·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  ŞÜNCELER

            Hidayet Kayaalp

 
h.kayaalp@web.de


DEĞİŞİMİN ZİHİNSEL AŞAMALARI

       Düşünce Tarihimizde Görüntü Bozuklukları:

       Türkcü Nihal Atsız islamcı Abdülhamit’e toz kondurmaz; çok sesli ‘‘kızıl sultan’’ korosuna Peyami Safa’nın da katıldığını gören Adsız, kalemini sıyırarak ünlü ‘‘Gök Sultan’’ makalesini neşreder.


       İdeolojik açıdan olmasada, sahiplendikleri kültürel referanslardan yola çıktığımızda Peyami Safa ve Nihal Atsız’ın yanlış yerlerde saf tuttukları izlenimine sahip olabiliriz. Eserlerine ve sahiplendiği değerlere baktığımızda ‘‘Peyami Safa’nın en azından Abdülhamit’e yakın yerler de bulunması gerekirdi’’ diye düşünürken, temel dünya görüşü açısından da ‘‘Atsız’ın Abdülhamit’e karşı cephede yer alması daha mantıklı görünmezmiydi?’’ diye sorabiliriz.

       Ama öyle olmadı...
       Bırakalım Peyami Safa’yı bir yana, katıksız İslamcı Mehmet Akif ile Said-i Nursi’nin bile Abdulhamit’e karşı cephe de yer aldıklarını çoğumuz biliriz. Atsız’ın adı geçen makalesinde  öne sürdüğü gibi, Peyami Safa’nın Abdülhamit husumetini, babası şair İsmail Safa’nın Sivas’a sürgün gönderilmesine bağlaya bilmemiz mümkün gibi gözükse de, ‘‘Doğrudan doğruya Kur’an dan alarak ilhamı
  Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı.’’
diye haykıran Merhum Akif’le ‘‘Halife-i Ruyi-zemin’’ arasındaki kavgayı nasıl izah edeceğiz?
       Aynı görüntü bozukluğunu, Türk milliyetçilerinin Evrensel İslamcı Düşüncenin mimarlarndan Cemalettin Afgani’yi değerlendirilişlerinde de fark ediyoruz.

       Bunları ve diğer benzer durumları dikkate aldığımızda şunlar aklımızdan geçebilir; acaba türkcüler gerek Abdülhamit’in gerek Afgani’nin ömürlerinin sonlarında düştükleri çaresiz durumlarına acıyıp Türk’ün zayıftan yana tavır koyan özelliğine mi dikkat çekmek istediler dersiniz.? Yada gerçekten Abdülhamit islamcı ve Atsız türkcülükten döndüler de bizim mi haberimiz olmadı? Veya Afgani’nin Urvetül Vuska sı bir takiyecinin hezeyanlarımıy dı?

       Hiçbirisi değil... Herkes taş gibi yerinde, savunduğu dünya görüşünün arkasındaydı. O günlerde, bu olup bitenleri görüp duyanlardan da hiçte ‘‘döndü’’ ‘‘dönüyor’’ gibi laflar duyulmadı. Eğer bu gün bazılarının yaptığı siyasi manevraları ‘‘döneklik’’ diye değerlendirenler o gün ortaya çıksaydılar kendileri komik duruma düşerlerdi. Siyasi mücadeleler de bazen şekillerde değişiklik göze çarpabilir ve bu da bize bozuk ekran görüntüleri gibi yansıyabilir.

       Nihal Atsız’ın türkcülüğüyle alakalı bir hatıramı anlatmak isterim. 1970 li yılların başlarıydı; Atsız’ın tüm kitaplarını okumuş ve hayli etkilenmiştim. Rüyalarımız da bile Yamtar’ı, Kürşad’ı görecek şekilde şuuraltı olmuştum. O zamanların moda cedelleşme konusu olan Tanrı-Allah sözcüklerinin ‘‘Tanrı demek, Allah demek’’ tarafın da yer alarak çok laflar ettiğimi hatırlarım. Etkilenmem taki Atsız’ın bir kitabında Kara Ozan’a söylettiği şiirlerde : ‘‘tanrı Kürşat’tan geridir’’ sözünü farkedene kadar devam etti. Ruh Adam romanını okumamla şüphelerim yoğunlaştı. Türk milletinin Tanrısının Allah olduğu inancımı muhafaza ederek, Atsız’ın başka bir tanrıdan bahsettiği izlenimim beni yol ayırımına getirdi vs. İşte bu etkilenme esnasında, üzerinde Bozkurt amblemi olup, ‘‘EY TÜRK TİTRE ve KENDİNE DÖN!’’ yazılı bir kartı bayram tepriği olarak kendisine gödermiştim. Çok geçmeden Atsız’dan bir mektup geldi: ‘‘Azizim Kayaalp beğ!’’ diye başlıyor ve titremenin acizlik ifadesi olduğunu belirttikten sonra, bunun asla türk milletine yakışmıyacağını yazıyor bu sözün Orhun Kitabelerindeki orjinal metnini belirtiyordu.

       Herşey güzeldi de; benim kafama birşey takılmıştı: ‘‘Neden (Kayaalp beğ!) diye hitap etmişti, bu bir batılı davranış biçimi idi!’’ Çünkü Kayaalp benim soyismim di. İtiraf edeyim uzun yıllar bunu anlıyamadım, sonra yakın tarihi iyi bilen yeğenim duyar duymaz çözdü sırrı: ‘‘Dayı! dedi; senin adın Hidayet soyadın Kayaalp. Hidayet ne kadar anlamlı ve güzel bir isim olursa olsun neticede arapca bir isim, halbuki Kayaalp öz be öz türkçe!’’

       Bu kadar ince noktaları hesaba katacak kadar türkcü olan Nihal Atsız İslamcı Abdülhamit’e toz kondurmuyor ve Peyami Safa’ya da ‘‘zaten verem olan baban Sivas’a sürgün edilmeseydi ölmiyecekmiydi? Kalmışki Sivas’ın temiz havası o tür hastalar için iyi gelir’’ türünden sert cevaplar veriyordu.

       Tayyip Erdoğan’ın bazı davranışlarını değerlendiren bazı kişilerin mantığını geçerli sayarsak Nihal Atsız bile türkçülüğe ihanet etmiş sayılabilir. Abdülhamit’i eleştirdiği için M.Akif merhum şefaatten mahrum, Said-i Nursi pekala ‘‘bu günahın dan dolayı zindanlarda yattı’’ yollu molla Kasım vari görüşler sergilenebilir...

       Son zamanlarda, özellikle hükümet üyeleriyle ilgili değerlendirmeler de sık sık kullanılan değişim sözcüğünün aslı nedir ve nasıl bir süreç izler?

DEĞİŞİMİN ZİHİNSEL AŞAMALARI

       İngiliz Antropolog ve sistem düşünürü Gregory Bateson’dan etkilenerek, Amerikalı Robert Dilts ‘‘Zihinsel Boyutlar’’ adlı bir model geliştirmiştir. Bu model, insandaki değişimin ve iletişimin oluştuğu boyutları tesbit etmeyi amaçlar. Çevre – Davranış – Yetenek – İnanç – Kimlik – Manevi Boyut olmak üzere 6 aşamalı bir modeldir bu.

       Daha çok Kişisel Gelişim alanında kullanılan bu model diğer alanlarda da kişinin yaşadığı iniş-çıkış, değişim-gelişim noktalarını tesbitte oldukca etkili bir modeldir.
   
       Kısaca Çevre boyutu; ‘‘nerede ve ne zaman’’
                   Davranış boyutu; ‘‘ne’’ sorusunu
                   Yetenek boyutu; ‘‘nasıl’’ı
                   İnanç boyutu; ‘‘neden’’i
                   Kimlik boyutu; ‘‘misyon’’u
                   Manevi boyut; ‘‘kişi Allah ilişkisi’’ ni açıklar.
       Aşağıda oluşan bir farklılık asla yukarıyı etkilemez ama, yukarıdaki bir değişim tüm sistemi etkiler. Bunu şöyle açıklamak belki daha anlaşılır kılar: Çevre boyutun da yaşıyan bir insan düşünelim; tüm davranışlarını çevre belirliyor, iyi kötü demeden çevrenin herşeyini kabullenmiş ona göre yaşıyor. Bu kişinin bireysel olarak kendini geliştirme şansı çok azdır; çevre ne kadar ilerlerse onun gelişimi de o kadardır. Bu insanın, çevrenin kendine sunduğu şeyleri iyi-kötü diye ayırtetme özelliği kazanabilmesi için Davranış boyutuna geçebilmesi gerekiyor ki Çevre boyutunda ki iyi yi kötü yü farkedebilsin. Davranış boyutun da olan birinin çevreyle başı herzaman hoş olmaz ama, gelişimini sürdürebilir.

       Kendi davranışlarını seçen ve sorumluluğunu alan kişi bunları gerçekleştirmek için Yetenek boyutuna geçer ve hangi davranışın yapılabilir olup olmadığını oradan farkeder.
4. aşama İnançlar ve Değerler dir, burada neyi neden yapması gerektiğini belirleyen temel inanç ve değerlerini belirler; yani ‘‘neden’’ sorusunun cevabı bulunur. 5. boyut Kimlik boyutu ‘‘Ben kimim’’ sorusu na cevap bulunan yerdir; kişinin dünya’da varoluş sebebi, yani temel misyonu nu keşfettiği alan..  6. Boyut, yani Manevi boyut, tüm yapıp edilenlerin ihlasla, duru bir niyetle Mutlak Güç’e sunulmasıdır; veya merhum N.Fazıl’ın ‘‘Bildim seni ey Rab! bilinmez Meşhur!’’ dediği yerdir.

       Çevre veya Davranış boyutundaki değişimler yukarıyı etkilemez, ama bir insan, Değerler ve İnançlar veya Kimlik noktasında değişime uğrarsa tüm sistem etkilenir.

       Kaldığı cami lojmanında çevredekiler kılıyor diye namaz kılan birinin oradan ayrıldıktan sonra ibadetini sürdürmesi zordur. Çünkü bu Çevre boyutunda yaşanan bir durumdur. Bunu Kimlik noktasına taşıyanlar nerede olurlarsa olsunlar ibadetini yaparlar.

       Nihal Atsız – Abdülhamit arasındaki muhabbet “Davranış Düzeyi”nde gelişen şeylerden kaynaklanır. Abdülhamit meclisi feshederek seçimleri iptal ederken Atsız’ın türkçü kimliğine uygun düşen bir davranış sergilemiştir. “İmparatorluk içinde azınlığa düşen Türk nüfusu dikkate alınmadan yapılan bir seçimin devletin hangi ellere geçeceği.......” konusunda Atsız’ın endişelerine cevap veren bir davranış biçimidir Abdulhamit’in tavrı. Onun gayesi, dağılmakta olan imparatorluk içinden yine bir devlet çıkartarak İslam’a hizmet etmesi idi ama, bu davranış, Atsız’ın “Kimlik Boyut”una oldukca hoş geliyordu. Yine Abdulhamit’in aynı maksatla, Avrupa’daki kaçak türkleri Belgrad’ta bir araya getirerek, tarihte ilk Türkcüler Kurultayını yaptırması türkcü Nihal Atsız’ı tabiki sevindirirdi. Afgani’ye duyulan muhabbet te, türkcülerin yapmak istediklerine refans teşkil etmesinden gelmektedir.

Afgani Hindistan’da ingilizlere karşı milliyetçilik nutukları çekerken, sadece “Davranış”ını değiştirmişti ama, kimliği yine islamcıydı. O bu davranıştan kimliğine dolaylı fayda umduğu için böyle davranıyordu.

       Hülasa, ister olumlu yönde, ister olumsuz yönde olsun, bir kimse de değişimin oluşması ancak, Kimlik ve Değer ler noktasındaki bir değişimle mümkündür.

       Bizimle düşüp kalkmıyor, bizim gibi davranmıyor ve bizim yaptığımız gibi yapmıyor noktasından hareketle değişimi tarife yeltenirsek milletin önünü açacak olanlara da millete de yazık etmiş oluruz.

Hidayet Kayaalp
01.01.2005
 


SAYFA BASI




Yazarın diğer yazıları:

Değişimin Zihinsel Aşamaları
İletişim kanalları ve farklı davranışlar
NLP ve Biz
Kabaklı köyün ahalisi ve NLP
"Değişim mi, Gelişim mi?"


SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Hidayet Kayaalp
Değişimin Zihinsel Aşamaları
M. Ali Aladağ
Varılmaz menzile bu gidişle
Yılmaz Kuzucu
„Çocuk kuyuya düşmeden“
Mahmut Aşkar
Çağın  "Çağdaş"  ile  hesaplaşması
Fikret Ekin
Dededen Toruna Türkçe(!)
Ayten Kılıçarslan
Avrupa aydınlanmış da...
Orhan Aras
Ayna Dergisi´nin (Der Spiegel) aynası sadece cin ve şeytan mı gösterir?
Betül Parlar
Uyuşturucu Bağımlıları
Üzeyir Lokman Çaycı
Hanga Hunga
Muhsin Ceylan
Kin vaizleri /Hassprediger
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Şensel Aşkın
Medeniyetler Buluşması
Şefik Kantar
Bizi bekleyen Avrupa
Dr. Nebil Bozdoğan
Tırnak batması ile ilgili bilmemiz gerekenler
Sebahattin Çelebi
Adını bilmeyen şehirler…
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Sizden Biri
Gurbet
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Ali Kılıçarslan
Doğru yazalım, doğru konuşalım!
Ozan Yusuf Polatoğlu
Seçim Şakası
İsmail Tüysüz
Yılbaşı ve noel kutlamaları hakkında neler biliyoruz
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bili