·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


YENİ YOL
                                                                                    İbrahim Selamet
 
 
info@turkpartner.de



Susma Vakti…

    Geçen gece bir dost meclisinde derin bir sohbete koyulduk. Saygı gösterdiğim bir dostum şöyle dedi. “Adam olmanın bir bedeli vardır”.

    Sahi adam olmak, adamdan sayılmak nedir ki?

    Adamdan sayılmak için adamlık yapılmaz. Söylemiş olmak için söz söylenilmez. Söz değerlidir. Taşa serpilmez.

    Bedel nedir diye çok düşündüm. İşten atılmak, kalabalıklar içinde yalnız bırakılmak, hapse atılmak, ambargoya maruz kalmak… Bunlar sadece bir kısmıdır bedel ödemenin.

    Dikkatinizi çekerim. Bunlar bedelin dünyaya müteallik kısmıdır.

    Asıl bedel şudur ki; adam gibi yaşamak uğruna dünyayı feda edip karşılığında cenneti satın almaktır.

    Ya da tersini düşünelim. Doğruluğun, dürüstlüğün ve adamlığın para etmediği bir dünyada; karakterinizi satıp dünyanın bütün nimetlerini satın alabilirsiniz. Bedelini öte dünyada ödemek şartıyla.

    “Bedel”, bilerek ve isteyerek terk ettiğiniz ve sonuçlarına katlandığınız her şeyin karşılığıdır.

    Arkadaşlıklar cemiyet içinde samimiyetin göstergesidir. Ama adı konulmamış kırmızı bir hattı içinde gizler aslında. Siz aldanırsınız aranızda bir sınır yok zannedersiniz. Ve yıllar geçer sonra bir gün bir imtihanı, bir ideali paylaşmak istersiniz. İşte o zaman tek taraflı olarak konulmuş “sınır”ın varlığını hissedersiniz.

    Ateş bakırı altından nasıl ayırırsa arkadaşlıklar da yarenlikten öyle ayrılır ama çoğu kez bilinmez. Dost olabilmenin bedelini kimse ödemek istemez ama kendisini dost diye tanıtır. Çünkü sıradan olmak istemez. Arkadaşlar çoktur. Bu sıfatı edinmek kolaydır. “Bedeli sınanmamış ve ödenmemiştir”. İşte çoğu kimse bu ateşe girmeden dost olabilmek ister.

    Günümüz insanı; arkadaşı ile hayallerini ve sevinçlerini paylaşır. Ama nedense idealini paylaşamaz. Kırmızıçizgiler araya giriverir. Çünkü ideali olan ile olmayanların gizli kavgası vardır aslında. Bu adı konulmayan bir kavgadır. Küçük hesapları ve menfaatleri tercih edenlerin “ideal” adına birlikte yolculuk etmeleri mümkün değildir sizinle.

    Güzel günlerin arkadaşlıkları “zülfiyar”e dokununca biter. Yokuş aşağı çok arkadaş vardır. Ama yokuş yukarı sizinle birlikte çıkmaya azmeden ve zorlukta yanınızda olan kaç insan var hayatınızda… İsterseniz bir deneyin sayabilmeyi. Ne kadar az olduğuna hayret edeceksiniz.

    Uzunca bir dönem sadece dinledik. Bizlere söz söyleyen insanlar çok değerliydiler. Aslında herkesin standart bir değeri varmış. Sevginin körelttiği akıl, kişiye hak ettiğinden fazla değer verince terazi bozuldu. Önümüzde yürüyenleri önüne geçmedik.

    Zaman ilerledi. Önde yürüyenler yavaşladılar ve sonra durdular. Ellerinde taşıdıkları bayrak ve meşaleyi Kaf dağına götürme görevini kimselere devretmediler. Ve böylece Kaf Dağı, masallardaki ulaşılmaz ve gizemli dağ olarak kalmaya devam etti.

    Her şeyin tayin edilmiş bir vakti vardır da çoğu kez biz bilmeyiz.

    Sevmenin bir vakti vardır. Ölmenin bir vakti vardır. Susmanın da bir vakti vardır.

    Söz gümüşse, sükût altındır demişler.

    Söyleyecek sözü olanların sükûtu değerlidir.

SAYFA BAŞI


Yazarın diğer yazıları:

Susma Vakti…
“Edeb, ya Hu”!
Sapanca Şiir Akşamları
Başbakan’ın Kosova seferi
Paradoks ülkesi…
Aynadaki yüz…
İkiyüzlü Fransa
Öfke Medeniyeti
 

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Hasan Kayıhan
Farkında mısınız?
Mahmut Aşkar
Hele “Medeni”ye Bak!
Yılmaz Kuzucu
İnternet, gençlik ve biz
M. Ali Aladağ
Sadece Ölü Balıklar mı?
Fikret Ekin
Yine İnsan
Ali Kılıçarslan
“Almanca'yı Koruma Yasası” mı?
Hidayet Kayaalp
Kış Raporu
Osman Seçmez
Bir iktidarın sonu
Haldun Çancı
Kuvayi Milliyecilere Karşı Saldırılar Artıyor
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Ülkemizden çalınan tarihi eserlerimize sahip çıkalım
Prof. Dr. Ümit Özdağ
12 Eylül Öncesi Hesaplaşması ve Sol Kültürel Terör
Tevfik Abdin
İstanbul’da BENİ HEP ALDATTILAR...
Yakup Yurt
Kısır Döngü veya Kuyruğunu Isıran Yılan
Üzeyir Lokman Çaycı
Yolcular
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Yeni Yıl Bilim ve Üniversitelere Ne Getiriyor, Ne Götürüyor?
Şefik Kantar
Ey Alman, Titre ve Kendine Dön !
Ayten Kılıçarslan
Türkler şiddet kurbanı
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Dr. Nebil Bozdoğan
Ameliyatsız Yüz Gençleştirmede Son Nokta
Orhan Aras
İnsanlık öldü mü?
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Sebahattin Çelebi
kadıköy
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
Nuran Yelkenci
Bin Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç