·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  DUYGULAR

     Ayten Kılıçarslan

 


a.kilicarslan@t-online.de


Göçelim, ancak göçen olmayalım!

Türkçe tek heceli fiil kökleri bakımından oldukça zengin bir dil. Tek heceli fiiller, emir kipinin daha kolay kullanılmasını sağlıyor ve tek heceli fiillerin çokluğu, Türklerin hiyerarşik geleneği hakkında da bir fikir veriyor. Mesela yüz, gül, dön, bul, ye, iç, kal, kaç, dur, vur, al gibi fiiller, emir komuta zinciri altında sık kullanıldığı gibi, az konuşan ve yazan, fakat çok iş yapan atalarımız hakkında da ipuçları veriyor.

Diğer dillerle karşılaştırıldığında, Türkçe’de tek heceli fiil köklerinin genellikle birden fazla anlam taşıdığını görüyoruz. Göçmek fiili de bunlardan bir tanesi. Aynı şekilde göçmek fiil köküne getirilen –en fiilden sıfat yapım eki ile türetilen göçen sıfatı, aynı şekilde birden fazla anlam taşıyor. Göçmek fiili bir yerden başka bir yere göç etmek, yani yer değiştirmek manasına geliyor. Ayrıca ölmek, yani sadece fiziki değil, metafizik anlamda da yer değiştirmek anlamını da içine alıyor. Yani göçen sıfatı, fiziki olarak bir coğrafya parçasından bir başkasına gideni veya yer üstünden yer altına giderek yer değiştiren mevtayı yada metafizik anlamda fani alemden ebedi aleme doğru yer değiştiren yaratılmışı anlatıyor. Türkçe’de olmayan, ancak sonradan Avrupa dillerinden dilimize galat-ı meşhur (1) olarak giren ve fiilden isim yapım eki olarak kullanılan uydurma –men eki ile dilimize yerleşmiş göçmen kavramı ise, göçmek fiili ve göçen sıfatındaki anlam çokluğunu birden kaybederek tek bir mana taşıyor: coğrafi olarak yer değiştiren kişi.

Avrupa ülkelerinde yaşayan, Türkçe konuşan, kimlik olarak kendisini Türk şeklinde tanımlayan ve bulunduğu coğrafyaya yerleşen kişiler olarak bize yakıştırılan göçmen sıfatını zaman içinde hepimiz benimsedik. 60’lı yıllarda Avrupa’ya işgücü göçü çerçevesinde gelip yerleşen göçmenler olarak, getirdiğimiz değerlerin zaman içinde kabul görmediğini müşahade etmemiz bizi birtakım tedbirler almaya itti. Örgütlenmelerin temelinde de içine girdiğimiz toplum tarafından benimsenmeyiş, kendimizi farklı biçimde ifade etme isteği ve olduğumuz gibi kabul edilme ve farkedilme talebi yatıyordu. Hala bu talep geçerliliğini koruyor. Zira gün geçtikçe benimsenmeme ve reddiye ile karşılaşan nesiller olarak, Avrupa ülkelerinde doğup büyümemize rağmen, fırsat eşitliğinden ve eşit haklara ve eşit değere sahip insan konumuna gelememekten yakınıyoruz. Pekçok gencimiz, fazla tanımadıkları, anne ve babalarının hatta dede ve ninelerinin köklerinin dayandığı Türkiye’ye farklı bir bağlılık geliştirerek kimliklerini oluşturma sürecinde güç alabilecekleri dayanaklar arıyorlar. En önemlisi, hayali bir kültür ve değerler sistemine sahip bir Türkiye imajı geliştirerek o hayali kafalarında yaşatıyor, o hayalin özlemi içinde kendilerine bir dünya oluşturarak var olmaya çabalıyorlar. Kısacası göçmen olmaya çoktan razı da olsak, diğer iki anlama uyar biçimde göçmemeye, kültür ve kimlik perspektifinde yok olmamaya, alem değiştirmemeye çabalıyoruz.

Göçmen olmak, sadece coğrafi olarak yer değiştiren, kültürel manada varlıklarını getirdikleri ve bulduklarıyla zenginleştiren ve bu zenginliği koruyan canlı varlıklar olmayı engellemiyor. Ancak göçmek ve göçen kavramlarını taşıdıkları anlamları ve göçmenler olarak bize yükledikleri sorumluluğu ciddiye almakta fayda olduğunu düşünüyorum. 15. y.y.dan bu yana Balkanlar’da Türkçe konuşan ve kimliklerini muhafaza eden insanların varlığının farkına varılmalı ve dersler çıkarılmalıdır. Aradan geçen 550 yıl içinde nesilleri bedenen göçerek toprak olmasına rağmen, varlık olarak göçmemekte, yaşamakta direnen insanları örnek almanın hiç de zararlı olmadığını düşünüyorum.

Zaten Türkler’den hoşlanmayanlar, bunu akıllarından çıkarmıyorlar.

Siz ne diyorsunuz? Aynı dili mi konuşuyor?

1- Türkçe dil yapısına uymadığı halde, dilimize giren ve halk arasında kullanılarak dil ailesinin bir ögesi durumuna gelen kelime ve kavramlar için kullanılır. Bu kavramlar, sorun, sorunsal, kamusal gibi herhangi bir gerekçeyle dile sokulmuş ve zamanla halk tarafından da kullanılmaya başlamış kavramlar olabilir. Burada kavramın dışarıdan dile sokulması veya halk tarafından kendiliğinden türetilmesi fazla önem taşımaz.


E-Posta: a.kilicarslan@t-online.de


Yazarın diğer yazıları:

Göçelim, ancak göçen olmayalım!
Erkekler farklı mı ölür?
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Aman, çifte kavrulmayalım!
Avrupa aydınlanmış da...
Hollanda’da pişti, üzerimize düştü
Kadınlar siyasetin neresinde?
Azınlık Türk kadın hareketi var mı?



SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Ayten Kılıçarslan
Göçelim, ancak göçen olmayalım!
Fikret Ekin
Komplo Teorisi Yok-4
Yılmaz Kuzucu
„Moschee Weg“ ve Yeni Cami
Sebahattin Çelebi
Ben İstanbul’dum
M. Ali Aladağ
Bayrakla Göbek Bir Arada Olunca...
Nuran Yelkenci
İnançla Gelen Ruh Sağlığı ve Huzur
Mahmut Aşkar
Memleket Derdindeyim
Üzeyir Lokman Çaycı
Hamamlar
Ismail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Yakup Yurt
Tutarlılığa Davet
Orhan Aras
Aman da beyler kavgadan geldim yorgunum...
Hidayet Kayaalp
Kendimizle İletişim
Mustafa Can
Benzemek Aynısı Demek mi....
Ali Kılıçarslan
AB’nin hutbe rahatsızlığı
Hasan Kayıhan
Avrupa Türkçesi veya Eurotürkisch
Şensel Aşkın
Küresel ruh krizi
Serdar Çelebi
ETU (Europaische Türkische Union)  ne yapıyor?
Halil Gülel
Sanatcının Elindeki Taş
Betül Parlar
Sigara Bağımlılığı
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Şefik Kantar
Bir Yürüyüşün Anotomisi
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Latif Çelik
Yanlış ata oynamanın bedeli
İsmail Altıntaş
Akıl, Vahiy ve İslam Toplumları...
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç