A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  DÜN ve BUGÜN 

                   Leman Kuzu

 

lemankuzu@windowslive.com











ÇELİŞEN FİKİRLER

Yaşadığınız dünyayı anlamak, varoluşunuza bir anlam yüklemek, doğruyu yanlıştan ayırmak, mutlak gerçeği bulmak ve mutlu olmak adına, her insan yaşadığı iç dünyasına bir anlam kazandırmak için uğraşır durur…
Kısaca, düşünceyle varolur ve yaşamını düşünceler üzerine oturtur. Tabii her akıldan geçen düşünce, düşünme değildir. Aslolan, mantıklı düşünebilmektir. En basit örneği; eviniz, eşiniz ve çocuklarınız varsa bunları düşünmelisiniz. Nasıl mı?

Onların ihtiyaçlarını nasıl karşılayabilirim, onları daha fazla nasıl mutlu edebilirim, iyi bir anne, iyi bir eş ve iyi bir evlat mıyım sorularını kendinize sorup, kendinizi zaman-zaman yargılayarak ve en önemlisi insanca düşünerek sonuca varabilirsiniz…Korkmayın vicdan sahibiyseniz, kendinizi yargıladıkça doğruları bulacak ve bununla mutlu olacaksınız…

Eğer çalışıyorsanız durum yine değişmeyecek, çalıştığınız şirkette işin kalitesini düşünmelisiniz, ürettiğiniz ürün ya da hizmet ne kadar kaliteli olursa, şirketiniz o kadar güçlü olur düşüncesi sizi mutlu etmeye yetmeli. Tabii, şirketin güçlü olması bireysel fayda değil, tüm çalışanlara yansıyacak pozitif bir harekettir. Bunun yanısıra, vatanınızı düşünmelisiniz, hangi ideolojiye yatkın olursanız olun, diğer ideolojilere yatkın olanları da olağan karşılamayı bilmeli ve kavgasız bir toplum yaratmayı hedeflemelisiniz.

Asıl formül, olayları ve kişileri düşünmek, olanları anlamak ve uygulamaktır. Belki de en özgür olduğumuz andır düşünmek. Anlayacağınız, düşünmek saymakla bitecek bir kavram değildir. Ve kimbilir belki de, insanoğlu’nun nefsiyle, terbiyesinin sınırlarıdır. Düşüncede belirleyici olmanın tek şartı; farkındalık, açıklık ve farklılıkları kabul etmektir.Bakınız bunların dışında, yaratıcı düşünce ayrı bir ivme kazanıyor bende…Neden mi?

Olmayan birşeyi hayal edebilme, bir şeyi herkesten farklı yollarla yapabilme ve yeni fikirler geliştirebilme yeteneğini taktirle karşılıyorum. Kısaca, yaratıcılık herkesin gördüğü şeyi aynı görüp, onunla ilgili farklı şeyler düşünebilmektir. Yani, yaratıcı düşünce günlük olaylara ve nesnelere herkesten farklı bakabilmek ve farklı yaklaşım tarzı geliştirebilmektir!

Bence, bu da kişiye ayrı bir vizyon kazandırmaya yetiyor.
Yaratıcılık varılan istasyondan öte, seyahat etmeyi bilmeli...
General George S. Patton diyor ki; “İnsanlara bir şeyin nasıl yapılması gerektiğini söylemeyin. Yapılmasını istediğiniz şeyin ne olduğunu söyleyin ve yaratıcılıkları ile sizi nasıl hayran bırakacaklarını görün” Yaratıcılık deyince, kimisinin aklına Bethooven, kimisinin aklına Mozart gibi dahiler gelirken, kimisinin aklına da Da Vinci ve Picasso gelir. Kimisi için J.R.R Tolkien, kimisi için ise Edison yaratıcıdır. Yani yaratıcılık kişiden kişiye göre anlam kazanan bir düşünce biçimidir. Bakınız yaşamımız hep ikilem üzerine kurulu, komünizmle, kapitalizmin; yoksullukla, varsıllığın iç içe geçmesi dikkatinizi hangi yöne çekeceğinizi şaşırtıyor. Arz-talep meselesi olduğunu düşünmeden geçemiyorum. Etkin bir piyasa mekanizması kurulmuş. Neden-sonuç ilişkileri çok ayrı bir inceleme konusu. Yasaklarla, kapitalizmin tuzakları, yıkıntıları vs… Önemli olan halkın mutluluğu, refahı ve iyiliği ise sistem yalnızca buna hizmet etmekle yükümlüdür. Yani yaratıcı düşünceniz burada başlamalı...Biliriz ki, yaşam boyu insan doğasında çatışma var. Yani her zaman insanlarla değil, kendimizle de çatışırız. Yaşamla çatışırız, yanlışlarla çatışırız ve bu çatışma uzar gider.....................................................

Konjonktür değişiyor ve elbette dünya küçülüyor. İletişim, ulaşım kanalları derken, herkes birbirine yakınlaşıyor. Dünya değişiyor, şartlar değişiyor buna uyum sağlamalıyız. Değişim rüzgârlarının önünde durulmaz, değişmeyeceğim diye direnenler, geçmiş, bugün ve gelecek bağlantısını asla kuramazlar. Önce kendi kabuğumuzu kırmalıyız. Ufkumuzu genişletmeli, kendimizi kandırmamalıyız… Hem özgürlükçü, hem yasakçı, hem çağdaş, hem muhafazakar, hem pozitivist, hem alafranga, hem AB’ye karşı, hem demokrat, hem halkçı,  hem modern, hem statükocu, hem barışsever, hem dediğim dedikçi, hem seviyeli, hem geçmişten kopamayan ve ham sonuç olarak değerlerini tam özümseyemeyen, harmanlayamayan bir manzara ile karşı karşıya olan büyükçe bir topluluk...Varın adını siz koyun!!!

İnkarcılık, öylesine içimize işlemiş ki, sırf bu yüzden her şeyi reddeden bir toplulukla başbaşayız…Bırakın yaratıcı düşünmeyi, normal düşünmeyi bile reddediyoruz…Arka sokaklarda neler oluyor, bakmıyoruz bile…

İşimize hangi tavır ve hangi iftira geliyorsa onu söyleyiveriyoruz… Ve hatta olmayanı bile oldu gibi gösteriyoruz. Hemde günahı senin sevabı benim der gibi...Bakınız insanın kanı burda donuyor, yani çıkarınıza göre konuşma tarzı, yalan-dolan vs…Yapılanların insanlıkla  uzaktan yakından alakası yok.Tabii bunları yapmamak için, insanda biraz Allah(cc) korkusu ve vicdan olmalı! Ve siz, sözde icraatçiler, bırakın Allah aşkına gazel okumayı, boş konuşmaları, rakı sofralarında ahkam kesmeleri, yurtperverliği vs…

İcraatiniz nerde? Komitacılık, tasallut, politbüroculuk ve endişeler ülkesi. Halk bunları düşünemez, siz düşünürsünüz. Bir şey de yapamazsınız. Böyle devam ederse, değil dünyaya açılmak, taşra siyasetini ve hatta takıntılarınızı bile aşamazsınız. Modern muhafazakârlığınızla neyi muhafaza ediyorsunuz? Farklı kimliklerin değişim taleplerine sağır kalmak, kendinizden farklı her şeyi-herkesi düşman bellemek ne derece doğru? Yoksa, dışınızdakiler vatan haini mi? Faili meçhullere kulak tıkamakla elinize ne geçiyor...Kocaman bir sıfır...Yoksa kazanıyor musunuz? Bütün hassasiyet lâiklikte mi kanıyor!..Tek tip insan yaratma ısrarınızı sürdürüp, kendi doğrularınızı dayatırsanız, halk sizi seçemez, ehven-i şer der. Yani, halkın partisi seçimi olamazsınız. Otoriter bürokrasinin, faşist devletin halkla ilişkilerini yapan kaybeder. Çağdaşlık başı açmakla, demokratlık kapatmakla olmuyor. Opera dinlemek, klâsik müzik konserine gitmek, süsle-püsle modern, Batı’lı, aydın, ilerici, yurtsever ve Atatürk’çü olacağımız sanılıyorsa çok yanılıyoruz demektir. Ayrıca namaz kılmak, oruç tutmak ve Hac'ca gitmekle müslüman olunmayacağı da aşikar! Kendi sınırlı çevremiz, konformist hayatlarımızla dünyayı anlamlandıramayız. Meseleyi bütünüyle ele almak, düşmanca tavırlarla nihayetlendirmemek en doğrusu…Dinamik, yenilikçi, aydın, eşit ve özgür düşünme ortak anlama dilimiz ve felsefemiz olmalı...

İnsan aklın sınırlarını zorlamadıkça hiçbir şeye erişemez/Albert Einstein NOT: Tüm çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlar, sağlık, mutluluk ve eğlenceli dakikalar geçirmelerini dilerim!

Leman KUZU
İstanbul,22.04.2011

kuzuleman@yahoo.com


Yazarın diğer yazıları:

ÇELİŞEN FİKİRLER
SERÜVEN BAŞLIYOR...
ASLAN PAYLARI (!)
ZAY EDİLEN KADINLAR VE SİZ, EFENDİLER
DOSTLUK VE BİRLİK AĞI
AMAÇ BARIŞ MI  YOKSA SÖMÜRÜDEN RANT MI?
KIRMIZI ÇİZGİLERLE HAYAT...
ZİHNİ  ZİNCİRE VURMAK!..
2011'E ERTELENEN UMUTLAR!
İNSAN HAKLARI VE WIKILEAKS ŞOKU
BAYRAMLARI  ANLAMLI  KILMAK!.. 
O, ÜLKEMİZE DOĞAN BİR GÜNEŞTİ!..
1923/2010 CUMHURİYET SEVDASI BİTMEYECEK...
YAŞAMDAN UFAK BİR KARE
ONLAR DEĞERLİDİR, DEĞERİMİZDİR!..
NİCE MUTLU BAYRAMLARA!
BARIŞ'IN YOLU / THE ROUTE OF THE PEACE!
AMAÇ DOĞRUYU BULMAK!
İSRAİL VE İNSANLIK  DRAMI!..
İNSAN YANSIMALARI
YURTSEVERLER, SÖZÜM SİZE!
SÖZDE BAYRAK SAHİBİ DEĞİLİZ!..
KABUL  ETMİYORUZ!..
KADININ SESİ
EY DÜNYA, EY İNSAN HAKLARI NERDESİN?
SEVGİ  ZAMANI!..
YAŞAMDAKİ BEŞ ÖNEMLİ DERS!..
2010 AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ  İSTANBUL!.
MUTLULUĞUN ADI 2010...
DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ / WORLD HUMAN RIGHTS DAY 
   
SAYFA BASI