye’den özel olarak getirtilen “Anadolu Ateşi” adlı gösteri ekibinin genç kızlarından oluşan dansöz grubu da sahnede kalça ve göbek sallıyor. Kameraya takılan genel görüntü bu!... Avrupalıya hangi yönümüzle kendimizi tanıtmamız gerektiğine kafa yormadan, hangi tarafımızı görmek istiyorlarsa oramızı gösteriyoruz: Ekzotik ve oryantal!...

2,5 milyondan fazla Türk’ün yaşadığı Almanya’da “Türk Günü” böylemi olmalıydı? Ermeniler lehine, tüm Türkleri töhmet altında bırakacak siyasi kararlar bu kadar kolay mı alınmalıydı? Bir millet, bir ülke ve zengin bir kültür böylesine seviyesizce mi temsil edilmeliydi? Türkiye Cumhuriyeti’nin bu ülkedeki resmi temsilcileri, milyonlarca Türk gönüllülerinden oluşan kitleye tepeden baktıkları ve uzak durdukları müddetçe, birkaç emir kulu, birkaç şamatacı ve oryantalla alacakları netice ancak bu kadar olur. Bu millet hem içte hem dışta sindirilmiştir! Devenin dizine dizine vurarak yatırıldığı gibi bu milleti dik tutan ve ileriye götüren “ayak takımı” dedikleri ayakları dövüle dövüle kötürüm olmuştur. Bu koca gövde ayaklar altında kalmıştır. Bir tarafatan Haçlı Orduları’nın, diğer taraftan Moğol İstilası’nın sanki yeniden hücumuna uğramışız. Ben ise vallahi Hoca Ahmet Yesevilerin yeniden Alperenlerini bekliyorum! Sakarya’nın yeniden ayağa kalkacağına, hatta kalkmak üzere olduğuna bütün kalbimle inanıyorum. Bu çağ benim çağım olacaktır! Bütün ihanetlere, gafilliklere ve Bizans oyunlarına rağmen olacaktır! Bu milleti bilenler bilir: 50, bilemedin 100 sene geciktik. Tekrar ve yeniden tarihdeki ve muassır milletler seviyesindeki öncü yerimizi almış olacağız. Bilmeyenler ise, tarihe baksın, bilenlere sorsunlar.

Her menfi hadise, her haince oyun; öze dönüşe, gafletten uyanışa, güven ve inanca da vesile olmaktadır. Bu milletin çöküşünden sonraki uyanışı hep böyle olmuştur. 20.yüzyıl, dağıldığımız ve dağıtıldığımız, Allah kimseyi şaşırtmasın, şaşırdığımız çağdı. Alemlerin Rabbi hiçbir milleti sebepsiz yere şaşırtmaz. 21. yüzyıl, Garp’ın umut kapısı bellediğimiz Brüksel’den, umutlarımızın suya düşmesiyle birlikte derlenip toparlanma, yörüngemize oturma çağı olacaktır. Dışarıdaki onlara ve içerideki sözcülerine rağmen....


Yazarın diğer yazıları:

Bayrakla Göbek Bir Arada Olunca...
Senden Bana Yar Olmaz!
Cemil Meriç’le Doğu’dan Batı’ya
Bizim  Diyalogcularımız
Dünyaya  Çekidüzenden  Önce...
Oyuna Gelmemek
Cavanlık Bir Uçar Kuştur
Kocalık Bir Naçar İştir

Varılmaz menzile bu gidişle
Bomba yağar başıma
Gurbet düğünleri
ALSAK MI, ALMASAK MI?
Terörizmle kolonizm arasında


   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

M. Ali Aladağ
Bayrakla Göbek Bir Arada Olunca...
Nuran Yelkenci
Zaman Tüketen Ev Hanımları
Mahmut Aşkar
Memleket Derdindeyim
Fikret Ekin
Komplo Teorisi Yok-3
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Yakup Yurt
Tutarlılığa Davet
Üzeyir Lokman  Çaycı
Referandum ve halkın ortaya çıkan tepkisi
Orhan Aras
Aman da beyler kavgadan geldim yorgunum...
Yılmaz Kuzucu
Sanat, para, ahlak
Mustafa Can
Benzemek Aynısı Demek mi....
Ali Kılıçarslan
AB’nin hutbe rahatsızlığı
Hidayet Kayaalp
Kendimizle İletişim
Hasan Kayıhan
Avrupa'da Türkçenin Geleceği
Halil Gülel
Dış Görünüş
Ayten Kılıçarslan
Erkekler farklı mı ölür?
Sebahattin Çelebi
İstanbul, hiçbir şeyim...
Şensel Aşkın
Küresel ruh krizi
Serdar Çelebi
ETU (Europaische Türkische Union)  ne yapıyor?
Betül Parlar
Sigara Bağımlılığı
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Şefik Kantar
Bir Yürüyüşün Anotomisi
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç