A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  YAZARLAR  
·  SÖYLEŞİ  
·  EKONOMİ  
·  POLİTİKA  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  KADIN & YAŞAM  
·  SAĞLIK  
·  MUTFAK  
·  ÇOCUKLAR  


  DÜŞÜNCELER

            Hidayet Kayaalp

 

h.kayaalp@web.de








YİNE Mİ ‘TALLEYRAND’KAZANDI?

1830’ların Fransa’sı...Sokaklar gergin ve çatışmaların ardı arkası kesilmiyor. Ülkenin önemli siyasetcilerinden Talleyrand,(1) oturduğu koltuğundan kalkarak pencereye varır. Sokakdaki  çatışmaların yoğunlaştığını görünce “Yaşasın biz kazandık!”diye bağırır.
Sekreteri hemen sorar:
“Efendim biz hangi taraf oluyoruz?”
Talleyrand’ın sekreterine cevabı şudur:
“Onu sana çarpışmalar bitince ve kazananı görünce söyleyeceğim”

                  xxxx

“Gezi Parkı” olaylarının kazananı kim oldu  sizce? Adına ister devlet, isterse hükümet diyelim, ülkeyi yönetenlerin böyle bir durumu istemelerini ve bundan da fayda devşirdiklerini söylememiz en azından akla ziyan bir durum olur. Protestocular açısından  bakarsak durum daha da vahim..
Eee...Bu işin bir kazananı yok mu?
Elbette var! Olayın bizatihi zuhuru yani olmuş olması birileri için tek başına kazançtır!
İlkel toplumların  böyle durumlardan kazanç elde eden kabile reisleri, “Ölen ölür kalan sağlar bizimdir” derlerdi...Böyle diyerek en azından hayatta kalanlara sahip çıkma cesareti sergilerlerdi...Modern zamanların klanları bu konuda daha çok “Hepinizin canı cehenneme!” davranışı sergileyen Hasan Sabbah’ı modellemişe benzerler. Yok yok...Aslında Hasan Sabbah bile bunlardan daha delikanlı sayılırdı... O, işin ta  başında kendisine hizmet edecekleri belirleyip “ikna” ediyor ve kısa bir süre de olsa onları kendi cenneti(!)nde ağırlıyordu...

Son zamanlarda sık sık sukut-ı hayâle uğramaya başladık...Dirayetine ve cesaretine hayranlık duyduğumuz İhsan Eliaçık’ın “Gezi Parkı” defilesinde boy göstermesinden dolayı yaşadığımız hayâl kırklığından sonra; zerafeti, sağlam mantığı ve adalet duygusuyla hareket ettiğine inanarak geldiğimiz Taha Akyol’da aheste aheste bizi hayâl kırıklığına uğratıyor... Yaptığı TV programında konuklarından bir profesöre,“Nedir allahaşkına bu faiz lobisi?” diye müstehzi bir ses tonuyla soruyor... Cevaplayan da aynı müstehzi tavırla, hem varmış hem yokmuş, der gibi söze başlıyor...Bunları dinleyince aklıma bir Nasrettin Hoca fıkrası geldi: Hoca, başkasına ait bir armut ağacına çıkıp mendiline armut doldururken bahcenin sahibi orada belirivermiş...Adam; “Hoca ne yapıyorsun, sabah sabah agacın üstünde?” diye sorunca Hoca’da “vallahi ben de şimdi tam onu düşünüyordum” demiş...

Bu hikayeyi  tersinden okuyunca, ülkem bir yana,  kendimin  bazı kayıpları aklıma geliverdi...Bende “bizim armutları kim topladı?”diye düşünüyorum...Eğer “faiz lobisi” yoksa bu armutlar nerede sayın Akyol? Yoksa armutları toplayanlar “Biz de bunu düşünüyoruz”diyerek,soydukları bahçe shiplerinin öfkelerini, daha çok kazanca nasıl tahvil ederiz, planları mı yapıyorlar!...

Çalınmış armutlarımdan bahsedeyim... Ben henüz 16 yaşımda iken bir yakınının yardımıyla Almanya’ya gelmiş ve 40 yılını da orada işci olarak geçirmiş bir insanım. Bu yüzden durumu, sizlerin çok sevdiği iktisat jargonlarıyla değil, kendi halk dilimizi kullanarak anlatacağım: Almanya’ya geldiğimin ikinci yılında, daha 17 yaşıma yeni girip, ayda da henüz 370 mark kazanırken memleketimden bazı insanlar “Biz ilçemize fabrika kuracağız” diyerek geldiler. O fabrikanın iki hisse senedine  ben dört bin mark borçlanarak sahip oldum. “Çok talihli bir insan olduğumu ve ileride çok zengin olacağım ‘müjdesi’ ni de verdiler bana...Uzatmayalım, ben hisselerin boçlarını ödemek için tam beş yıl çalıştım. İleride Almanya’nın romanını yazmak isteyenlere malzeme olur düşüncesiyle şu notu da düşeyim: Biz aynı yaşlarda  hemşeri olan üç delikanlının tüm lüksü, 35 marka satın aldığımız küflü pisiklete sırayla binmekten ibaretti...Sonra fabrika oldu... Aradan da yıllar geçti... 1990’lı yıllara gelindi.Bana, “Senin tam 110 hissen var bizde!” dediler. Bizim hisseler doğurmuştu velhasıl. Sevincimden uçmak üzere iken, “Bunlar kaç paraya tekabül eder?” diye soruvermişim. Bir milyon yüz bin lira, cevabını duyunca küfretmemek için kendimi zor tuttum...Bu parayla ancak iki tabak çorba içilebiliyordu o tarihte. Beş yıllık yatırımın karşılığı iki tabak çorba!.. Hem de fabrika üç vardiya çalışırken!..
Ama ben o kızgınlık anında çok akıllı bir iş yaptım; 20 yıl önce sakin oturup, zararla kalkmıştım ama, o gün öfkeyle oturup, kârla kalktığımı düşünüyorum: İki tabaklık çorba parasını, normal bir lokantaya giderek değil, züğürt sarhoşların gittiği “B.... İşkembeci adıyla maruf bir yere giderek değerlendirdim. Bir tabak işkembe çorbası içtikten sonra biraz sakinleştim. İkinci tabağı söylemekten vaz geçtim. Eğer, bir gün bu memlekette bu düzeni savunacak birileri çıkarsa, ikinci tabak onun hakkı olmalıdır, diye düşündüm... Yani, ‘faiz lobisi’ yok, ‘sömürü çeteleri’ palavra, deme cesaretini gösterenlerin benden bir kâse işkembe çorbası alacağı var...Var ama, önce şu soruma bir cevap versinler: Benim beş yıllık kazancımın karşılığını kim veya kimler cep etti? Pazarlığı baştan yaptım; öyle anlaşılmaz ekonomik jargonları bir yana bırakın! Bu para nerede?

Hee... O eskidendi; “Gezi Parkı” eylemleriyle alakası ne mi? diyorsunuz. Anlatayım:Bir tanıdığım; benim fabrika hissesi aldığım yıllara denk düşen bir zaman diliminde,  memleketin bir yerinden arazi satın alır. 2013 yılının mayıs ayında da gitip arazisini iyi bir paraya satar. Araziyi satın alan şahsın seçenek sunmasına rağmen kaşılığını da Türk parası.olarak almayı tercih eder. Ve o prayı da  götürüp “faizsiz”iz diyen bir bankaya yatırır ve Almanya’ya döner. Dönmesine döner ama “Gezi” olayları da çoktan başlamıştır bile...Sadece iki hafta içinde, kur  yükselmesinden dolayı olan kaybı 25 bin euro olur!.. Adama, “Benim sadık yarim kara topraktır” bile dedirtmezler, sözün kısası...
Şimdi soruyu tekrar soruyorum: Eğer, ulusal ve uluslararası para simsarları, faiz lobileri yoksa bu vatandaşın iki hafta içinde 25 bin euro’suna ne  oldu?..

Bir somut veri de ülkeme ait: Bazı ilgili meslek kuruluşlarının rapaorlarına yansıyan rakama göre,Türkiye’nin 1984- 2000 yılları arasında ki  faiz ödemesi BEŞ YÜZ MİLYAR DOLAR! Anlaşıldı mı?
Soru yine aynı: Bu paralar nerede?

Benim bir dedem varmıştı; İsmail dedem... Hiç okuyup yazması da yokmuş. İsmail dedem, o dönem ülkeyi yönetseydi bu kadar zarar açmazdı! Mesela şunu yapardı diye düşünürüm: 500 milyarı, yedi ayrı helikopterle, yedi bölgenin semasından ülkeye saçar, koşup yürüyenler, yürüyemeyenlere topladıklarının krıkta bir zekatını versin, diye de Allah’ın emrini hatılatırdı. Ve eminim ki ülke ogünkünden daha da iyi ve mutlu olurdu...

Artık anlaşalım...Bu işler öyle plazalardan göründüğü gibi değil... Sizin anladığınız iktisat kuramları, zaten  oluşmuş bir yapının varlığını korumak için uydurulmuş hokus-pokuslardan ibarettir. İnin o plazalardan, ben sizi başka bir yere davet edeyim.

Nereye mi?
Hani  ilk fethettiği Harmankaya’da etrafına üşüşen “Pazaryeri Mafyası”nı ortadan kaldırarak  “Para simsarlarına” karşı tarihte ilk mücadeleyi başlatan Osman Beğ’in memleketi olan Söğüt’e... “Siz hangi hakla insanların alın terine el koyarsınız!” diye gürleyen  o sesi bugün en çok sizlerin duymaya ihtiyacı var!
Benim de memleketim olan Söğüt’te sizleri ağırlamaktan mutluluk duyarım. Hem korkmayın, benim gittiğim çorbacı çoktan kapandı.... O “çorba talihlisi”ni, Ertuğrul Gazi’nin kabri yanındaki ‘Türkmen Sofrası’nda ağırlayacağım. Para simsarları 13.yüzyılda, İtalya sahillerinde “Site Devlet”cazibesi oluştururken, gözünü kendi Kızılelma’sından ayırmayan Kayı’nın dolaştığı topraklar, benim kadar sizleride heyecanlandırabilir. Çoğu ümmi olan bir aşiretin,  renklleri vasıtasıyla beyinlerine çivilediklei ‘değer sistemleri’nin sembolü ‘Türkmen poçası’nı boynumuza dolamak hepimizi belki yeniden tarihimizle rezona edebilir.... Ayrıca ablasınına  göz diken  şovalyeyi, “Benim Demircan eniştem var; o Ertuğrul’un at bakıcısı olur!” diye korkutumaya çalışan Rum çoçuğunu da konuşarak, Kemal Tahir’i de yad etmiş oluruz...

Belki orada, şu ayaklanmaya katılanları anlamaya çalıştığınız kadar,  “Artık Talleyrand’lar Kazanmamalı” diyenleri de biraz  anlamaya başlarsınız....
Ne dersiniz?..

Hidayet Kayaalp       
01 Temmuz 2013

(1) Talleyrand’ın kariyeri ve ünü Fransız İhtilâli’yle birlikte doğar ve büyür... Kenendisi 1854 doğumludur. 1789’da piskopos olmuş ve aynı yıl içinde de Fransa Meclisi’ne milletvekili olarak girmiştir. Karışıklıklar dan dolayı bir ara ülkesinden kaçsa da sonra yeniden dönerek uzun yıllar Fransa ve Avrupa siyasetnin ünlü aktörleri arasında yer almıştır.


SAYFA BASI


Yazarın diğer yazıları:

YİNE Mİ ‘TALLEYRAND’KAZANDI?
KAİDEYİ İSTİSNALAR BOZAR
VİCDAN  KOMASI
TEBESSÜM
“AYIK OLMAK LAZIM”
GİZLİ HAFIZA
AŞAMALI  PUTPERESTLİK
EŞEK PAZARINDA BORSA KRİZİ
AN(N)A  AŞKI
ZİHİN KAŞINTISI
TANRILAR KUDUZ MU OLUYOR ?
ÇAKMA LİDERLİK
‘SÖZLERİNİZE DİKKAT EDİN’
EVET... EVET... EVET ARKADAŞLAR..!
“ÜSTÜNÜZÜ GİYİNİN ÜŞÜRSÜNÜZ”
ATIB KURULTAYI
LAMI CİMİ YOK
OYNAMADAN GÜLEBİLMEK
HÜSEYİNSİZLEŞEN TOPLUM RAYDAN ÇIKAR
YİĞİTLER YÜKSEKTE ÖLÜR...
YEN İÇİNDEN KOKU GELİYOR
BEN ASYA’LI BİR KÖYLÜYÜM
ADEM’İN ŞERLİ ÇOCUKLARI
Aşk yolunda bir soylu rehber: Yunus Emre 
SÖZE AYAR VERMEK
KÜRESEL  BÜYÜCÜLÜK
HÜSEYİN  ÜZMEZ’E AÇIK MEKTUP
İNİLTİ
BÖLÜNMÜŞ SEVDA
Sehpaya uygun boyacı mı aranıyor
Mumla eriyen umutlar
Düşünmek farzmıdır?
Demokrasinin çişimi geliyor
Söğüt’ün sevenleri
Kış Raporu
Kasıntı Kütürü
Asrın Belasına Çözüm...
Eşeklerin Gizemli Dünyası
İletişim Kavşağının İşaret Levhaları:İlgi Kalıpları
Ertuğrul Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Kendimizle İletişim
Övgülerle sövgüler arasında
Değişimin Zihinsel Aşamaları
İletişim kanalları ve farklı davranışlar
NLP ve Biz
Kabaklı köyün ahalisi ve NLP
"Değişim mi, Gelişim mi?"


 

   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

Avrupa’da Ramazanlaşmak
Avrupa’da Ramazan’ı yaşamak, oruçlu olmak Türkiye’dekine benzemez: Orada oruçlu olmayan “öteki”, burada ise oruçlu olan...
 Devam

Hidayet Kayaalp

EVET... EVET... EVET ARKADAŞLAR..!
Milletimizin hafızası baskılarla, darbelerle, itip kakmalarla sekteye  uğratılmış olabilir ve bir “unutkanlık dönemi”  içinde bulunabiliriz! Devam

Yakup Yurt

Belçika’da Siyasi Akrobasi...
Mevcut Anayasaya göre üç Bölgeli Belçika Federal Devletinde kuzey ile güneyin siyaseten ayrıştıkları ve hiçbir konuda anlaşamadıkları gün gibi aşikar. Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

Kurucu İktidarın Anayasası
Bu üç Anayasayı göz önünde bulundurursak, bunlardan hangisi kurucu iktidarın hazırladığı Anayasadır?  Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

YAZIKLAR İSRAİL’E
Korsan devlet ayıbı
Böyle vurdu sahile..

Devam

Prof. Dr. Ramazan Demir

“Açılım” Hukuku ve Sonuçları...
“Demokratik açılım” diye milleti uyutmaya çalıştıkları komediye artık Türk milleti “mizah konusu” yaptı.
Devam

Yakup Tufan

SALDIRGAN İSRAİL VE “MAVİ MARMARA” BASKINI
Artık yalnız kınamak yetmez! Artık ciddi adım atılması lazımdır! İsrail’in bu saldırgan,  pervazsız ve çılgın tutumuna bir son vermek lazımdır! Devam

Ayten Kılıçarslan

Hilal Sezgin’in Mihriban’ı
Almanca’yı bir edebiyat dili olarak en iyi kullanan kalem üstadlarından Hilal Sezgin; hem Almanca hem de Türkçe’ye doğmuş bir yazar. Devam

Leman Kuzu

AMAÇ DOĞRUYU BULMAK!
Hangi parti başa gelirse gelsin, halkın sorunlarını çözecek sistemler üretelim! 
Devam

Mehmet Ali Aladağ

Bizim Sofistike ve
Komplike Aydın
Eğer bu söylediklerini sen anladıysan, ben de senin gibi olayım... Kafası karışık, zihni bulanık, şaşkın herif! Devam

Nurdoğan Aktaş

‘’Beyaz Hüzün’’e ‘’Merhaba Olsun’’
Batı Avrupa ülkelerinde yaşayanlar Türkülerin gücünü en iyi bilen ve bilmesi gereken insanların başında gelirler.  Devam

Orhan Aras

BAĞIMSIZLIK RUHU
Proğram bittiğinde hepimiz Azerbaycan doluyduk. Dili dilimizde, sevinci yüreklerimizde, hasreti dudaklarımızda ve geleceğinin aydınlığı da gözlerimizdeydi. Devam

Ali Kılıçarslan

“Müslümanı Avrupalılaştırmak”
Avrupa’nın mı islamlaştığını, bir başka deyişle müslümanlaşacağını öğrenmek isteyenler, özellikle Almanya Türkleri’nin geleceği hakkında fikir yürütenler, bu kitabı mutlaka okumalılar. Devam

Şefik Kantar

Batı cephesi bildiğiniz gibi
İçedönük Alman politikalarının temelinde; Almanlığı ve Alman İslamı’nı dayatma, ne şekilde olursa olsun kabul ettirme düşüncesi yatıyor.
Devam

Nuran Yelkenci

8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Müslüman Türk Kadınının Yeri...
Ev ekonomisini en iyi şekilde yönetebilen akıllı, eğitimli bir kadın neden ülkeyi
 yönetemesin?
Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Çocuklar bizim!
Gerekirse suç işlenen bölgelere psikologlar, spor öğretmenleri, antrönerler,  spor salonları, kütüphaneler,  götürülmelidir... Devam

Umut Bulut

Kalıbınıza tüküreyim

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat