A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  YAZARLAR  
·  SÖYLEŞİ  
·  EKONOMİ  
·  POLİTİKA  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  KADIN & YAŞAM  
·  SAĞLIK  
·  MUTFAK  
·  ÇOCUKLAR  


  DÜŞÜNCELER

            Hidayet Kayaalp

 

h.kayaalp@web.de







TEBESSÜM

Ahmet Altan,
“Sahur ve İşkence” başlıklı yazısında Bektaşi’nin, “Yahu şu sahuru öğlene alsalar Ramazan’dan iyisi yok” sözünü hatırlattıktan sonra, “Artık Bektaşi şakaları eskisi kadar anlatılmıyor”diyor. Sonrada:
“Osmanlı’da o kendine de, inancına da güvenen güzelim dindarların Bektaşi şakalarına güldüğü zamanlar çok gerilerde kaldı, bu gün kendine de, inancına da güvenen mümine rastlamak pek kolay değil, inancında çok fazla ‘ek yeri’ olanlar ‘şakalar’ oralardan ruhuna sızacak diye korkuyor sanırım.” diye ekliyor.

Evet... “İnancında  çok fazla ‘ek yeri’ olanlar her şeyden korkar ve her sözden alınırlar; zira onların Allah tasavvuru Luther’in tanrı tasavvurundan öteye geçememiştir...Onlar, ‘şakalar’ın ruhlarına ateş düşüreceğine inanırlar.

Ahmet Altan’ın hep böyle tip müslümanlarla karşılaşması gerçekten kendisi için bir talihsizliktir! Zaman bulur Erzurum fıkralarına yoğunlaşırsa bu girdaptan çıkabilir; aksi halde işi zor, bizden söylemesi!

Bir tebessümün kilolarca pirzolaya denk düştüğünü söylemiş, ünlü mizahcı Mark Twain...İranlılar da başka bir şey söylemiş: “Türkler Ramazan ayını beslenme ayı ilan ettiler!..”

İmtihan sorusundan kötü bir şey değil mi? Kızalım mı, gülelim mi? Karar sizin. Eğer benim inancımda “ek yerleri” yok iddaasında iseniz gülmeniz gerekir; ve tabi arkasından da sözün doğruluğu üzerinde düşünmek şartıyla...Yok çoğunluğa uyacaksanız , “Ulan Allah’ın mollaları, biz müslümanlığı sizden mi öğreneceğiz?” der ve surat asmaya devam edersiniz...

Bana sorarsanız İranlılar doğru söylüyor...Ramazan ayı gelince pirzola, kebap tüketiminde ciddi artışlar kaydediliyor ülkemizde...Hele şu ‘davet kültürü’ne olan ilgimiz öylesine debreşiyor ki, ‘tabakta yemek bırakmayınız’ sözüyle birlikte hatırlanınca tatına doyulmuyor...

Türkiye’de öylede, Avrupa’da yaşayan biz Türkler arasınada durum farklı mı? Ne gezer... Daha da katmerli.Bir kere herkes hısım- akrabayı, dostu- dünürü iftara davet etmek zorunda hissediyor kendini... Tabi onlara da,  “Bize de buyurun” demek düşüyor. Hâl böyle olunca  otuz gün bu işe kâfi gelmiyor ve işin sonunda, “gidemedklerimiz” ve “çağıramadıklarımız” dan oluşan bir küskünler cephesi ortaya çıkıyor. Allahtan bayram imdadımıza yetişerek durumu hafifletiyor.

İşin daha da vahimi  bayram sonrası ortaya çıkıyor... Ruhen, zihnen ve bedenen daha da iyi olmamızı gerektirecek bir zaman tünelinden yeni çıkmamıza rağmen durum berbat...Cholesterin tavan yapmış, şeker almış başını gidiyor, tansiyon yerinde değil...Bunların ve öncesi yaşananların getirdiği  can sıkıntısı ve moral bozukluğu da duruma eklenince bu işte bir tuhaflık olduğunu sezmeye başlıyoruz ama, yine de kalıpları kıracak gücü kendimizde bulamıyoruz.

