·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  NETYAZI

     Ali Kılıçarslan

 

a.kilicarslan@turkpartner.de


SÖMÜRGE MEDENİYETİ

  Irak’ta neler oluyor? Irak’ta savaş mı var? Yoksa bir savaş oyunu mu oynanıyor ve bu oyuna savaş görüntüsü ver(ebil)mek için binlerce sivil mi katlediliyor? Bu sorunun cevabını bulabilmek için geçmişte yaşanan olayların ışığında gelişmeleri değerlendirmek gerekiyor.

 Birinci Irak Savaşı’nın sebebine bakalım: Saddam Kuveyt’i işgal etti. ABD ve müttefikleri de Kuveyt’i Saddam’ın işgalinden kurtardılar; bu arada kendileri işgal ettiler.

 Kuveyt’e “sonsuz özgürlük” geldi mi? Hayır! Hem ABD, nereye “sonsuz özgürlük ve demokrasi” götürdü ki? 

 Sonuçta ne oldu? ABD, 1991 yılından bu yana Kuveyt’i “üs” olarak tepe tepe kullanıyor.

 Ya ikinci Irak Savaşı’nın sebebi neydi? Bütün dünyayı tehdit eden Saddam’ın elindeki ”kitle imha silahları”nı yok etmek ve Saddam’ın diktatörlüğüne son vererek Irak’a “sonsuz özgürlük” getirmek(ti).

 Ve uluslar arası hukuka aykırı olarak tek taraflı başlayan Irak Savaşı, sözde 22 günde bitti. Hâlen savaş sebebi gösterilen “kitle imha silahları”na rastlanamadı. 22 günde Irak ve özellikle Bağdat, hiç bir direniş göstermeden nasıl teslim oldu? Onu da kimse anlayabilmiş değil. Nerede o ta 15 bin kilometre uzaklıktaki ABD’yi ve hatta bütün dünyayı tehdit eden Saddam’ın 420 bin kişilik ordusu? Hani nerede Cumhuriyet muhafız alayı? Yer yarıldı da yerin dibine mi girdiler?

 Saddam bir misyonu mu yerine getiriyordu, yoksa Irak’ı sattı mı? Eğer öyle ise, bunu ne pahasına yaptı? Bütün bu soruların cevaplarını zaman içinde daha iyi öğreneceğiz. Elbette, ABD ve müttefikinin bütün gizli ve açık emellerini de... 

 Şimdi gelinen noktaya bir bakalım: Saddam’ın akıbeti hakkında hiçbir kesin bilgi yok; sadece tahminler var.

 Şu ana kadar izine rastlanılamayan “kitle imha silahları” bundan sonra birden bulunursa, artık inandırıcı ol(a)maz. Sadece Hollywood filmlerindeki kötü polislerin, aramalarda ceplerinden çıkardıkları suç aletlerini olay yerine koyarak yeni bulmuş gibi yaptıkları sahneleri andırır.  

 O olmadı, bu olmadı, ancak Irak’a bir alanda “sonsuz özgürlük” geldi: Talan ve hırsızlık. Çünkü yağmalama ve hırsızlık, “sömürge medeniyeti”nin en büyük özelliklerindendir. Bu da müttefiklerin destek ve güdümünde gerçekleşiyor.

 Ne diyor ABD Savunma Bakanı Savunma Bakanı Donalt Rumsfeld; “yağmalama olayları baskıcı bir dikta rejiminden özgürlüğe geçiş sürecinin bir sonucu'' imiş. Vay vay vay...

 Saddam’ın bütün dünyayı tehdit eden 420 bin kişilik ordusunu etkisiz hâle getiren (!) ABD askerleri, hırsızları mı durduramıyor?

 Mr. Blair de, Bağdat’taki “anarşi, kaos ve yağma” ortamı için “bu ortam Saddam Hüseyin’in diktatörlüğünden daha iyidir” diyor (muş). Demek ki, Saddam’ın diktatörlüğünden kurtulan halk, her şeye lâyık!. Fakat bunların arasında ilaç yok, yiyecek yok, elektrik ve su yok... Varsa yoksa yağma ve talan.

 Saddam’ın diktatörlüğünde kan kusan halk, şimdi de ABD ve İlgiltere’nin işgalinde kan ağlıyor: Irak, hem de işgal askerlerinin denetiminde talan ediliyor. Ve Bağdat’ta özellikle tarihi binalar artık gökyüzünden yağmur gibi yağan bombalarla ateşe verilmiyor; hırsızlar tarafından önce talan ediliyor, sonra da ateşe veriliyor. Sadece kıymetli eşyalar yağmalanmıyor, binlerce yıllık bir kültür ve medeniyet birikimi yok ediliyor. İşte size “sonsuz özgürlük” anlayışı...

