·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  DUYGULAR

     Ayten Kılıçarslan

 


a.kilicarslan@t-online.de


Türkler şiddet kurbanı

    Almanya’da, son zamanların en önemli tartışma konularından birisi de “yabancılar”, özellikle de Türkler arasında “aile içi şiddet”in boyutu. Aile içi şiddetin Türkler’de diğerlerinden fazla olup olmadığını araştırmaya dahi gerek duymadan, Türklerin şiddete daha meyilli olduğuna çoktan karar verilmiş durumda. Resmi kurumların desteğiyle yayınlanan yazılı ve görüntülü yayın organlarında dahi durum bundan farklı değil. Söz konusu Türkler ve istenmeyen yabancılar olunca, eşit mesafede durarak olayları değerlendirme ve kışkırtmaksızın kamuoyuyla paylaşma prensibi, geçerliliğini kaybediyor.

    Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin mali desteğiyle üç aylık olarak yayınlanan “aiD-Integration in Deutschland”ın 2-2005 baskısında işlenen ana konu da aile içi şiddet. Başlık “Häusliche Gewalt – Ein typisches Migrantenproblem? (Aile içi şiddet – Tipik bir göçmen sorunu mudur?)“. Her ne kadar başlıkta bu bir soru şeklinde ortaya atılmış ve araştırılmış gibi görünse de, yazılanlardan kararın çoktan verilmiş olduğu ve aslında soru işaretinin olaya mesafeli yaklaşılıyormuş intibaı vermekten öte işe yaramadığı açıkça anlaşılıyor. Bu tür araştırmalarda soru işareti sadece bir taktik işlevi görüyor. Üstelik başlığa bakıldığında konu göçmenlermiş gibi gelse de, aslında yazıda “aile içi şiddet tipik bir Türk problemidir” yargısı işleniyor.

    Dergide verilen rakamlar, 1999 yılında Federal Hükümetin “kadınlara yönelik şiddete karşı mücadele hareket planı” çerçevesinde Federal Aile, Yaşlılar, Kadın ve Gençlik Bakanlığı tarafından yaptırılarak sonuçları 2004 yılında açıklanan bir araştırmaya dayanıyor. Bu araştırmaya 143 Türk kadınının katıldığı belirtilen yorumda, sormacaya (ankete) katılan kadınlara nasıl ulaşıldığı ve hangi sorular sorulduğu açıklanmamış. Dergiye göre sormacaya katılan Türk kadınlarının yüzde 49’u 16 yaşından itibaren fiziki ve/veya cinsel şiddete uğramışlar. Ana araştırmada (bu ne demekse?) bu oran yüzde 40 imiş. Türk kadınları yüzde 46 ile diğer kadınlara oranla (yüzde 37) daha fazla fiziki şiddete maruz kalıyorlarmış. Doğu Avrupalı kadınların ise yüzde 17 ile daha ziyade cinsel şiddete maruz kaldıkları ve bu oranın genelde yüzde 13 olduğu tesbit edilmiş. Türk kadınları yoğun olarak eşleri ve aileleri tarafından şiddete uğrarken, cinsel şiddet de aynı çevreden geliyormuş. Doğu Avrupalı kadınlar, cinsel şiddeti daha yoğun olarak tanımadıkları şahıslardan görüyor ve iş yerinde cinsel şiddete uğruyorlarmış. Bu sonuçların kadınların hangi ifadelerine dayandırıldığı ve Türk kadınlarında aile içinde yaşanan fiziki şiddet ile aile içinde yaşanan cinsel şiddetin hangi oranda gerçekleştiği ise verilen bilgilerden anlaşılamıyor.

    Yine Türk kadınlarında zorla evlendirilme olayları incelenirken sormacaya katılan 143 kadından yüzde 25’inin evlenmeden eşlerini tanımadıklarının ortaya çıktığı belirtiliyor. Fakat burada evlenmeden önce eşlerin birbirini tanıyıp tanımadıklarını hangi sorularla tesbit ettikleri belli olmadığından, “tanıma” kavramından “flört”ün mü, yoksa ismen ve şahsen evlenilecek eşi evlilikten önce tanımamanın mı kastedildiği de anlaşılamıyor. Fakat okuyucunun kafasında, hiç birbirlerini görmeden gözü kapalı evlendirildikleri fikri oluşuyor.

    Evliliklerin yarısında eşin akrabalar tarafından seçildiği belirtilirken, sanki kadınların fikri dahi sorulmadan akrabalar istediği için evlilikler yapılıyormuş gibi bir sonuç ortaya çıkarılıyor. Ancak iki cümle sonra daha detaylı bir bilgi edinme imkanı yakalıyoruz: Eşi akrabaları tarafından seçilen kadınların yaklaşık dörtte birinin fikri alınmıyormuş. Fakat bu ifade öyle bir yere sıkıştırılmış ki, sanki 143 kadının dörtte birinin evlenirken fikri alınmamış zannediliyor. Halbuki burada söylenmek istenen, 143 kadının yarısının akrabanın seçtiği eşle evlendiği ve bunların dörtte birine yakınının da fikrinin alınmadığı. Bu da sormacaya katılanların en çok sekizde biri demek oluyor. Tam olarak sayı verilmediği için, bize bu rakamın en fazla 18 olabileceğini tahmin etmek kalıyor. Yine araştırmada, kadınların yüzde 23’ünün, “eşimi kendim seçsem daha iyi olurdu” sonucuna vardığı belirginleşiyor. Fakat bu yorumdan da bunun bir prensibi mi, yoksa eşten memnun olunmadığını mı ifade ettiği anlaşılamıyor. Tek belirgin sonuç, sormacaya katılanların yüzde 23’ünün eşlerini kendilerinin seçmediği, yani görücü usulüyle evlendirildikleri.

    Genel ifade tarzından, görücü usulünün de zorla evlendirme kapsamında algılandığı anlaşılıyor. Ortaya çıkan bir başka sonuç da evlendirilenlerin yüzde 17’sinin evliliğe zorlandıkları hissine sahip oldukları. Bu ifadeden de genel içinde mi bu rakamın yüzde 17 olduğu, yoksa eşleri akrabaları tarafından seçilenler arasından mı olduğu anlaşılamıyor. Son olarak da dergide, zorla evlendirilen kadınların diğerlerinden daha fazla şiddet mağduru olduklarının tesbit edilemediği cümlesi yer alıyor. Netice itibarıyla bu araştırma da, zorla evlilik adına kamuoyunda yer alan tartışmalara kaynaklık edebilecek bir nitelik taşımıyor.

    Federal düzeyde yapılan bir araştırmanın çok daha fazla denek üzerinde yapılması, geçerlilik elde edebilmesi için önemli bir kriter. Tabii ki araştırmalarda geçerlilik sadece deneklerin sayısıyla ölçülemez. Araştırmanın şeffaf olması, sonuçlarının anlaşılabilir olması ve soruların da sormacaya katılanları yönlendirmekten kaçınarak özenle seçilmesi, önemli diğer kriterlerdendir. Hele hele resmi bir kurum tarafından desteklenen bir yayının, iddilarını ortaya koyarken, kaynaklarını tarafsız ve geçerli araştırmalar arasından seçmesi ve kamuoyunu yanlış yönlendirmemesi beklenir.

    Elbette söz konusu şiddet ve zorla evlendirmeler olunca sayılar değil, tek tek olaylar ve o olayın mağdurlarının çekmekte olduğu sıkıntılar önemlidir. Ancak, söz konusu özellikle siyasi çevrelerin de katılımıyla kamuoyu önünde yapılan ve külliyen bir toplumu hedef alan tartışmalar olunca, bu tartışmalara kaynak olarak gösterilen rakamlar da ciddiyet kazanmaktadır. Nitekim Almanya’da sürdürülen tartışmalar, mağdurlara yardım etmek ve mağduriyeti ortadan kaldırmak maksadı taşımaktan çok uzaktır. Tartışmaların hedefi bir toplumu karalamak ve çamur atarak o toplumu kamuoyunda hedef yapmak şekline dönüşmektedir. Bazıları bu hedefe alet olurken, bazıları da savunma psikolojisi ile olayın boyutlarını hafife alır hale gelmiştir. Bu durum, boyutları tam olarak bilinmemesine rağmen, bu derece önemli bir konunun sağlıklı olarak tartışılmasını ve çözümler üretilmesini önlemektedir. Tartışmaların sağlıklı yapılabilmesi için siyasi boyuttan çıkarılarak ilmi bir boyut kazandırılması gerekmektedir. Aksi halde Türkler, medya ve siyaset ortak yapımı bir şiddetin kurbanı olmaya devam ederler. Bu da beraber yaşamaya ve şiddeti ortadan kaldırmaya değil, Türk düşmanlığına ve kadınlar başta olmak üzere bir halkın mağduriyetine yarar. Acaba asıl istenen bu mudur?

E-Posta:
a.kilicarslan@web.de

Yazarın diğer yazıları:

Türkler şiddet kurbanı
Almanya yaşlanıyor
A’dan Z’ye plan olsanız ne yazar?
Seçimler ve Azınlık Türk Kadın Hareketi İlişkisi
Göçelim, ancak göçen olmayalım!
Erkekler farklı mı ölür?
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Aman, çifte kavrulmayalım!
Avrupa aydınlanmış da...
Hollanda’da pişti, üzerimize düştü
Kadınlar siyasetin neresinde?
Azınlık Türk kadın hareketi var mı?



SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Ayten Kılıçarslan
Türkler şiddet kurbanı
Yakup Yurt
Çağdaş Uygarlık Yolları Mayın Döşeli
Hidayet Kayaalp
İletişim Kavşağının İşaret Levhaları: İlgi Kalıpları
M. Ali Aladağ
Moderniteye Direnen Değerlerimiz
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Kimlik Meseleleri
Yılmaz Kuzucu
Aküyü doldurmak
Ali Kılıçarslan
İlk kadın başbakan
Mahmut Aşkar
Kimliğimin Altı-Üstü
Mustafa Can
Ben Uyumdan Yanayım, Ya siz..........
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Sebahattin Çelebi
İstanbul ölüyor, bu gece ellerimde…
Orhan Aras
İnsanlık öldü mü?
Hasan Kayıhan
3 Ekim Beyannamesi
Şefik Kantar
Türklerin ve AB’nin geleceği
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Üzeyir Lokman Çaycı
Siyah Çelişkiler
Nuran Yelkenci
İnsanın En Büyük Düşmanı Şeytan
Ismail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Halil Gülel
Sanatcının Elindeki Taş
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Latif Çelik
Yanlış ata oynamanın bedeli
İsmail Altıntaş
Akıl, Vahiy ve İslam Toplumları...
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç