A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  YAZARLAR  
·  SÖYLEŞİ  
·  EKONOMI  
·  KADIN & YAŞAM  
·  MUTFAK  
·  SPOR  
·  ÇOCUKLAR/OYUN  
·  FIRMALAR  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   




Yakup Yurt ile Söyleşi

”Sanki birinci ve ikinci dünya savaşları Avrupa'da yaşanmamış, sanki nazizm, faşizm, frankizm, salazarizm, soykırımlar, sömürgecilik, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, silah ticareti Avrupa'da hiç görülmemiş”

”1960'lı yıllarda gelen birinci nesili değil, ikinci nesili de değil, üçüncü nesilden itibaren ülke dilini şöyle böyle de olsa öğrenmiş herkese vatandaşlık, seçme-seçilme hakkı, vb... vererek asimilasyon sürecini başlattılar”

”Ankara hükûmetleri Türkiye'nin ulusal dâvâlarında biz Avrupa Türklerini kullanmaya çalıştılar çoğu zaman. ”


Mahmut Aşkar: Sayın YakupYurt, daha 17 yaşındayken bir lise öğrencisi olarak Belçika’ya geldiniz. O yıllarda Avrupa üniversitelerinde tahsil yapan Türklerin sayısı çok azdı. Ya burslu olarak veya zengin aile çocuklarının buralara okumak için gelebildikleri bir zamanda siz, babanızın Belçika’da işçi olmasından dolayı bu imkânı kullanarak bu ülkeye geldiniz. Büyük bir azim ve gayretle yarım kalan öğreniminizi Brüksel’de devam ettirdiniz ve iletişim fakültesinden mezun oldunuz. Şair ruhlu bir insan olarak şiirler yazıyor, yeminli tercüman olarak görev yapıyor ve Belçika siyasî hayatında milletvekili adaylığı gibi görevlere de soyunuyorsunuz. Bunların dışında, bizim bilmediğimiz özellikleriniz de var mı?

Yakup Yurt: Efendim bir insanın "ben şuyum, ben buyum" demesi pek anlamlı gelmiyor bana. Benim şu veya bu olmamdan daha önemlisi, başkalarının beni nasıl algıladığı. Herşeyden önce insan sıfatına layık olmaya çabalayan biriyim. İnsan her daim eksiktir, eksiklidir. Ama bizim insan olarak görevimiz, ölümlü olduğumuzun bilinci içinde yaşamı ölümsüzlüştürmek, her anı değerli kılmak olmalıdır. Hem kendimiz, hem yakın çevremiz, hem de toplum ve insanlık açısından. Ben mükemmel olunamayacağının bilinci içinde sürekli arayış içindeyim. Kimliğimden ve kişiliğimden ödün vermeden, gelişmeye açık, farklılıkları zenginlik sayarak. Bilime, sanata ve estetiğe her an riayet edereim. Ama içselleştirilmiş bir riayet. Toplumda yaşayan diplomalı sayısı ile orantılı bir uygarlık değil yani. Toplumun genel eğitim ve kültür düzeyine bağlı ulusal refleks haline gelmiş güzelliklerin azlığını hissettikçe kahroluyorum bir anlamda. Despotik olmayan disiplini severim. Çalışmaktan gocunmam. Nasıl daha faydalı olurum düşüncesi sabit fikir halindedir beynimde. Sahip olduğum maddi-manevi her türlü zenginliği, ki buna bir dostun tebessümü de dahildir, hak ettiğime inanırım. Çalmam : Hak ederim, gelir.
Fransa'da Paris yakınlarında yaşayan değerli şair ve sanat adamı Üzeyir Lokman Çaycı'nın şiirlerini Fransızca diline çevirdim. Benim çevirimden hareketle birçok yabancı dile çevrildi. Öylesine güzel ve nitelikli bir insanın tanınması ve sevilmesi mutlu ediyor beni. Şair o ve çevirmeni bendeniz, onun kendi ifadesiyle bir kuşun iki kanadı gibi uçuruyoruz birbirimizi.
Hollanda'dan şair Yavuz Nufel, Almanya'dan şair Nida Öz, İsviçre'den şair Hasan Kaya ve İngiltere'den şair Bülent Özcan'ın birkaç şiirini de Fransızca diline kazandırdım.
Arada sırada sanat eleştirileri yazdığım da oluyor.
Belçika Fransızca konuşanlar toplumu Yeşiller Partisi ECOLO üyesiyim, ama aktif siyaset yapmıyorum. Partim 18 Mayıs 2003 Federal Parlamento seçimlerinde benden Türk kökenli seçmenlerin oylarını çekmem için aday olmamı istedi. Kabul etmek zorundaydım. Ettim, girdim ve 588 oy aldım.

Mahmut Aşkar: Bizim insanımızın tercümanlığını yapanlar, sadece lisan olarak değil, aynı zamanda onların ruh dünyalarının, ailevi ve ferdi meselelerinin de tercümanı olabilmekdirler. Başka bir ifadeyle; bu mesleği uzun yıllardan beri icra eden sizin gibi insanlar, buralardaki azınlık Türk toplumunu yakından tanımanın verdiği avantajla onlardaki sosyal/kültürel değişikliği yakından takip edebilmektedirler. Bu bağlamda, ilk nesil Türklerle şimdikiler arasında bir değişmeye şahit oluyor musunuz? Eğer varsa, bu gidişat genelde Batı Avrupa Türkleri’ni, özelde ise Belçika’daki vatandaşlarımızı hangi tarafa doğru götürmektedir?

Yakup Yurt: Burada benden, doğup büyüdüğüm ve 17 yaşıma kadar yaşadığım, geldiğim ülke Türkiye ile 38 yıldan beri içinde yaşadığım, vatandaşlığını aldığım Belçika'yı karşılaştırmamı istiyorsunuz. Çok zor ama deneyelim! 

İlk önce bir saptamada buluşalım isterseniz. 1967 Türkiye'si ile 2005 Türkiye'si hiç benzemiyorlar birbirine. 1967 Belçika'sı ile 2005 Belçika'sı da öyle. Dünya iyiye gitmiyor bana göre. Ülkelerin sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel altyapıları çok değişik. Fırsat eşitliği burada oraya oranla daha yüksek. Devlet insanların gelişmesine daha fazla olanak sağlıyor. 2,5 yaşında anaokuluna başlıyor çocuklar. Sağlık ve eğitim olanakları daha demokratik; ama biz Türk kökenliler bundan yeterince yararlanmıyoruz. Çünkü, istisnalar dışında, bir bütün olarak kısa vedeli maddi hedeflere yönelmiş durumda insanımız. "Para her kapıyı açar" düşüncesi insanları okuldan ve eğitimden uzaklaştırıyor. Okumuşlar da, iş başa düşünce, satın alınabilen kişiler olarak algılanıyor çoğu zaman. Çok yanlış tabii ki... Ben çok duyarlıyım bu konuda. Zarif ve nazik kalarak pazarlık yapılabilir örneğin.
Demokrasi, insan hakları, azınlık hakları, çoğulculuk, katılımcılık Batı Avrupa'nın öğündüğü, sadece kendisinde olduğunu iddia ettiği özelliklerin birkaçı. Neymiş efendim onlarda varmış da, biz de (Türklerde, üçüncü dünyada, gelişmekte olan ülkeler) yokmuş. Sebep-sonuç ilişkisi bağlamında kısmen doğru; en azından sonuç olarak doğru. Ama hiç sebepleri irdelemeye yanaşmıyor Avrupalı dostlarımız. Sanki birinci ve ikinci dünya savaşları Avrupa'da yaşanmamış, sanki nazizm, faşizm, frankizm, salazarizm, soykırımlar, sömürgecilik, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, silah ticareti Avrupa'da hiç görülmemiş. Ve bizler paylaşmacı, cömert, imececi Anadolu kültürünün içinden gelerek bu bireyci, cimri, "herkes kendine, Tanrı herkese" felsefesinin egemen olduğu etnosantrik bu toplumun içine "amele" olarak göçtük. Para için en ağır işlerini yapmayı gönüllü olarak kabul ettik bu ülkelerin. Çünkü kalmaya gelmemiştik. Hesapta kalma yoktu. Amma velakin "evdeki hesap çarşıya uymadı" : Geldik, Gördük, Kaldık. Avrupalı uzmanlar kalacağımızı biliyorlardı aslında. Bakmayın siz onların istemez gibi yaptıklarına. Ama 1960'lı yıllarda gelen birinci nesili değil, ikinci nesili de değil, üçüncü nesilden itibaren ülke dilini şöyle böyle de olsa öğrenmiş herkese vatandaşlık, seçme-seçilme hakkı, vb... vererek asimilasyon sürecini başlattılar. Ve artık buralıyız; köklerimiz uzaklarda da olsa. Kim olursa olsun, insan kalıcı olmaya karar verdikten sonra olduğu yerde mutlu olmanın objektif koşullarını yaratmak zorundadır. Katılmak zorundadır. Karar mekanizmalarında bulunmak ve söz sahibi olmak zorundadır. Zaten siyaset denilen şey bu değil midir? Ankara hükûmetleri Türkiye'nin ulusal dâvâlarında biz Avrupa Türklerini kullanmaya çalıştılar çoğu zaman. Bence çok yanlış bir yaklaşım. Bıraksınlar da Avrupa Türkleri bulundukları ülkelere asimile olmadan uyum sağlasınlar, önce kendilerini kurtarsınlar ki icabında Türkiye'ye faydalı olabilsinler. Ve Avrupa'da yaşayan "gurbetçi" kardeşlerini o kadar seviyorlarsa, seçme-seçilme hakkımızı tanısınlar önce. Tasarruflarını gönder, bedelli askerlik yap, ama seçimlere katılma. Kopenhag kriterlerine niye Avrupa'daki Türklerin seçme-seçilme kriterini de eklemediler çok merak ediyorum doğrusu. 4 milyon Türk olmayıversin canım, n'olur yani. Hiç o anlı şanlı AB'ci köşe yazarlarından da bir ses çıkmıyor bu konuda her nedense!

Mahmut Aşkar:Sayın Yurt, Osmanlı’nın son ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında çok sınırlı imkânlarla Avrupa’ya tahsil yapmaları için gönderilen Türklerle, Türk işçi göçünün Batı Avrupa ülkelerine başlamasından sonra tahsil yapmak için gelen nesil arasında, Batı’yı daha objektif tanıma açısından farklılıklar görüyor musunuz? Bana öyle geliyorki, uzun yıllar burada yaşayan, Avrupa ülkelerinin sosyal, kültürel ve siyasî gidişatını yakın takip edebilen, yerlilerle içiçe yaşayarak onları daha yakından tanıyan aydınlarımız, eskisi gibi körü körüne bir Batı hayranlığından öte, Şark-Garp münasebetlerinde daha şüpheci ve sorgulayıcı bir yaklaşım sergiliyorlar.  Bu konularla ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Yakup Yurt:Yanıt sorunuzun ikinci bölümünde gizli. Ama benim farklı bir yaklaşımım var bu konuda. Şöyle ki sizin Şark-Garp diye nitelendirdiğiniz Doğu-Batı ilişkilerini ben "hasta adam" Osmanlı İmparatorluğu'nun kalıntıları üzerinde antiemperiyalist bir bağımsızlık savaşından sonra kurulan M.K.Atatürk Cumhuriyet Türkiye'sinin aydınlanma ve çağdaşlaşma sürecinin gel-gitlerinde ele alıyorum. Gelinen noktadaki başarısızlıklarda 10 Kasım 1938'den bu yana Türkiye'nin yönetiminde söz sahibi olan asker-sivil herkesin vebali vardır. Bir ülkenin ulusal haysiyetini koruyan devlet politikalarının temelinde şark kurnazlığına dayanan günlük beklentiler yatmamalıdır. Kullandığınızı sandıklarınız, bir de bakmışsınız ki sizi kullanmışlar! İki kutuplu dünyada antikomünizm adına jeostratejik anlamda Türkiye'ye ihtiyaçları vardı. Kore'ye gidip başkaları için canını veren Türk askeri iyi, 1974'te Kıbrıs Barış Harekâtını gerçekleştiren Türk askeri kötü. Daha neler neler... Ama Berlin duvarı yıkıldı; beklentileri değişti Batılıların. Kararları siyaseten Brüksel, ekonomik alanda ise İMF veriyor. Oh ne alâ memleket. Türkiye potansiyeli çok yüksek bir ülke; ama hiç iyi yönetilmiyor. Araç iyi, direksiyona geçen şoförler en kibar tabirle beceriksiz. Türkiye anavatan, Belçika babavatan. Ben anamı da seviyorum, babamı da... Birine yaklaşınca diğerinden uzaklaşmadan. Türk müsün, Belçikalı mısın? Hem o, hem o : Her ikisi. Belçika-Türkiye ulusal futbol takımları oynarken Türkiye'yi destekliyorum. Belçika-Almanya oynarken Belçikayı. Ben iki dilli, iki kültürlü, her iki dili ve kültürü öğrenmeye ve özümsemeye çalışan, köklerini inkar etmeden varlığımı kabul ettirmeye çalışan bir insanım. Yapmacık sözlerle değil, tüm içtenliğimle. İki köklü bir diş gibi : Görünen sadece diştir, kökler damakta gizlidir. Ama çürük hangi dişte başlarsa başlasın, acı çeken dişin tamamıdır. Seçtiğim yolun en zor yol olduğunun bilincindeyim; ama en güzeli ve en keyiflisi aynı zamanda. 19 ve 21 yaşlarında, Brüksel'de doğma iki oğlum var : Onur ve Cavit. Brüksel Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okuyorlar. İkisi de çok iyi düzeyde Türkçe, Fransızca, İngilizce ve Felemenkçe okuyor, yazıyor ve konuşuyorlar. Özellikle küçük oğlum Onur fanatik bir Fenerbahçeli ve Türk Millî takımının maçlarını ay-yıldızlı formasını giyerek izler. Kısacası geldikleri, oldukları ve gittikleri yeri bilen, kendileriyle ve dünya ile barışık gençler. Hiçbir yerde dışlanma veya ırkçılık sorunu yaşamıyorlar; çünkü onlar yeni Belçikalılar! Aynı Belçika derin devletinin istediği gibi...

Mahmut Aşkar: Muhterem Yakup Bey, AB’nin baş şehri Brüksel’desiniz. Bu günlerde hem AB’nin kendi içinde ciddi sıkıntıları var hem de Türkiye-Avrupa Birliği münasebetlerinde kritik bir döneme girildi. Türkiye’nin tam üyeliği konusunda karşı sesler gittikçe yükseliyor ve çoğalıyor. Gelişmeleri siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yakup Yurt:Yukarıda satır aralarında bir mesaj vermeye çalıştım. Sorun çok karmaşık gibi sunuluyor ama öyle değil bence. Türkiye AB'ye hazır değil ve AB Türkiye'yi tam üye olarak istemiyor. Bu son derece açık ve seçik. Türkiye'nin AB'ye girmesi konusunda en hararetli destekçisi ABD, İngiltere'den sonra ikinci Truva Atı sokmak istiyor. Hem de petrol kuyularına yakın, bir uçak gemisi, bir askeri üs. Bu durumda Atatürkçü ulus-devlet Türkiye işlerine gelmiyor. Ve bunu da açık açık söylüyorlar. Lozan Antlaşmasını geçersiz hale getirip, daha kolay yutulur küçük parçalar haline sokmak istiyorlar geldiğimiz ülkeyi. Olur mu, olmaz mı? İnşallah olmaz, ama böyle giderse olur. Türkiye ne olmak istemediğine karar vermelidir herşeyden önce. Unutmayalım ki sömürgeci Avrupa Birliği ülkelerinde 40 yıldır yaşıyoruz ve vatantaş olduk. Avrupa ülkelerini sosyal hak cenneti sananlar veya öyle sunanlar değirmenin suyunun nereden geldiğini hiç merak etmiyorlar mı? Örneğin Gümrük Birliği uygulaması Türkiye'nin lehine mi, aleyhine mi? Avrupa'da yaşayan bizler, günümüzde yüzde kaçımız  bolluk ve bereket içindeyiz. Yüzde kaç anne-babe içinden gelerek kahkaha atabiliyor? Statümüz değişti, insanımız değiştı, beklentilerimiz değişti, rotamız değişti : Herşey aşırı uzmanlaşma gerektiriyor. Tahsil, eğitim, uzmanlık ise Türkler arasında son derece az. Yapılacak ilk iş bu açığı kapatmak olmalı; aksi takdirde orada veya burada asgari ücretle ırgatlığa devam...Sitenizdeki "Tutarlı Olmaya Davet" başlıklı köşe yazımda da belirttiğim gibi Avrupa bize takıyye yapıyor, biz Avrupa'ya. 

Mahmut Aşkar:Sayın Yurt, kendi evlatlarımızla aramızdaki mesafe gittikçe açılıyor, anlaşmazlıklar başlıyor. Burada yetişen nesillerimiz Türkçe’yi konuşamayacak hale geldiler.
Belli bir kök kültürü kimliğine sahip, alt yapısı ve birikimi olan, Batı kültürü ve hayat tarzıyla da, zaten günlük hayattaki münasebetleriyle içiçe yaşayan aile reisi, çocuk babası bir Türk olarak, özellikle burada yetişen gençlerimizin kültürel kimliklerini koruyabilmeleri için sizce neler yapmak gerekir? Önceliklerimiz neler olmalıdır?

Yakup Yurt:Türkçe dilinde "Kestane çıkmış, kılıfını beğenmiyor" diye bir deyim vardır. Çok acıklı bir durum. Çocuklarımız bizleri beğenmiyor. Peki çözüm ne? Anne-babaların Belçikalılaşması, Almanlaşması, Hıristiyanlaşması mı? Bence hiçbiri. Herşeyden önce taklitçiliği bırakıp, kendimiz olabilmeliyiz. Ama ucuz sloganvari vatan-millet-sakarya edebiyatı ile değil. Sorunuzda burada yetişen nesillerimiz Türkçe'yi konuşamayacak hale geldiler diyorsunuz. Peki Almancaları, Fransızcaları çok mu iyi sanıyorsunuz?  Herşeyimiz yarım maalesef : Yarım dil, yarım din, yarım insan. Özellikle aydınlarımızın ezici bir çoğunluğu... Öyleyse öncelikle anne-babalar ne kadar öğrenebilirlerse o kadar yaşadıkları ülkenin dilini öğrenecekler. Çoçuklarını anaokulundan itibaren aksatmadan her gün okula götürecekler, çocuklarının öğretmenleri ile sıkı bir diyalog halinde olacaklar, eksiklikleri erken teşhis yoluyla en kısa ve etkili yoldan telafi yoluna gidecekler ve her daim çocuklarının nerede ve kiminle olduğunu bilecekler. Çocukları spora, kültüre, geziye yönlendirecekler. Aile içi ilişkilerde yalana yer olmayacak. Sigarayı çocuğunuza yasaklarken, dumanınızı yüzüne üfürmeyeceksiniz. Aile içi demokrasiyi işletecek ve kararları birlikte alacaksınız. "Saçı uzun", "Ağzı süt kokuyor" anlamaz edebiyatını bir kenara bırakıp korkutan baba değil, sevilen adam olacaksınız. Eve gazete, kitap, cd taşıyacaksınız. Ve ev içinde karşılıklı sevgi ve güvene dayalı katılımcı aile içi demokrasisini birlikte inşa edeceksiniz. Yani mutluluğun resmini çizeceksiniz. Ve göreceksiniz ki özgüvenleri  arttıkça, komplekslerinden arınacaklar. Benim kendi çocuklarımda başarı ile uyguladığım bir durumu da belirtmek isterim. Ben eşimle Türkçe konuşuyorum. Çocuklar kendi aralarında Fransızca konuşuyorlar. Anneleriyle Türkçe, benimle bazen biri, bazen diğeri. Ama iki dili karıştırmak kesinlikle "YASAK".

Mahmut Aşkar:Avrupa’da gittikçe artan bir müslüman düşmanlığı, Türk aleyhtarlığı prim yapmaya başladı. Avrupa bizi dışlamaya devam ederken, biz Türkiye olarak illâ da Avrupa diyoruz. Bu sizce tek kurtuluş yolu mudur, yoksa başka alternatiflerimiz de var mı?

Yakup Yurt: Efendim dediğiniz hem doğru, hem yanlış. Medyada estirilen hava itibarıyla doğru. Derin Avrupa politikaları penceresinden bakınca yanlış. Esasen Avrupa o dediğiniz Türklere ve müslümanlara muhtaç. Çünkü demografik sorunları var, nüfusu yaşlanıyor. Ama şurası da bir gerçek ki bundan böyle daha seçici davranacak ve kalifiye eleman kabul edecekler. Ki doğrusu da o. Zira işsizlik çok büyük boyutlarda ve emekli maaşlarının yakın bir gelecekte ödenemeyebileceği konuşuluyor. Ama ne yazık ki Avrupa vitrini hâlâ yüksek cazibeli ve müşteri çekmeye devam ediyor. O yüzden Türkiye'dekilerin çoğu illâ da Avrupa diyorlar. Türk medyası da gerçekleri yansıtmıyor. Bana göre Avrupa inişe geçmiş bir uçak. Asya ise (Türkiye dahil) kalkış halinde bir uçak. Türkiye Avrupa, Asya ve İslam coğrafyası arasından gerçek anlamda bir köprü. Ama ne yazık ki Türkiye düşmanları ile "dost", potansiyel dostları ile "düşman". Realpolitik bağlamında "dostluk" veya "düşmanlık" gerekmez. Türkiye kendisi olarak ve kendisi kalarak, karşılıklı çıkarlar düzleminde lâyık olduğu yeri alır. Şu an için dezavantaj gibi görünen coğrafi konumunu avantaja çevirebilir. 

Mahmut Aşkar: Yakup Bey, bize zaman  ayırarak sorularımızı cevaplandırdınız, Turkpartner adına size teşekkür ediyorum.


 

Mahmut Aşkar
Bu Vebal Kimin?
Bilgiye muhtacız, bilge başımızın tacı... Lâkin arınmış, durulmuş bilgi ve arındıran bilge! Devam
Yakup Yurt
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ VE 3S KURALI…
Gül-diken bütününde esas olan güldür.
Devam
Hidayet Kayaalp
OYNAMADAN GÜLEBİLMEK
„Gülelim-oynıyalım“  şeklinde deyim üreten belki de az millet bulunur yeryüzünde. Devam
Ali Kılıçarslan
TÜRKİYE GÖÇ VAKFI
Göç hareketi yarım yüzyıllık bir süreçten sonra, özellikle göç edilen ülkelerde yeni bir boyut kazanmıştır. Devam
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam
Muhsin Ceylan
Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam
Leman Kuzu
SEVGİ  ZAMANI!..
SEVGİ  İNSANLARA VERDİĞİNİZ SÜRECE SEVGİDİR...   Devam
Yakup Tufan
GÖÇMENLER VE UYUM MECLİSLERİ
Almanya’da gerçekleşmesi arzu edilen gerçek bir uyum, ançak -gerçek bir demokratik hak- ve -eşitlik ilkesi- ile elde edilebilir. Devam
Orhan Aras
KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam
Prof. Dr. Hacı Duran
İsrail'in Arapları, Ermenistan'ın Türkleri
Türkiye ile Ermenistan'ın Zürih Protokolü çerçevesinde yeni bir süreci başlatması, barış adına iyi bir gelişmedir. Devam
M. Ali Aladağ
Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam
Ayten Kılıçarslan
Köpekler ve İnsanlar
Hepimiz farklı zaman ve mekânlarda keşke dedik. Hem de bir defa değil binlerce kez söyledik…
Devam
Nurdoğan Aktaş
Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur
Tofiq Abidin
RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
İsmail Tüysüz
BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ
Doğan Tufan
Bizans Oyunlarına dikkat