 ABD askerleri, sadece petrol kuyularını ve Petrol Bakanlığı’nı koruyorlar. Fakat, talan ve soygun karşısında sessiz kalıyorlar? Niçin? Bu sorunun cevabı çok basit: Çünkü “sonsuz özgürlük” vaadi de “sömürge medeniyeti”nin bir parçasıydı. Sömürge medeniyetinde başkalarının kültür hazinelerine saygı yoktur. Şüpheniz olmasın, Irak bundan sonra asıl işgal kuvvetleri tarafından talan edilecek. Çünkü bu, bir işgal savaşıydı...

 “Sonsuz özgürlük” vaadiyle, önce halkın ruhunu talan ettiler. “Ruhu talan etmek”, ülkenin talan edilmesinden çok daha vahimdir. Sömürge medeniyeti, önce ruhları, sonra bedenleri, en sonunda da bedenin varlığını devam ettirdiği ülkeyi talan eder. Bunun için önce yıkar, sonra daha fazlasını alarak keyfine göre yeniden inşa eder. Bu süreç şu anda Irak’ta uygulamaya konuluyor.  

 Eğer ABD ve müttefikleri, Irak’a “sonsuz özgürlük” için gelmiş olsalardı, karşılarında ciddi hiçbir direniş olmadığı hâlde, hastaneleri bombalamazlar ve sivilleri çoluk çocuk demeden katletmezlerdi.

 Her şeyden önemlisi, savaş bittikten sonra ülkelerine dönmek için hazırlık yaparlardı. Fakat Irak’ta savaş henüz bitmedi. Asıl savaş yeni başlıyor: Ganimet savaşı ve bölgeye hakimiyet...

 Irak'ın siyasi ve ekonomik geleceği konusundaki bütün kararları sadece ABD vermek istiyor. Bu savaşla Saddam’ın kan ve zulüm kusturan rejimi sona erdirildi. Fakat bunun yerine planları çok önceden hazırlanmış bir “sömürge rejimi” ge(tiri)ldiğine şahit oluyoruz ve bütün planlar "Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi" ve ünlü “Cheney Raporu” çerçevesinde gerçekleştiriliyor. Hedef belli: ABD karşıtlarının nefes alışlarının dahi kontrol altında tutulacağı mutlak bir dünya hakimiyeti...

 Sırada hangi ülke(ler) var?

 ABD ve İngiltere, şu anda özellikle iki ülkeyi tehdit ediyor: Suriye ve İran... Bu tehdit mahiyetindeki uyarılar, sırada hangi ülkenin veya ülkelerin olabileceğini çok açık bir şekilde ortaya koyuyor.

 Esasında bu sihirli “sonsuz özgürlük” uranı (sloganı), “yeni dünya düzeni” veya “küreselleşme” olarak sunulan “sömürge medeniyeti”nin sadece ambalâjı... 

 Eğer asıl gaye, “dünya hakimiyeti” değil de “sonsuz özgürlük” olsaydı, ilk önce Güney Amerika ve Afrika ülkelerine sonsuz özgürlükler gelirdi. Ve bu kıtalardaki veya dünyanın başka yerlerindeki diktatörlükler sona erdirilir ve yıllardır devam eden katliamlara son verilirdi.
SAYFA BASI

a.kilicarslan@t-online.de


Yazarın diğer yazıları:

Sömürge Medeniyeti
Milletin parasıyla içki içmek
40 yıl önce 40 yıl sonra
Uyum mu, Kıyım mı?
Zihniyet Krizi

SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Ali Kılıçarslan
Sömürge Medeniyeti
Mahmut Aşkar
Heykeller Devrilirken
Sizden Biri
Talan Medeniyeti
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bağdat Bağdat
İsmail Altıntaş
Veda Hutbesi ve İnsan Hakları
Fikret Ekin
İnsanlığa Kurulan Tuzak
Muhsin Ceylan
Menfaat karşılığı susmak
Dr. Nebil Bozdoğan
Kellik tedavisinde son nokta: saç ekimi
Üzeyir Lokman Çaycı
Gurbet Çiçekleri
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç
Şefik Kantar
Son ziyaret üzerine
Ismail Tüysüz
Yeşilçamda bir emekci
Latif Çelik
İyi geceler Türkiyem. Rahat uyu…
Ali Kılıçarslan
40 yıl önce 40 yıl sonra
Ramazan Alp
Şiirin yalnızlığı