Peki neden?
Tebessüm etmesini bilmiyoruz. “Bilmiyoruz” sözüne takılıp, sakın bunun bir eğitim sorunu olduğunu sanmayın; bu bir özgüven sorunudur! İnsanın hayatta  gözlemleyip, kontrol edebileceği yegane varlık kendisidir. Ortaya koyduğumuz eylemler işin ruhuna denk düşmüyorsa bizde can sıkıntısı olarak ortaya çıkacaktır! İşte, canınızın sıkıldığını hissediğiniz ilk an çok önemlidir ve bir dönüşüm ihtiyacının muazzam habercisidir. Hani, semtomların fiziksel rahatsızlıkların habercisi olduğu gibi, can sıkıntısı da kişsel gelişimimiz önündeki engelleri haber verir...O sıra yapılacak şey, bilinçli olarak tebessüm etmektir...Eğer bu durumu bir-kaç dakika sürdürebilirsek nerede yanlışlar yaptığımızı farkedecek ve  kendimizle yüzleşmenin kapıları da bize açılacaktır...

Ben sizlere bu yıl daha  ramazanın başında pirzola yemek yerine, tebessüm etmeye çalışmanızı öneriyorum; göreceksiniz Mark Twain haklı çıkarken, sizler de bu işten kârlı çıkacaksınız.Gördünüz; yukarıda yaptığımız kısacık durum analizinden sonra İranlıların,”Türkler Ramazan ayını beslenme ayı ilan ediyorlar” sözüne artık kızmıyor, sadece tebessüm ediyorsunuz...Yanılmıyorum değil mi?

Ayrıca biz Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkler, Ramazanda  iklim bakımından daha iyi bir durumdayız; Türkiye’de yaşayanlar 35-40 derecelere varan sıcaklar da oruç tutarken Avupa’nın havasının da ilişkileri gibi istikarsız olması bizlere avantaja dönüşerek yansıyor...

Hani, Bektaşi yine böyle sıcak bir Ramazan gününde yolculuk yaparken , ağaçların altında yemeğini yedikten sonra matarasındaki buz gibi suyu kafasına diken  hiristiyan papazının yanına sokularak, “Arkadaş, sen sen olda dininin kıymetini bil”demiş. Türkiye’de ve Arap ülkelerinde oruç tutan müslümanları görünce inanın, “Şu Almanya’nın kıymetini bilelim” diyesim geliyor içimden...Hatta dahası da var: “Ben düzenli olarak her yaz mutlaka ülkeme giderim” diyen arkadaşlardan bazılarının bu yaz pek seslerini duyamayınca, birazcık da gülesim geliyor...

Söz Bektaşi’den açılmışken  size bir fıkra daha anlatarak belki de tebessüm programınıza katkıda bulunmuş olurum:
 Köyün genç ve idealist Hocası, artık yaşlanmaya yüz tutmuş Bektaşi’ye  bakıp bakıp üzülürmüş. Bir gün bu üzüntüsünü Bektaşi’ye  açmış: “Erenler” demiş; bak yaşın hayli kemâle ermiş, ama sende abdest-namaz yok! Ben senin için çok üzülüyorum, gel namaza başla!..”
Bektaşi, dinlemiş ve “Tamam, inşallah” demiş, “Sen rahat ol Hocaefendi...”
Fakat Hoca, “Erenler, camiye ne zaman teşrşif  edeceksiniz?” veya “Efendim, ben size bilmediklerinizi öğretirim, lütfen çekimneyin” gibi hatırlatmalarla işi sürdürmüş...
Yine beyle bir hatırlatma esnasında  Bektaşi Hoca’ya bir teklifte bulunmuş:

“Hocaefendi” demiş, “ Ben son kes bir kafayı çekmek istiyorum ve bu  işide beraber yapmamızı istiyorum. Eğer kabul edersen  sana söz veriyorum, alemden sonra namaza başlayacağım.
Almış Hocayı bir düşünce...Büyüğe koyuyor almıyor, küçüğe koyuyor sığmıyor; ama bir karar da vermek zorunda...Ve en sonunda vermiş kararını: “Ben bir defaya mahsus bir günah işleyeceğim ama, bir insanın da belki ebedi kurtuluşına vesile olacağım; Allah Gafur ve Rahim’dir “demiş. Kısacası, İslamın genel kaidelerini devre dışı bırakan hoca “ferdi içtihat”a sığınarak  Bektaşi ile içki sofrasına oturmuş.
Devir Şer’i Hükümlerin icra edildiği bir devir ve Bektaşi ile Hoca içki sofrasında...Tam muhabbetin tutuştuğu bir zamanda kapının açılmasıyla zaptiyelerin içeri dalması bir omuş!“ Gafiiller! Siz bunun yasak olduğunu bilmez misiniz?” diye haykırmış, bir zaptiye...
.Olay esnasında gayet rahat ve kendinden emin görünen Bektaşi:
“Durun, bir dakika! Ben Hiristiyanım; siz Şer’i hükümleri bana uygulayamazsınız!” deyivermiş! Zaptiyelerin hem eli ayağı hem de kafaları karışmış. Bu defa  Hoca’ya dömüşler: “Bire gafil! Sen utanmaz mısın bu ünvanınla alem yapmaya?” diyerek yere yıkıp, falakaya bağlamaya başlamaşlar Hocayı... Artık dayak seansı başlamak üzeredir. Bektaşi: “Efendim, bir şey söylemek istiyorum demiş.
“Buyur, söyle!”demişler, kendisine.
“Efendim” demiş, Bektaşi: “Ben Müslüman olmak istiyorum.”
 Kafaları iyice karma karış olan zaptiyeler
“Neden?” diye sormuşlar..
“Efendim” demiş Bektaşi, “BuYüce Din’in adaletini gördükten sonra müslüman olmaya karar verdim; ancak sizden ufak bir ricam var, eğer Hocaefendi’yi serbest bırakırsanız bahtiyarlığım bir kez daha artacak ve ben de huzurlarınızda Kelime-i Şahadet getireceğim..
Sonuçta zaptiyeler, bir gayri müslümi müslüman yapmanın hatırına Hoca’yı da serbest bırakmışlar.

Bütün olup bitenleri şaşkınlık içinde izleyen hoca, yolda giderlerken “Allahaşkına! Bütün bu olup bitenler nedir?” diye  sorunca,
“Ne var, bunda?”demiş, Bektaşi:
“Hiristiyan” oldum, kendi canımı kurtardım; müslüman oldum senin canını kurtardım.”demiş...

Yazıya Ahmet Altan’dan bahsederek başlamıştık: “Osmanlı’da o kendine de,  inancına da güvenen güzelim dindarların Bektaşi şakalarına güldüğü zamanlar çok gerilerde kaldı...”demişti.

Ben öyle olmadığını düşünüyorum...

Yukarıda anlatılan Bektaşi fıkrasından da Ahmet Altan’a bir kablo bağlamak  mümkün mü?

Bilemem.

Ahmet Altan’ın Hükümet’ten yana gözükerek cuntacıların püskürtülmesinde büyük payı olduğunu biliyoruz. Oradaki demokrat kimliğinden  kuşkumaz yok! Ancak hükmete karşı tavır alırken kimlerin yanında  durduğunu henüz kestiremediğimizden hikaye bir türlü tamamlanamıyor...

Hidayet Kayaalp

24.07.2012


SAYFA BASI


Yazarın diğer yazıları:

TEBESSÜM
“AYIK OLMAK LAZIM”
GİZLİ HAFIZA
AŞAMALI  PUTPERESTLİK
EŞEK PAZARINDA BORSA KRİZİ
AN(N)A  AŞKI
ZİHİN KAŞINTISI
TANRILAR KUDUZ MU OLUYOR ?
ÇAKMA LİDERLİK
‘SÖZLERİNİZE DİKKAT EDİN’
EVET... EVET... EVET ARKADAŞLAR..!
“ÜSTÜNÜZÜ GİYİNİN ÜŞÜRSÜNÜZ”
ATIB KURULTAYI
LAMI CİMİ YOK
OYNAMADAN GÜLEBİLMEK
HÜSEYİNSİZLEŞEN TOPLUM RAYDAN ÇIKAR
YİĞİTLER YÜKSEKTE ÖLÜR...
YEN İÇİNDEN KOKU GELİYOR
BEN ASYA’LI BİR KÖYLÜYÜM
ADEM’İN ŞERLİ ÇOCUKLARI
Aşk yolunda bir soylu rehber: Yunus Emre 
SÖZE AYAR VERMEK
KÜRESEL  BÜYÜCÜLÜK
HÜSEYİN  ÜZMEZ’E AÇIK MEKTUP
İNİLTİ
BÖLÜNMÜŞ SEVDA
Sehpaya uygun boyacı mı aranıyor
Mumla eriyen umutlar
Düşünmek farzmıdır?
Demokrasinin çişimi geliyor
Söğüt’ün sevenleri
Kış Raporu
Kasıntı Kütürü
Asrın Belasına Çözüm...
Eşeklerin Gizemli Dünyası
İletişim Kavşağının İşaret Levhaları:İlgi Kalıpları
Ertuğrul Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Kendimizle İletişim
Övgülerle sövgüler arasında
Değişimin Zihinsel Aşamaları
İletişim kanalları ve farklı davranışlar
NLP ve Biz
Kabaklı köyün ahalisi ve NLP
"Değişim mi, Gelişim mi?"


 

   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

Avrupa’da Ramazanlaşmak
Avrupa’da Ramazan’ı yaşamak, oruçlu olmak Türkiye’dekine benzemez: Orada oruçlu olmayan “öteki”, burada ise oruçlu olan...
 Devam

Hidayet Kayaalp

EVET... EVET... EVET ARKADAŞLAR..!
Milletimizin hafızası baskılarla, darbelerle, itip kakmalarla sekteye  uğratılmış olabilir ve bir “unutkanlık dönemi”  içinde bulunabiliriz! Devam

Yakup Yurt

Belçika’da Siyasi Akrobasi...
Mevcut Anayasaya göre üç Bölgeli Belçika Federal Devletinde kuzey ile güneyin siyaseten ayrıştıkları ve hiçbir konuda anlaşamadıkları gün gibi aşikar. Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

Kurucu İktidarın Anayasası
Bu üç Anayasayı göz önünde bulundurursak, bunlardan hangisi kurucu iktidarın hazırladığı Anayasadır?  Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

YAZIKLAR İSRAİL’E
Korsan devlet ayıbı
Böyle vurdu sahile..

Devam

Prof. Dr. Ramazan Demir

“Açılım” Hukuku ve Sonuçları...
“Demokratik açılım” diye milleti uyutmaya çalıştıkları komediye artık Türk milleti “mizah konusu” yaptı.
Devam

Yakup Tufan

SALDIRGAN İSRAİL VE “MAVİ MARMARA” BASKINI
Artık yalnız kınamak yetmez! Artık ciddi adım atılması lazımdır! İsrail’in bu saldırgan,  pervazsız ve çılgın tutumuna bir son vermek lazımdır! Devam

Ayten Kılıçarslan

Hilal Sezgin’in Mihriban’ı
Almanca’yı bir edebiyat dili olarak en iyi kullanan kalem üstadlarından Hilal Sezgin; hem Almanca hem de Türkçe’ye doğmuş bir yazar. Devam

Leman Kuzu

AMAÇ DOĞRUYU BULMAK!
Hangi parti başa gelirse gelsin, halkın sorunlarını çözecek sistemler üretelim! 
Devam

Mehmet Ali Aladağ

Bizim Sofistike ve
Komplike Aydın
Eğer bu söylediklerini sen anladıysan, ben de senin gibi olayım... Kafası karışık, zihni bulanık, şaşkın herif! Devam

Nurdoğan Aktaş

‘’Beyaz Hüzün’’e ‘’Merhaba Olsun’’
Batı Avrupa ülkelerinde yaşayanlar Türkülerin gücünü en iyi bilen ve bilmesi gereken insanların başında gelirler.  Devam

Orhan Aras

BAĞIMSIZLIK RUHU
Proğram bittiğinde hepimiz Azerbaycan doluyduk. Dili dilimizde, sevinci yüreklerimizde, hasreti dudaklarımızda ve geleceğinin aydınlığı da gözlerimizdeydi. Devam

Ali Kılıçarslan

“Müslümanı Avrupalılaştırmak”
Avrupa’nın mı islamlaştığını, bir başka deyişle müslümanlaşacağını öğrenmek isteyenler, özellikle Almanya Türkleri’nin geleceği hakkında fikir yürütenler, bu kitabı mutlaka okumalılar. Devam

Şefik Kantar

Batı cephesi bildiğiniz gibi
İçedönük Alman politikalarının temelinde; Almanlığı ve Alman İslamı’nı dayatma, ne şekilde olursa olsun kabul ettirme düşüncesi yatıyor.
Devam

Nuran Yelkenci

8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Müslüman Türk Kadınının Yeri...
Ev ekonomisini en iyi şekilde yönetebilen akıllı, eğitimli bir kadın neden ülkeyi
 yönetemesin?
Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Çocuklar bizim!
Gerekirse suç işlenen bölgelere psikologlar, spor öğretmenleri, antrönerler,  spor salonları, kütüphaneler,  götürülmelidir... Devam

Umut Bulut

Kalıbınıza tüküreyim

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat