A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  YAZARLAR  
·  SÖYLEŞİ  
·  EKONOMI  
·  KADIN & YAŞAM  
·  MUTFAK  
·  SPOR  
·  ÇOCUKLAR/OYUN  
·  FIRMALAR  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   



Şair-Yazar ve Ressam Üzeyir Lokman Çaycı ile Söyleşi

“Değerlerim, kültürüm ve geçmişimle beslenen tecrübelerimi de, sapıtmadan ileriye taşımaya çalışıyorum.

Kendilerini aydın ilan edenler kendi ülkelerini  değil emperyalist ülkelerin savunuculuğunu yapıyorlar.

Evet Türk aile yapısı birbirlerine bağlı olarak gerek Avrupa’da gerekse Türkiye’de parçalanıyor...

Türk insanının batılılarca fark edilen önemli özelliklerinin biri de kişilik sahibi olmasıdır.

Bana göre Türkiye asla Avrupa topluluğuna giremeyecektir.  Şu an çeşitli değerlerinin batılılarca budandığı bir devri yaşamaktadır Türkiye.”


M. Aşkar:
Söyleşi yaptığımız herkese yönelttiğimiz ilk ve değişmez sorumuzu size da sormak istiyoruz: Üzeyir Bey, kendinizi okuyucularımıza birkaç cümleyle tanıtır mısınız?

Üzeyir L. Çaycı:

"Onurlu yaşa! Senin sana vereceklerin var..."

Bor’da 1949 yılında  doğumumdan iki saat sonra çöken bir evle başlamış hayatım. Güller ve zambaklar arasında geçti çocukluğum... O zamanlarda ayçiçeklerinin saplarıyla yaptığım çadırlarla, söğüt ağaçlarının saplarıyla yaptığım arabalarla kendi dünyamın dışına çıkmaya çalıştım. Evimizde  beslediğimiz yavrusunu kaybeden bir dişi mandanın feryatlarını işittim, gözyaşlarını gördüm. İnsanların birbirlerini sevdiği, yardımlaşmaların ve dostlukların derinliklerinin varolduğu bir dönemde içtenliği hissederek ve yaşayarak büyüdüm.

M. Aşkar:
Şairlik, hikâye yazarlığı, ressamlık ve mimarlık, bunların hepsini bir arada götürmek, ayrı bir meziyet ister. Siz mimar mı, şair-yazar mı, yoksa  ressam mısınız? Bunlardan hangisi sizin için daha önceliklidir?

Üzeyir L. Çaycı:
“Bugün yabancı sözcüklerin cirit attığı bir ülkede Türkçe’yi dahi korumayı akıllarından geçirmeyenler, eğitim sistemini yabancı dillerle ağ gibi kuşatarak kendi ülkesine yabancı nesillerin yetişmesine öncülük yapmaktadırlar. Maalesef  kendi dillerinin dışında bu şekilde eğitim veren başka bir ülkeyi yeryüzünde görmek de  mümkün değildir.”

Ben her şeyden önce bir insanım. Bize kimlik kazandırmayan ve dışlayan, yanlış politikaların yönlendirdiği bir sistem içerisinde haksızlığın duvarlarını ve engellerini aşmak gibi farklı bir durumda olma duyarlılığına sahibim... Yani yüksek okul bitirmem önemli değil benim için... İnsanî değerleri yaşama olgunluğuna erişerek, kendime, çevreme saygılı ve faydalı olmamdı ilk hedefim. Ben hayatımın kurgusunu oluştururken kullandığım harçlara içki katmadım ve sigarayı da tütsü olarak kullanmadım. Oluşturduğum duygu yapısında bu sebeple  bir dengesizlik ve sallantı söz konusu değildi. İç içe geçmiş, duygu kararlılığı, inanç ve sevgi üçgeniyle oluşturduğum bir sanatın işçisiyim. Değerlerim, kültürüm ve geçmişimle beslenen tecrübelerimi de, sapıtmadan ileriye taşımaya çalışıyorum.

Bu sebeple  meslek olarak iç mimarlığımın özünde ilkokuldan itibaren  çevremle birlikte bana yön veren bütün öğretmenlerimin etkileri, annemin ve babamın bana verdikleri bilgiler bulunduğunu unutmadan, faydalı bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Yani içinde yaşadığım hayatta öncelikli olarak herhangi bir şeyi seçme hakkına sahip olmadığımı biliyorum. Çevremizdeki vahşi yapılanmalar, düşlerimdeki ışıklar, hislerimdeki pırıltılar bana yön veriyor... Sevgi bulutlarına takılarak  yol almaya çalışıyorum.


M. Aşkar:
Yazarken veya çizerken ağırlıklı olarak işlediğiniz belli-başlı konular var mı?

Üzeyir L. Çaycı:
Yozlaşmalarla,  bunalımlarla  grileşen bir dünyada bıçaklarla elma soyulmuyor... Huzurevlerine annelerini ve babalarını bırakarak gününü gün etmeye çalışan evlâtların arasında yaşıyoruz... Değerler farklılaştı... Bizi idare edenlerin ne yaptıklarına bakılmıyor... Eğitimsizlik, inançsızlık kapitalizmin kapılarını sonuna kadar açtı. Asık suratlı insanların tacizleri altında yaşıyoruz... İnsan haklarına saygının budandığı, adaletin yok edildiği bir dünyada şiddet ve zulüm yayıldıkça yayılıyor.

Cinnet geçiren öğretmenler ve canileşen öğrencilere ait haberlerle sarsılıyoruz. Kendilerini aydın ilan edenler kendi ülkelerini  değil emperyalist ülkelerin savunuculuğunu yapıyorlar. Bir tarafta eğitimsiz ve kültürsüz bırakılan halklar, diğer tarafta çeşitli metotlarla işgal edilen ülkeler görüyorsunuz. Yani benim ilgi alanım bunlar.

Bunları gören yazar farklı bir şeyler yazmıyorsa kalemi kırılsın... Resmiyle ressam haykırmıyorsa fırçası parçalansın... Devir susma devri değil haksızlığa zulme başkaldırma devridir.

M. Aşkar:
Galiba uzun zamandan beri Avrupa’da (şu anda Fransa’da) yaşıyorsunuz. Batı Avrupa’daki insanımızın bu ülkelerdeki geleceğini nasıl görüyorsunuz? Bu istikamette gerek Türk toplumu olarak ve gerekse buralardaki aydınımızın üzerine düşen vazifeler sizce neler olabilir?

Üzeyir L. Çaycı:
Türkiye’de Avrupa ülkelerinin bir çoğunun bir yığın okulları var... Fransa’ya gelin bir tek Türk okulu göremezsiniz. Almanya’da itici bir çok faaliyet var... İnsanlarımız oralarda bir şeyler yapabiliyorlar. Ayrıca medyanın ilgisi, devletin yaklaşımları oldukça farklı. Fransa’da ya da Belçika’da siz sanatçı da olsanız Büyükelçiniz, Başkonsolosunuz sizi tenezzül edip de arama ihtiyacı hissetmiyor. “Kardeşim sen ne yapıyorsun orada? Nasılsın ? demeyen idarecilerimizin bu duyarsızlığına alıştık... Hele hele bir de bizim aydınlarımız var ki sormayın.... Onlar da öyle yükseklerden bakıyorlar ki  insanlarımıza... Türkiye’de sadece bunların sesini duyuyorsunuz. Yani burada biz yokuz  sadece onlar var... TRT-INT’in yayın politikasından da son iki yıldır Avrupa insanı çıkarıldı... 

Avrupa’da yabancı asıllı işçisine “Ben sizi ezeceğim...” diyen bir şefe delillere ve şahitlere rağmen savcılıkça takipsizlik kararı verilmesi normal karşılanıyor... Kendi ülkenizin idarecileri de farklı değil  ilgisizlikler  bakımından... Yani çevrenizi ilgisizlikler kuşatmış durumda. Eleştiri yapmanız, kendinizi savunmanız, karikatür yapmanız hoş karşılanmıyor... 

İşte böyle bir ortamda bir çoğunun anne ve babasını kaybettiği yüzlerce erkeğin  4 – 5 çocuğunu yıllarca beraber yaşadığı eşleriyle baş başa bırakıp çekilip gittiklerini ve  başka kadınlarla yaşamaya koyulduklarını görüyorsunuz. Bu arada çar çur edilen mülkler, ortaya çıkan gerginlikler en çok kimi etkiliyor dersiniz? Elbette çocukları... Evet Türk aile yapısı birbirlerine bağlı olarak gerek Avrupa’da gerekse Türkiye’de parçalanıyor... Yani karşınıza sorumluluklarından habersiz  bir çok suçlanacak insan çıkıyor. Adamlar en üst devlet kademelerinde de olsalar kişisel menfaatlerin ve hırsların içerisinden çıkamıyorlar. Özgürlük ve demokrasi anlayışı farklılaştı. Ayırımcılıklar ve bölücülükler adaletsizliklerle besleniyor.

Kendisini inceleyen “ben neredeyim, nereye gidiyorum, sorumluluklarım nedir” diye düşünen insanlar günümüzde oldukça azaldı... İnsanlık ve çevre  sürekli olarak kirletiliyor. İsraf, gösteriş insanları bunalımlı bir hayata sürüklüyor. 

İnsanlarımız aslını ve bulunduğu anı inkar etmeden ve politik oyunlara düşmeden varlıklarını sürdürme mücadelesi vermelidirler.

M. Aşkar:
Fransa’daki Türklerin durumu; topluma uyum sağlama, kültürel kimliğini koruma ve çocuklarımızın eğitim düzeyi gibi meselelerde diğer ülkelerdeki vatandaşlarımızınkiyle benzerlik mi arz ediyor, yoksa daha farklı mıdır?

Üzeyir L. Çaycı:
Ben bir iş mahkemesi duruşmasında: “Tek yönlü entegrasyondan (uyumdan) bahsediliyordu... Karşımızdakiler bize uyum sağlamadan biz karşımızdakilere nasıl uyum sağlayacağız?” dedim. Bu sözüm ilgiyle karşılandı.

Biz değişime uğramak için gelmedik. Farklı kültürlerimizle Avrupa’yı zenginleştiriyoruz. Her ne kadar geliş sebebimiz ve çalışma şartlarımız devletimizin de ilgisizliğiyle bizleri aşağılayıcı da olsa her şeyden önce insanız. Bulunduğumuz şartları aşabilmek için buralara gelmeden önce insanlarımız çeşitli mesleki eğitimlerden geçirilemez miydi. İşgücü anlaşmalarıyla vasıflı işçi olarak  insanlarımız gönderilemez miydi?

Bir insanımız Fransa’da iş yerinde  büyük bir asit kazanını temizlerken diğer bir işçi onun orada olduğunu fark etmiyor  ve kazanın kapağını üzerine kapıyor... Bu işçimizin kazandan çıktıktan sonraki hayatını tahmin edebiliyor musunuz?  Ağır bir felç.

Bu şekilde yüzlerce örnek var...  Sadece bir soruyla olaya bakarsak :

Neden bu işçimize kazan temizleme görevi verildi? Cevabınız ne olur? 

Yüzlerce yozlaştırma çarkı arasında yol almaya çalışıyoruz. Adamlar günümüzde toplumların dejenere etmek  ve devletleri ele geçirmek için olanca güçleriyle araştırma yapıyorlar. Bu yönde atılan adımların en büyükleri  isyan ve kışkırtıcılıklar olarak karşımıza çıkıyor. Bu yöndeki ilk uygulamaları hayvanlar üzerinde yapıyorlar. Çeşitli yöntemlerle güçsüz düşürülen  devletler silahsız, savaşsız isyanlar üretilerek emperyalist güçler tarafından birer birer ele geçiriliyorlar. Kendi madenlerinizi işleme özgürlüğüne sahip olamayacak hale düşürülüyorsunuz.. İçinize sızan ajanlar sizi istedikleri gibi yönlendirebiliyorlar. Eğer onların oyunlarına uymayan bir sürü değilseniz konumunuzu ve tavırlarınızı iyi ayarlamak zorundasınız.

Fransa’da ne Fransızca’yı ne de Türkçe’yi konuşamayan, kendi değerlerinden habersiz bir gençlik çıkıyor ortaya? Şikayetler oldukça arttı. Sokak kültürü onları iyice farklılaştırdı. Eğitimden kaçanlarla engellenenler aynı geleceğe koşuyorlar. Arsaya mala-mülke para yatıranlar ne yazık ki çocuklarına yatırım yapmıyorlar.

M. Aşkar:
Üzeyir Bey, sizinle ilgili küçük çapta bir araştırmaya girdiğimde, Türkçe’nin yanısıra Fransızca ve Almanca’ya da çevrilmiş eserlerinizi biraz da gurur duyarak tesbit ettim. Bu çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz?

Üzeyir L. Çaycı:
 “Önemli olan yola koyulmaktır.”
Çalışmalarımın farklı çizgisi oldukça geniş bir çevreyi etkiledi. En çok da çeşitli ülkelerin üniversitelerinin yakın ilgisini gördüm.  Şiirlerimin sevgili Yakup YURT tarafından Fransızca’ya çevrilmesi desenlerimi de ön plana çıkarttı. Amerika’daki Ohio Üniversitesi beni şeref üyesi olarak kabul etti. Şu an şiirlerim ve yazılarım Türkçe dahil 9 dilde yayınlanmaktadır. Son 6 yıl içerisinde 1800’ü aşan dergi, mecmua, gazete ve kitaplarda çalışmalarım yer aldı. Kanada Toronto ve York Üniversitelerinin 21/ 22 Ekim’ de gerçekleştirilecek olan “Paul CLAUDEL anma günü” afişini de ben yaptım.

M. Aşkar:
Batı Avrupa’ya başlayan işgücü göçümüzle beraber zaman içinde mütevazi de olsa oluşmaya başlayan bir Avrupa-Türk entelektüelinden bahsedilebilir mi? Bu konudaki gözlemlerinizi ve olması gerekenleri bizimle paylaşır mısınız? Batı Avrupa Türk Aydını’nın medeniyetler diyalogunda ve Türk-İslam kültür değerlerini temsil noktasında neleri üstlenmesi gerekir?

Üzeyir L. Çaycı:
“Önce günümüzde  entelektüellikle ne anlatılmak istendiğine iyice bakılmalıdır. Okulu ve diploması olmayan bu unvanı taşıyanlardan bazılarının  hangi olumsuzlukları  peşlerinde sürüklediklerini görmeliyiz.”

Evet her ne kadar olumsuzluklardan bahsetsem de bunların arasında süzülüp gelen, hatta yoğunlaşan güzelliklerden de bahsedebiliriz. Seçici, ayırt edici insanlarımızın kendilerine yansıyan olumsuzluklarla bir silkinişe geçtiklerini söyleyebiliriz. Kendi kabına çekilip kapalı bir kutu içinde kalma yerine bir şeylerin paylaşılmasından yana olan insanlarımızın ortaya çıktıklarını ve seslerini duyurduklarını görüyoruz. Belçika ve Almanya’da milletvekillerimiz hatta iş adamlarımız var... Almanya gelecekte Türk insanının en çok konuşulacağı bir ülke olacak. Fransa’da sayıları az da olsa doktorlarımız,  önemli sektörlerde söz sahibi olan  bilgisayar mühendislerimiz de dikkatlerimizi çekiyor. Batı ülkelerinde kiliselerin satışlarına şahit olabiliyoruz. Bunun yanında camilerin tesis edildiği bölgelerde kapanmış olan kiliselerin açıldığını görüyoruz. Türk insanının batılılarca fark edilen önemli özelliklerinin biri de kişilik sahibi olmasıdır.

M. Aşkar:
Fransa’dan baktığınızda Türkiye’nin, Türkiye-AB sürecinde genel görünümü nasıldır?

Üzeyir L. Çaycı:
“Türkiye batılılar için tavizler cennetidir. Zeytincilikten, petrole kadar kontrol altına alınmak istenen Türkiye’de fuhuş 15 yaşına kadar inmiş, can güvenliği ise tartışılır hale gelmiştir.”

Bana göre Türkiye asla Avrupa topluluğuna giremeyecektir.  Şu an çeşitli değerlerinin batılılarca budandığı bir devri yaşamaktadır Türkiye. Hem de bu “İslamî görüntü” altında bulunan bir parti aracılığıyla yaptırılmaktadır. Süreç olarak eğer başarırlarsa tüm değerlerin kaybolduğu bir Türkiye  oluşuncaya kadar da bu devam edecektir. Hiçbir ülkenin karşılaşmadığı bir istekler yığını “siz isteyin biz yapalım...” politikasıyla cevaplandırılarak Türkiye, emperyalistlerin at koşturduğu bir ülke haline getirilmeye çalışılıyor.

Yarın hangi programların uygulanacağını kestiremiyoruz. Depremlerin, olayların teknolojik ve bilimsel metotlarla yönlendirilebildiği bir dünyada oldukça dikkatli olmalıyız.

M. Aşkar:
Tecrübeleriniz ışığında sorularımızı cevaplandırırken yerinde tesbitlerinizle bir Türk aydınının samimi, cüretkâr, bazen de mesuliyetten kaynaklanan endişeli tavrını ortaya koydunuz, teşekkür ederim.

Mahmut Aşkar
Bu Vebal Kimin?
Bilgiye muhtacız, bilge başımızın tacı... Lâkin arınmış, durulmuş bilgi ve arındıran bilge! Devam
Yakup Yurt
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ VE 3S KURALI…
Gül-diken bütününde esas olan güldür.
Devam
Hidayet Kayaalp
OYNAMADAN GÜLEBİLMEK
„Gülelim-oynıyalım“  şeklinde deyim üreten belki de az millet bulunur yeryüzünde. Devam
Ali Kılıçarslan
TÜRKİYE GÖÇ VAKFI
Göç hareketi yarım yüzyıllık bir süreçten sonra, özellikle göç edilen ülkelerde yeni bir boyut kazanmıştır. Devam
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam
Muhsin Ceylan
Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam
Leman Kuzu
SEVGİ  ZAMANI!..
SEVGİ  İNSANLARA VERDİĞİNİZ SÜRECE SEVGİDİR...   Devam
Yakup Tufan
GÖÇMENLER VE UYUM MECLİSLERİ
Almanya’da gerçekleşmesi arzu edilen gerçek bir uyum, ançak -gerçek bir demokratik hak- ve -eşitlik ilkesi- ile elde edilebilir. Devam
Orhan Aras
KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam
Prof. Dr. Hacı Duran
İsrail'in Arapları, Ermenistan'ın Türkleri
Türkiye ile Ermenistan'ın Zürih Protokolü çerçevesinde yeni bir süreci başlatması, barış adına iyi bir gelişmedir. Devam
M. Ali Aladağ
Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam
Ayten Kılıçarslan
Köpekler ve İnsanlar
Hepimiz farklı zaman ve mekânlarda keşke dedik. Hem de bir defa değil binlerce kez söyledik…
Devam
Nurdoğan Aktaş
Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur
Tofiq Abidin
RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
İsmail Tüysüz
BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ
Doğan Tufan
Bizans Oyunlarına dikkat