·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  NETYAZI

     Ali Kılıçarslan

 

a.kilicarslan@web.de


Şüpheler mutlaka giderilmeli

Almanya’nın Ludwigshafen kentinde, 3 Şubat 2008 tarihinde meydana gelen yangında, dokuz Türk hayatını kaybetti: Kamil Kaplan (2), Kenan Kaplan (3), Karanfil Kaplan (5), Dilara Kaplan (11), (beş aylık hamile) Döne Kaplan (21), Hülya Kaplan (31), Medine Kaplan (48), İlyas Çalar (3) ve Belma Özkaplı (22)...

Yangında evde bulunanların dışında, polis ve itfaiyeciler de dahil olmak üzere 60 kişi yaralandı.

Bu korkunç yangını duyan bir insanın şok olmaması için mutlaka taş yürekli olması gerekir. Söylemesi kolay: Beşi çocuk tam dokuz can ve bir de anne karnındaki bir bebek, alevler arasında can verdi. Tasavvuru bile çok güç.

Yüce Rabbim, böyle bir acıyı hiç kimseye göstermesin!

Yangında hayatlarını kaybedenlere yüce Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum.

 Dokuz kişinin korkunç bir şekilde yanarak hayatını kaybettiği ve bir kısmının ağır olmak üzere 60 kişinin de yaralandığı bir olaydan özellikle Türklerin derinden etkilenmeleri çok doğaldır.

Ludwigshafen yangınından hemen sonra Herne’de, sakinlerinin çoğunu Türklerin oluşturduğu bir binada çıkan yangında 16 kişinin yaralanması da artçı şok dalgası gibiydi. Tabii, bu artçı şok dalgasının diğer şehirlerde çıkan 20’ye yakın yangınla devam etmesi, ister istemez akıllara şu soruyu getirdi: “Bu yangınlar birden nasıl başladı?”

 Mölln ve Solingen faciasından sonra insanların yangınlara karşı çok daha hassas oldukları bilinen bir gerçektir. Özellikle Türklerin oturduğu evlerde çıkan yangın haberlerini duyanların, “acaba kundaklama mı” diye sormaları veya en azından düşünmeleri de çok normaldir. Çünkü Almanya Türkleri, başta Mölln ve Solingen olmak üzere Almanya’nın daha birçok şehrinde meydana gelen ve bir kısmı bugüne kadar hâlâ aydınlatılamayan yangınlarda onlarca canını verdi. Ve bu yangınların şokunu henüz üzerinden tam olarak atamadı. Bu nedenle, Türk toplumunun yangınlar karşısındaki tepkisi, ilk önce bu açıdan değerlendirilmelidir.

 Ludwigshafen’da da olduğu gibi, yangının daha ilk saatlerinde “yangının yabancı düşmanlığından kaynaklanan bir kundaklama olduğuna işaret eden hiçbir ipucu yok” şeklindeki açıklamalar da insanların kafalarını karıştırdı. Henüz hiçbir araştırma yapılmadan, görgü tanıkları dinlenmeden ve araştırma sonuçları kesinleşmeden, böyle bir açıklama yapılması, soru işaretlerini artırdı. Böyle bir ortamda insanların farklı tepki göstermeleri, hatta “komplo teorileri” üretmeleri bile yadırganmamalıdır.

 Ludwigshafen yangınından sonra yapılan açıklamalar da kafalardaki soru işaretlerini tam olarak gidermiş değil. Son verilen bilgilere göre yangın bodrumda çıkmış; yangın teknik hata sonucu veya elektrik cihazından çıkmamış. Hatta yangının çıktığı yerde elektrik tesisatı da yokmuş. Yapılan araştırmalarda yangını hızlandırıcı bir madde de bulunamamış. En önemlisi, uzmanların yaptığı çok kapsamlı araştırmaya göre bir kundaklama ihtimali çok zayıfmış. Fakat, yangının “nasıl” çıktığı belli değilmiş...

Bunlar, bir ayı aşkın süredir 50 kişilik ekibin yaptığı araştırmalar sonunda açıklanan ve medyaya yansıyan bilgiler...

 Aslında, herkesin merak ettiği tek soru(n) yangının nerede çıktığı değil, “nasıl” çıktığıdır. Bu “nasıl”ı bütün ayrıntılarıyla öğrenemediğimiz sürece insanların kafalarındaki soru işaretleri hiçbir zaman silinmeyecek, tam aksine daha da artacaktır.

 İnsanların kafalarındaki soru işaretlerinin çoğalmaması ve en önemlisi, güven duygularının zedelenmemesi için, sadece Ludwigshafen yangınının değil, diğer bütün yangınların da aydınlatılması gerekiyor. Yangınlarda yürekleri yanan insanların güven duygularının da yok olmasına zemin hazırlanmamalıdır.

 

Kısaca; yüreklere düşen yangın ateşinin güven duygularını da yakıp kül etmemesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Barış ve huzur içinde birlikte yaşamanın tek yolu güven duygusunun sağlanmasından geçer. Bu konuda herkese görev düşüyor.

SAYFA BASI

Yazarın diğer yazıları:

Şüpheler mutlaka giderilmeli
Kölnarena Konuşması/Buluşması
Koch’a siyasi ahlak dersi
Marco Paşa
Oy hakkı sözü ne oldu?
“Almanca'yı Koruma Yasası” mı?
Dönüş düşüncesi
Made in Germany
İlk kadın başbakan
Yeni meclis, eski kafa
AB’nin hutbe rahatsızlığı
Utandıran Pano
Doğru yazalım, doğru konuşalım!
Anti-İslam kampanyası
Sömürge Medeniyeti
Milletin parasıyla içki içmek
40 yıl önce 40 yıl sonra
Uyum mu, Kıyım mı?
Zihniyet Krizi
   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Ali Kılıçarslan
Şüpheler mutlaka giderilmeli
Mahmut Aşkar
Nasıl Bir Türkiye?
Ayten Kılıçarslan
Almanya’nın rotası
M. Ali Aladağ
Alman Bastırınca....
Hidayet Kayaalp
Kış Raporu
Osman Seçmez
Dalgalar kıyıya yaklaşmıştır
Sebahattin Çelebi
Sende şarkılar ölür...
Haldun Çancı
Büyük Karara Doğru
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Yılmaz Kuzucu
Evlenmek mi zor, anlaşmak mı? Veya  neden illa Aile?
Yakup Yurt
Tarihte ve gelecekte kadının yeri
Veli Kalli
Gurbet Çilesi
Nuran Yelkenci
Sen de Haklısın, Sen de Haklısın, Sen de!
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Güzel İstanbulumuz şantiye alanı mı olacak?
Şefik Kantar
Her şey hayallerle başlar
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Avrupa Birliği "Faşizmi"
Orhan Aras
Bizi Hangi Dünyada Öldürüyorlar Kardeşler
Mustafa Can
Ben Uyumdan Yanayım, Ya siz..........
Hasan Kayıhan
3 Ekim Beyannamesi
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Üzeyir Lokman Çaycı
Siyah Çelişkiler
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bili