·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  DUYGULAR

     Ayten Kılıçarslan

 


a.kilicarslan@t-online.de


Almanya’nın rotası

Bir buçuk ay kadar önce Federal Adalet Bakanı Brigitte Zypries’in din hürriyetinin kısıtlanması konusunda yaptığı açıklama, birkaç Almanca yayın yapan basın organı dışında gereken yankıyı bulmadı. Birlik 90/Yeşiller’e yakınlığı ile tanınan TAZ[1] gazetesi, bakanın açıklamalarını „Brigitte Zypries bir kültür savaşı mı alevlendirmek istiyor?“ sorusuyla değerlendirdi. Çünkü Bakanın sözleri, bugün Federal Almanya’nın haklı olarak gurur duyduğu Federal Anayasası’nın koruma altına aldığı, en temel insan haklarından din hürriyetini ortadan kaldıracak bir adımdı. Bu durumda fikir hürriyetine önem veren ve karikatür krizinde şahit olduğumuz üzere, hürriyeti herşeyin önünde tutan Alman basınının müthiş bir kampanya başlatması, Alman siyasi partilerinin bu teklife itiraz etmesi ve sözkonusu tepkinin Bakanı istifa etme noktasına getirmesi beklenirdi. Ancak böyle olmadı. Alman siyaseti ve medyası Anayasa’ya bağlılık sınavında sınıfta kaldı.

Bakanın teklifi neydi?
Bakan temel haklardan olan din hürriyetinin kısıtlanmasını ve sadece dini ibadetlerin koruma altına alınmasını savunuyor; kiliselerin ticari faaliyetlerinin veya kız çocuklarının spor derslerinden muaf tutulmalarının din hürriyetinin dışında  bırakılmasını istiyordu.
Bakan’ın iddia ettiği gibi bir problem gerçekten bu ülkede var mı? Yani din hürriyetinin ardına sığınarak bu ülkede, kişiler bazı sorumluluklarından veya mecburiyetlerinden kaçıyorlar mı? Mesela, veliler özellikle kız çocuklarının spor derslerine katılmaları veya sınıf gezilerine katılmalarını istemiyor ve bu konuda din hürriyetinin arkasına mı saklanıyorlar? Yoksa pek çok okul, velilerin hiç de haksız sayılmayacak endişelerine kulak tıkayarak basit organizelerle giderilebilecek bir endişeyi büyük bir mesele haline mi sokuyor? Çocuklarını okul gezilerine göndermeyen „Yahovanın Şahitleri“, din hürriyetlerini demokratik ve hukuki bir hak olarak kullanabilirken, Müslüman kökenli bir aile sınıf gezilerinde çekince gösterince neden din hürriyeti birden problem sayılıyor? Daha da önemlisi, temel hak ve hürriyetlerden birisi olan din  hürriyetindeki her türlü kısıtlama taleplerinin en üst düzeyde dillendirilmesi ve muhtemel bir anayasa değişikliği söz konusu olduğunda doğabilecek kamuoyu tepkisini ölçmeye çalışan siyasilerin karşılaştıkları sessizliktir. Muhtemel bir uygulama halinde doğrudan kendilerini de etkileyeceği kesin olan din hürriyetinin kısıtlanması ihtimaline Hristiyanlar ve kendi kilise örgütlenmelerinin bu sessizliği, Almanya’daki demokrasi anlayışının düzeyi hakkında fikir vermektedir. Bugün Müslümanlara yönelik hak kısıtlamalarının yarın diğer din sahiplerini etkilemeyeceğinin garantisi yoktur?
Benzer sessizliği sekiz eyalette uygulamaya konulan ve pratikte hayatın bütün katmanlarını etkisi altına alan başörtüsü yasağında da yaşamıştık.
Bu tartışma, hatta tartışmama, bizi bir sonuca ulaştırmaktadır: Fikir hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti gibi temel hak ve prensipler Avrupa için aydınlanma hareketinin bir sonucudur. Ancak aydınlanma, Avrupa’da yaşanan ikiyüzlü, ırkçı ve faşizan uygulamalara engel olamamıştır.
Gerek laikçi çevrelerin, gerekse ırkçı örgütlenmelerin yan yana düştüğü İslam dini ve Müslüman dindarlığı karşıtlığının geldiği nokta, özgürlüklerin hiçbir haklı gerekçeye dayanmaksızın kısıtlanmasıdır.
Halbuki Almanya, gerek Anayasası, gerekse yasalarıyla devlet düzeninin kalıcığı alanında gerekli tedbrileri almayı başarmış, bu tedbirleri alırken de hürriyetçi demokrasiden en az taviz vermeyi başarmış ender devletlerden biri olarak bilinmektedir. Son dönemlerde yaşanan tartışmalar ve bu tartışmalara dahil edilen politikacı görüşleri, Almanya’nın yavaş yavaş 50-60 yıl öncesine doğru yol almak üzere dümenini kırdığını, bunu yaparken de demokratik hak ve özgürlükleri birincil olarak seçilmişlere sunmayı, sevimsiz bulduğu gruplara ise kendi vatandaşı da olsalar, yavaş yavaş sırtını dönme eğilimi göstermeyi tercih ettiğini görüyoruz. Sevimsizlik kavramı her döneme göre değişebilen bir yapıya sahip. Sevimsizlik temel belirleyicilerinin en önemli ayağını ise, Batı Hristiyanlık anlayışının dışında kalmak oluşturuyor.


