·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  DUYGULAR

     Ayten Kılıçarslan

 


a.kilicarslan@t-online.de


Almanya ‘artık vatan’ mı?

Almanya, Türk kökenli göçmenler için seksenli yıllara kadar gurbet, doksanlı yıllara doğru sürekli kalınacağı anlaşılmaya başlanılan bir ülke, doksanlı yıllardan itibaren ise vatan olmaya başlamıştır. Özellikle üçüncü nesil için vatan olmaya başlayan Almanya, çoğunluk tarafından en azından ikinci vatan olarak tanımlanıyor.

***
29 Mayıs 1993 tarihini hatırlarsınız. 5 Türk’ün yakılarak öldürüldüğü Solingen faciasından bahsediyorum. Bu olay Türk gençlerinin Türk bayrakları ile sokaklara dökülmelerine ve çoğunluğu Almanya’da doğmuş büyümüş gençlerin, Türk kimliği vurgusunu açıkça kamuoyuna taşımalarına sebep olmuştu. Kulakları küpeli gençlerin Türk bayraklarını alınlarına bant olarak sarmaları o zamana kadar alışık olmadığımız bir görüntüydü. Bu farklı görüntü o dönemde sosyologların ve politikacıların dikkatini çekmişti.

***
Almanya pek çoğumuz için vatan olmaya başlarken geçirdiği sosyal değişimlerin yeterince değerlendirilmediği kanaatindeyim. Eğer politikacılar, bu değişimi, ırkçılık ve yabancı düşmanlığının etki tepki teoremi çerçevesinde yeni bir kimlik arayışına, hatta köklere daha sağlam yapışmaya dönüştüğünü farketmiş olabilselerdi, sanırım seçim propogandalarında daha birleştirici bir söylemi tercih eder, yabancıların bu toplumun bir parçası olduğu algılamasını, Alman halkına normal bir durum olarak sunabilme başarısı gösterirlerdi. Bu gerçekleşemedi...

***
2005 yılı yine de Alman tarihi için resmen göç ülkesi olarak kabul edilme adına bir dönüm noktası sayılabilir. Her ne kadar “Yabancılar” yerine “Göç Yasası” başlığı altında getirilen yasalar çok büyük bir reform sayılmasa da, Almanca uyum kurslarının yaygınlaştırılması önemli ve olumlu bir adım oldu. Göç Yasası’nın akabinde toplanan İslam Konferansı ve Uyum Zirvesi, bu önemli değişime milenyum damgasını vurabilirdi. Çünkü ilk kez toplumun kenarında durduğu varsayılan sivilllerle resmiler bir araya gelerek pek çok konuyu açıkça konuşma fırsatı bulabileceklerdi. Ancak, bu iki önemli adıma rağmen beklenen atılım gerçekleşemedi.

***
İki İslam Konferansı arasında, siviller tarafında birlikte hareket etme ve güçbirliği oluşturma adına büyük bir adım atılırken, devlet ve sivil halk kitlelerinin yakınlaşması ve Müslümanların tebaa iken vatandaşlaşması sürecine katkı sağlama imkanı resmilerce değerlendirilemedi. Halbuki devletin babalığını göstermesi ve yeni vatandaşlarına kucak açması için bu konferans bulunmaz bir fırsat olabilirdi. Devlet, kucaklamak yerine güç gösterisini tercih etti. Halbuki buna ihtiyacı yoktu. Çünkü Müslümanlar için devlet zaten bir erk olarak ve bir itaat mercii olarak kabul ediliyordu. Müslümanlar devletin ne kadar farkında ise, devlet de Müslümanların vatandaş olma istek ve iradesini o kadar ıskaladı. Temsil gücüne takılıp kalan erk sahipleri, binleri temsil eden birden, kendilerinden başkasını temsil etmeyen birin daha büyük olduğu iddasıyla bu fırsatı iyi kullanamadı.

***
Halbuki bu ülkenin bir parçası olan Türk kökenli göçmenler ve diğer Müslümanlar için Almanya artık bir vatandır.
Burada “artık” kavramı üzerinde durmak istiyorum. Komünizmin felsefi dahisi Alman kökenli Karl Marx’ın “artık değer” teorisini hatırlayalım. Marx, “Kapital” adlı kitabında paranın nasıl kapital, yani anamala oradan da “artık değer”e dönüştüğünü anlatır. Marx’a göre her anamal, iki bölümden oluşur: Birincisi makine, hammadde, bina, aletler gibi üretim araçlarına yatırılan sabit sermaye; ikincisi emek gücünün satın alınmasında kullanılan değişken sermaye. Sabit sermaye üretim sürecinde değişmez ve artmaz. İşgücü için ayrılan para ise üretim sürecinde değişir ve artar. Artık değer, değişken anamalın sonucudur. Satın alınan işçinin emek gücüdür. Emek gücü, parayla satın alınırken kullanma değerinden faydalanılır. Bu arada işçi aldığı ücretin daha fazlasını üretir ve ürettiğinin tam karşılığını değil, çok daha azını alır. Böylece aldığı paraya gerektiğinden daha fazla çalışarak karşılık sunar ve bu fazladan çalıştığı sürenin verilmeyen ücreti, üretim sürecinde artık değere dönüşür yani kar olarak işletme sahibine kalır. Kısacası işletme sahibini zenginleştiren, işçiye ödemediği paradır.

***
Almanya Türk göçmenler için de “(artık) vatan”dır. Bunu iki anlamda da kullanabiliriz. Birincisi aradan 46 yıllık bir göç süreci geçtikten sonra alınterimizi ve umutlarımızı paylaştığımız ülkenin nihayet bir parçası haline geldiğimiz; ikincisi yaşadığımız ülkeye nüfus, emek ve fikir katkısı sağlayarak Almanya’nın ekonomik ve sosyal anlamda büyüyüp gelişmesine sağladığımız katkıyla yeni ve daha güçlü bir vatan haline getirişimiz. Kısacası; Almanya “artık” vatandır.
Bu vatanda işletme sahibi devletin birinci vazifesi halkının refahına katkı sağlamak, halkının mutluluğu için çalışmak ve onu dünyadaki diğer halklara karşı korumak ve kollamak olmalıdır. Vatandaş olarak kabul gören halkın devlete bağlılığı, sermayedar tarafından kabul gören işçinin daha büyük aşk ve şevkle işverene bağlanmasına benzer. Bu halka, bu ülkede yaşayan ve geleceğini bu ülkede gören herkes dahildir. Alman devleti, Türk kökenli göçmenler için de vardır. Çünkü devlet halkı için vardır. Devlet halkı arasında ayırımcılık yapmaz. Halkı oluşturan fertler kendilerini diğer fertlerden farklı görmezse, vatandaşlık şuuru ile ülkeye bağlanır ve kendisine değer verildiğinin bilincine vararak o ülkeyi güçlendirir.
Almanya’da yaşayan Türk kökenli göçmenler kendilerini bu ülkenin eşit bir parçası olarak görmekte ve bu şekilde kabul edilmek istemektedirler.
Almanya göçmenler için “artık vatandır”.

Köln, 0
5.08.2007

E-Posta: a.kilicarslan@t-online.de

Yazarın diğer yazıları:

Almanya ‘artık vatan’ mı?
Yeni bir skandal!
Buna hakkınız yok
Almanya’nın rotası
Müslüman Kadınlar, Birleşin!
Namus Cinayetleri
Türkler şiddet kurbanı
Almanya yaşlanıyor
A’dan Z’ye plan olsanız ne yazar?
Seçimler ve Azınlık Türk Kadın Hareketi İlişkisi
Göçelim, ancak göçen olmayalım!
Erkekler farklı mı ölür?
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Aman, çifte kavrulmayalım!
Avrupa aydınlanmış da...
Hollanda’da pişti, üzerimize düştü
Kadınlar siyasetin neresinde?
Azınlık Türk kadın hareketi var mı?



SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir seçim böyle geçti
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Mahmut Aşkar
Türk Halkının Dünya Görüşü
Nuran Yelkenci
Kahramanlar hep az olur
Hidayet Kayaalp
Düşünmek farz mıdır?
Orhan Aras
Tuna nehri akmam, diyor
Üzeyir Lokman Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Yılmaz Kuzucu
Bir proje yarışması
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Yakup Yurt
Yılbaşı bahane, dostluk şahane
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Fikret Ekin
İnsan ve İnsan
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Tehlikenin farkında mısınız?
Ali Kılıçarslan
Dönüş düşüncesi
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Veli Kalli
Gurbet Çilesi
M. Ali Aladağ
Almanya Tehlikeli Sinyaller Veriyor
Mustafa Can
Ben Uyumdan Yanayım, Ya siz..........
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Sebahattin Çelebi
İstanbul ölüyor, bu gece ellerimde…
Şefik Kantar
Türklerin ve AB’nin geleceği
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Ismail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Halil Gülel
Sanatcının Elindeki Taş
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Latif Çelik
Yanlış ata oynamanın bedeli
İsmail Altıntaş
Akıl, Vahiy ve İslam Toplumları...
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç