A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  DÜN ve BUGÜN 

                   Leman Kuzu

 

lemankuzu@windowslive.com















SADE(CE) DÜŞÜNMELİ


Toplumsal sorumluluk her bireye olduğu gibi yazara da görevler  yüklüyor.Yazar, hem yaşadığı topluma hem de yaşadığı çağa karşı sorumludur. Amaç sadece yazı yazmak değil, eğer her karaladığınızı yayına verirseniz, hergün bir makale çıkarırsınız. Makale çıkmasına çıkar da içi boş cümleler hava da uçuşur. Mesele sözde yazı yazmak değil ki, bilgiyle birlikte okura ışık tutmak, ortaya attığınız bir fikrin sihri kadar toz olmasına da dikkat etmelisiniz. Yazdığınız, söylediğiniz birkaç cümleyle insanlar değişime geçebiliyor ve hatta kendilerini çil tavuk gibi yiyip bitirme noktasına geliyorsa, siz başarılısınız ve karşıdaki kişi tarafından önemle izleniyorsunuz, kendinizi tebrik etmenin tam zamanı. İnsanlar fikirlerinizle kendilerine ışık tutuyorsa, hatta yazdığınız bir makaleyi veya bir resmi örnek alarak paylaşımlar yapıyorlarsa ve buna paralel olarakta kendilerini size karşı kasma cürretine de geçiyorlarsa (ortada acı bir gerçek var ki, fikriniz çalınıyor,sizin fikrinizi, kendi fikirleri ve kendi tasarımları gibi insanlara lanse ediyorlarsa, burada durup düşünmek gerekir)  Siz, fikrini çaldığınız o kişiyi önemsiyor ve örnek alıyorsunuz, bari kendinizi kandırmayın, ya da kasıntı hallerinizin o kişi içinanlam ifade etmediğini idrak edin.

Ve bu bağlamda dürüstlüğü, söylenmemiş sözleri ve yaşanmamış güzel günleri yazarak paylaşmak isterim. Taktir edersiniz ki, dünya’nın malzemesi insandır ve insanların kurduğu düzen de satranç oyunu gibidir, her hamlenin bir karşılığı vardır, oyunun kuralını iyi bilmeli ve elbette elinizdeki taşların hangi hamleleri yapabileceğini de tahmin etmelisiniz. Hiç kuşkusuz insan doğası gereği kusursuz olmak ve taktir edilmek ister. Eleştiriye bile pek çoğumuzun tahammülü yokken olaylar karşısında hemen parlayıveririz, oysa ki kendimize çeki-düzen verip düşüneceğimize, hint kumaşı olup çıkıveririz ansızın.
Durup biraz düşünsek, çıkarsız her eleştirinin altında bir doğruluk payının olduğunu kabul etsek neler değişmez ki. Paris mezarlığını bilirsiniz, sadece Paris değil, bütün mezarlıklar kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur. Çoğu insan kendisini vazgeçilmez tasavvur eder. En çok da bir makam ve mevkiye gelmiş insanlar. Grup, cemaat, camia, siyasi parti, vakıf, dernek, sivil toplum kuruluşu, lider, militan, taraftar, sempatizan, yorumcu, sanatçı, şair, yazar, ressam vs...

Hiç kimse vazgeçilmez olmadığı gibi, hiç kimse mükemmel de değildir.

Bakınız, tabiat boşluk kabul etmez. Mutluluk; mutlu olanlar el kaldırsın demek değildir, yani karşıdakine ben mutluyum imajı çiziyorsunuz ama bunu sadece bir kesime yutturursunuz, (yanibin'i bir adam etmezlere) sizin yaptığınız,sadece başkalarının mutsuzluğundan kendinize bir parça da olsa mutluluk payı koparmaktır. Oysa ki mesajınızın altında yatan tek gerçek vardır, mutsuzsunuz hem de en kritiğinden, kendinizi kandırmayın. Erdemli olmak, başkalarının mutsuzluğundan haz almak değil, yüreğini ağlatmaktır. Bakınız kendinizi çok güzel, kusursuz falan sanmayın, inanın sizin baktığınız gözle ve art niyetsiz bakıyorum; iskeletten farksız ve bir o kadar  iblis aynı zamanda bir o kadar da taklitçi görüyorum. Herkese kardeşim, canım, cicim ama gizli aşk yaşadığınızda meydan da, anlayacağınız CAN kocanızın durumuna üzülmemek elde değil. Eh ne de olsa maziniz belli.Yuh yani...Şimdi haddini bilecek, benimle aşık tokuşturmaya kalkmayacaksın, yoksa elden giden edebini geri getirmek için ayna olursun. Yahu iyimser bakayım diyorum, bişey yazmayayım diyorum, kalpler kırılmasın diyorum ama bu fındık beyinliler yerinde durmuyor, cevap vermedikçe kendilerini bişey sanıyorlar, hay Allahya...Bakınız, Allah(cc)  kimseyi edepsiz insanlarla  uzaktan da olsa tanıma fırsatı vermesin.Keşke beni uzaktan da olsa tanıma fırsatınız lmasaydı, olmasaydı da fikirlerimi çalmasaydınız…Allah aşkına kendi bakış açınız yok mu? Yani illa ki fikir hırsızlığı yapmak zorunda mısınız?

     Evet, ne de olsa topyeküntakip ediyorsunuzbeni, kimse üstüne alınmasın lütfen,bu cümleler şeker kız Candy için özenle seçildi. Zamanıgelmişken paylaşayım dedim,aslında yazılacak çok şey var ama neyse… Şimdilik bunlar yeter sizlere…

Platon bir sözünde şöyle der:
"Önünüzü görmek istiyorsanız, günlük hayatın mekanizmasını sadeleştirin."
 
Önceki çağlarda daha az şeye ihtiyaç duyan ve bu ihtiyaçlarını fazla zorlanmadan karşılayarak mutluluğu yakalayan insanlar, uygarlığın gelişmesine paralel olarak yeni ihtiyaçlar ediniyor ve kendilerini, bu ihtiyaçları karşılamak zorunda bırakıyorlardı.Kısaca, Batı dünyası “tüketim” denen büyülü formülü icat ettiğinden bu yana; formül bulunduğu kuyu dibinden çıkarıldı, süslendi, boyandı ve insanlara yeni bir yaşam şekliolarak satıldı. Ne diyebiliriz, herkes aklını kullanmalı…

Sözde sade yaşam;insanın hayatından ihtiyaç fazlasını çıkarmak suretiyle, daha başka şeylerin hayatımız içinde yer alabilmesi için zemin hazırlar. Kısaca, yaşamı gönüllü sadeleştirir. Sadece kendisi için çalışan yani tüketici rolünden sıyrılarak başkaları için de birşeyler yapabilmek, yaşadığımız gezegenin daha da yaşanabilir bir hal almasını sağlar.Dış görünüşüyle sade, içeride ise alabildiğine zengin bir yaşam biçimi…

Ve nihayetinde insanlar tüketmeye başladılar.Ömürler tükendi, değerler tükendi, insanlık tükendi, çevre tükendi.Reklamlarla kuşatıldı insanlar, televizyonlarda kıskıvrak yakaladı toplumu. Bir süre sonra insanlar, tüketmekten başka birşey düşünemez hale geldiler. Sonrası hem dış dünya'nın, hem iç dünyamız'ın güzellikleriyle başbaşa, alabildiğine renkli ve zengin bir hayat bekledi bizleri. Ancak tasarlanan bu yeni hayat, düşünüldüğü gibi haz vermedi bizlere...
 
Tıpkı ışıltılı neonların arkasındaki pavyonlar gibi? Anonslar yapılır, şarkılar söylenir, şiirler okunur, danslar edilir, yalan kahkahalar mutluluğun resmini çizer geceye. Gece biter, gün ağarır yerlerdeki pislikler, boş içki bardakları, yorgun gece insanlarının yüzlerindeki ifadeler "hangisi gerçek" dedirtir insana...Akşam olunca neoanlar yine yanar, yine aynı sahne, yine bildik görüntüler, neonlar her ne kadar şiddeti, mutsuzlukları bir yere kadar gölgelese de gerçeklerden kaçmak olası bir durum değildir.Yani gece ile gündüz'ünbirbirini yalanlaması gibi. Üstelik gecenin gerçek yüzünü görmek isteyenler gündüzü beklemezler, yeter ki görmek istesinler. Herşey zaten gün gibi ortadadır.
 
Tarihin bu en amansız diktatörlüğünden ve neonlardan kurtulmanın bir yolu var:
Fazlalıkları atmak, sade yaşamak, gürültüden, parazitlerden kurtulmak ve en önemlisi hızı düşürmek. Hızlı koşmayın, çabuk yorulursunuz. Gönüllü sadeliği çizin ve yaşayın. Ünlü satış analisti Victor Lebow’un, savaş sonrasında tüketimi ekonomi için vazgeçilmez bir koşul olarak nitelerken; muazzam derecede üretken ekonomimiz, tüketimi bir hayat biçimi haline getirmemizi gerektiriyor. Artık mal satın alma ve kullanmayı düzenli bir yaşam biçimi haline getirmeli, ruhsal doyumu ve egolarımızın tatminini tüketimde aramamalıyız. Eşyayı gittikçe artan bir hızla tüketmek, eskitmek, yıpratmak, atmak ve yenilemek zorundayız, ancak bunları yaşarken, herşeyde olduğu gibi bilinçli tüketici olmakta doğru yaşam sürmemizi sağlayacaktır.

SÖYLENECEK SÖZLERİNİZİN TÜKENMEMESİ DİLEĞİYLE…

Tebrik Notu:
Alternatif Doğuş Gazetesi imtiyaz sahibi sevgili kardeşim Çetin Yılmaz’ın haftalık yayın yapan gazetesi, günlük yayın hayatına başlamıştır. Tüm okurlarımıza saygıyla duyrulur. Evet değerli arkadaşım, gazetenin ilk kuruluşundan bu yana hatta ilk köşe yazarlarından biri olarak hala aynı hızla seninle ve gazetenle birlikte olmaktan son derece mutluyum. Başarıların daim olsun.

ALTERNATİFDOĞUŞ GAZETESİNİ YÜREKTEN TEBRİK EDİYORUM.

Leman KUZU© 

İstanbul, 01 Nisan 2012
kuzuleman@yahoo.com


Yazarın diğer yazıları:

SADE(CE) DÜŞÜNMELİ
KADIN VE EMANSİPASYON
YAŞAM DEDİĞİM II
TATSIZ BİR RÜYA GİBİ!..
YAŞAM DEDİĞİM-I
LİSAN-I SEVGİ II
LİSAN-I SEVGİ I
HAZİN BİR SONBAHAR, YÜREKLER BUZLU !!!
GÖNÜL BORCUNU UNUTMAMAK LAZIM!
HERKES BEN HAKLIYIM DİYOR, HAKSIZ KİM?
BİR TAS SU, BİR LOKMA EKMEK VE VİCDAN...
BİR TAS SU, BİR LOKMA EKMEK VE VİCDAN...
YANILIYORSUNUZ, TÜRKİYE YENİLMEYECEK!
EY ŞEHR-İ ANKARA...?
AYNAYA YANSIYANLAR!..
ÇELİŞEN FİKİRLER
SERÜVEN BAŞLIYOR...
ASLAN PAYLARI (!)
ZAY EDİLEN KADINLAR VE SİZ, EFENDİLER
DOSTLUK VE BİRLİK AĞI
AMAÇ BARIŞ MI  YOKSA SÖMÜRÜDEN RANT MI?
KIRMIZI ÇİZGİLERLE HAYAT...
ZİHNİ  ZİNCİRE VURMAK!..
2011'E ERTELENEN UMUTLAR!
İNSAN HAKLARI VE WIKILEAKS ŞOKU
BAYRAMLARI  ANLAMLI  KILMAK!.. 
O, ÜLKEMİZE DOĞAN BİR GÜNEŞTİ!..
1923/2010 CUMHURİYET SEVDASI BİTMEYECEK...
YAŞAMDAN UFAK BİR KARE
ONLAR DEĞERLİDİR, DEĞERİMİZDİR!..
NİCE MUTLU BAYRAMLARA!
BARIŞ'IN YOLU / THE ROUTE OF THE PEACE!
AMAÇ DOĞRUYU BULMAK!
İSRAİL VE İNSANLIK  DRAMI!..
İNSAN YANSIMALARI
YURTSEVERLER, SÖZÜM SİZE!
SÖZDE BAYRAK SAHİBİ DEĞİLİZ!..
KABUL  ETMİYORUZ!..
KADININ SESİ
EY DÜNYA, EY İNSAN HAKLARI NERDESİN?
SEVGİ  ZAMANI!..
YAŞAMDAKİ BEŞ ÖNEMLİ DERS!..
2010 AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ  İSTANBUL!.
MUTLULUĞUN ADI 2010...
DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ / WORLD HUMAN RIGHTS DAY 
   
SAYFA BASI