 

[1] taz Nr. 8151 vom 14.12.2006, Seite 11, 48 Kommentar CHRISTIAN RATH
http://www.taz.de/pt/2006/12/14/a0216.1/textdruck


E-Posta:
a.kilicarslan@web.de

Yazarın diğer yazıları:

Almanya’nın rotası
Müslüman Kadınlar, Birleşin!
Namus Cinayetleri
Türkler şiddet kurbanı
Almanya yaşlanıyor
A’dan Z’ye plan olsanız ne yazar?
Seçimler ve Azınlık Türk Kadın Hareketi İlişkisi
Göçelim, ancak göçen olmayalım!
Erkekler farklı mı ölür?
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Aman, çifte kavrulmayalım!
Avrupa aydınlanmış da...
Hollanda’da pişti, üzerimize düştü
Kadınlar siyasetin neresinde?
Azınlık Türk kadın hareketi var mı?



SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Ayten Kılıçarslan
Almanya’nın rotası
Orhan Aras
Onlar söyledi biz de inandık!!!
Yılmaz Kuzucu
O öyle bir kitap ki !
Nuran Yelkenci
Her İşin Başı Eğitim Nedir?
Yakup Yurt
Yılbaşı bahane, dostluk şahane
Mahmut Aşkar
İnsanlık Tarihinin En Büyük Devrimcileri
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Fikret Ekin
İnsan ve İnsan
Haldun Çancı
İran, Türkiye'nin düşmanı mı?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Tehlikenin farkında mısınız?
Ali Kılıçarslan
Dönüş düşüncesi
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Veli Kalli
Gurbet Çilesi
M. Ali Aladağ
Almanya Tehlikeli Sinyaller Veriyor
Hidayet Kayaalp
İletişim Kavşağının İşaret Levhaları: İlgi Kalıpları
Mustafa Can
Ben Uyumdan Yanayım, Ya siz..........
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Sebahattin Çelebi
İstanbul ölüyor, bu gece ellerimde…
Hasan Kayıhan
3 Ekim Beyannamesi
Şefik Kantar
Türklerin ve AB’nin geleceği
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Üzeyir Lokman Çaycı
Siyah Çelişkiler
Ismail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Halil Gülel
Sanatcının Elindeki Taş
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Latif Çelik
Yanlış ata oynamanın bedeli
İsmail Altıntaş
Akıl, Vahiy ve İslam Toplumları...
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç