A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  YAZARLAR  
·  SÖYLEŞİ  
·  EKONOMI  
·  KADIN & YAŞAM  
·  MUTFAK  
·  SPOR  
·  ÇOCUKLAR/OYUN  
·  FIRMALAR  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   




Şair-Yazar Orhan Aras’la Söyleşi

“Türkiye´den gelenler yüreklerinde iki sevda olan aşık gibidirler. Ve onlar ister istemez hem burayı, hem de Türkiye´yi yazıyorlar”


Mahmut Aşkar:

Sayın Orhan Aras, Kendinizi okuyucularımıza kısaca tanıtır mısınız?

Orhan Aras:
Her tanıtım bir yanılgıdır aslında. Bence neye, nereye ve nasıl baktığımız önemlidir.Eğer,tanıtabilmek denirse söyle tanıtırdım kendimi:
Uçsuz bucaksız gibi görünen, her köşesinde ayrı bir tad, ayrı bir renk, ayrı bir güzellik olan Anadolu´muzun en uç köşelerinden birinde dünyaya gelmişim.
Doğduğumda, kışın en azgın dönemiymiş. Annemin zihninde, sadece sancılar ve dışarıda dinmeğen kar fırtınası kalmış. Hangi yılın, hangi ayında veya gününde doğduğum o fırtınaların rüzgarında savrulup gitmiş.
İlk çocuk, ilk heyecan, ilk korku...
Yoksulluk ise ayrı bir dert...
Tavanından kamışlar sarkan tek odalı kerpiçten bir evin darlığında yaşama çabası...
Çevresi yüce dağlarla çevrili, verimli bir ovanın binbir çeşit renkleri annemin tarifsiz şefkatiyle ruhuma işlenmiş...
Sonra ağıtlar...Hiç dinmeyen gözyaşları, acizlik, çaresizlik ve isyan...
Peşpeşe doğup ölen çocuklar...
Ben, ninnilerden çok ağıtların yürek yakan haykırışları içinde büyümüşüm.
Bütün bunlar çocuk ruhumu öyle dağlamış ki, kendimi bilir bilmez evden kaçar olmuşum. Daha 8-10 yaşlarındayken bile bütün günümü bağ-bahçede ağaçlar altında gecirirdim. İlkokul rüya gibi...Belki de beş yaşındaydım yazıldığımda. Çünkü köyümüzde yeni açılan okula öğrenci lazımdı ve hepimizi yazıyorlardı.
Öğrenme tutkum sınırsızdı. Belki de bu yüzden ilkokulun beş yılı, beş  yıldızlı bir başarıydı benim için. Ortaokul ise yalnızlık ve şehrin curcunasıyla doluydu.
Tesadüfen girdiğim Öğretmen Okulu´nun bitiminden bir kaç yıl sonra Almanya´ya geldim. Bir içsel devrimle sarsılmış gibi oldum. Farklı bir alemde çok farklı şartlar... Kimi zaman gerisin geriye kaçmak, kimi zaman da diş dişe göz göze mücadele etmek istedim. Okumak ilacım oldu.Yıllar geçti hala burdayım ve savaş devam ediyor.

Mahmut Aşkar:
Yazmaya ne zaman ve nasıl başladınız? Yayımlanmış hangi eserleriniz var?

Orhan Aras:
Dünyayı, insanları, çevreyi, kendimi tanıdığımdan beri birşeyler karalar dururum. İlk yazı denemelerim şiirlerdi. Fakirliğin, acıların anaforunda savrulan bir çocuğun yazacağı şiirler de tabii ki keder doluydu. O baskın duygularla dolu basit şiirleri hala saklarım. İlk çıkan kitabım „Karabağ`ın Gözyaşları“ da bir şiir kitabıydı. Sonra hikaye ve romana yöneldim. Ama şiiri birakmış değilim. 2002 yılında da „Aşklar Daha Ölmedi“ ismiyle, boyut yayınlarında bir şiir kitabım yayınlandı. Ama roman, hikaye ve biyografik konularda daha üretken olduğumu düşünüyorum. “Azerbaycan Davamız, Ayrılığın Rengi Hüzün“ isimleriyle iki kitabım daha yayınlanmıştır.

Mahmut Aşkar:
Gerek şiirleriniz, gerekse hikayelerinizde hüzün ve ayrılık önplana çıkıyor, neden?

Orhan Aras:
Anadolu tarih boyu, baştan başa,  göçlerin, ayrılıkların, savaşların arenası  olmuştur! Böyle bir coğrafyada dünyaya gelmiş bir insanın duygulu olmaması, aşka, ayrılığa, acıya ağlamaması mümkün mü?
Hiç bir halkın türküleri bizimkiler kadar yakıcı degildir. Hiç bir ağıt bizim ağıtlar kadar bir bıçak gibi yüreği doğramaz. Analarımız hep ya bir oğul, ya bir gardaş ya da bir koca ayrılığıyla kavrulmuşlardır. Türkistan´dan kopup gelen atalarımız dur durak bilmeden koşturup durmuşlar! Ocaklarında ise, gözleri yaşlı, yürekli analarımız...Bu yüzden iddia ediyorum ki, en duygulu, en sadık, en içten, en samimi insanlar bizim insanlarımızdır. Elim her kaleme uzandığında,uzaktaki binbir masalla dolu ülkemi, başına beyaz bir örtü sarmış ve yüreğini sevgiyle tutuşturmuş anamı, diyardan diyara uçup giden dostlarımı düşünürüm. Bu nedenle satırlarıma hep hüznün ve ayrılığın gölgesi düşer!

Mahmut Aşkar:
Uzun yıllardır Almanya`da yaşayan biri olarak, 40 yılı aşkın gurbetci mazisine karşılık, "Göç Kültürü"müz oluştu mu, veya, "Batı Avrupa Türkleri Kültür Hayatı"ndan bahsedilebilir misiniz?

Orhan Aras:
Göç kültürü, yani iki kültür arasındaki sentez bence ağır ağır oluşmaya başladı.Yeni kuşak hem Türk kültüründen hem de Alman kültüründen izler taşımaktadır. Gelecekle ilgili hiç de karamsar değilim! Alt yapısı olmayan bir oluşum olmasına rağmen, burdaki yerimiz gün geçtikce daha da belirgenleşecektir. Bütün olumsuzluklara, önyargılara, dışlamalara rağmen Türk gençleri uyum ve kaynaşmaya daha yakın durmaktadırlar. Bence eğitim, çoğu zorluğun üstesinden gelecektir. Ailelere düşen görev, çocukları için sağlam bir alt yapı oluşturmaktır. Bu da kültürü, zorlayıcı metodlarla değil, sevdirici ve özümseyici metodlarla çocuklarına aktarmanın yolunu bulmaktır.
Burada yaşayan Türkler için bir kültür hayatından söz edebiliriz. Bu belirgindir. Farklar, dikkatli bir bakışla görülebilmektedir. Toplumun her kesiminde yükselen insanlarımız dikkati çekmektedir. Oluşum, değişim, gelişim birden bire olmuyor. Ağır ağır ama kalıcı bir yükseliş içindeyiz. Toplum kendi değerlerini, kendi zenginliğini oluşturmaktadır. Azınlık olarak daha yeni ve daha genciz. Bir toplumun hayatında 40 yıl pek uzun bir süre sayılmaz. Aksamalar, kırılmalar olacaktır. Ama asimile olma, yok olup gitme asla olmayacaktır.

Mahmut Aşkar:
Burada yetişen nesillerimizin kimliklerini koruyabilmeleri için kültürel değerlerini almaları, onları yaşamaları gerekir, iddiası hakim. Bir gurbetçi yazarı olarak bu konudaki kanaatiniz nedir?

Orhan Aras:
Azerbaycan´ın en ünlü şairlarinden Bahtiyar Vahapzade, bir şiirinde şöyle demiş:
„Kökü var ağacın da,taşın da
Adamsa kökünü gezdirer başında!“
Kök denilen şey, özdür, dildir, kimliktir. Kişinin yabancılaşması, psikolojik, toplumun yabancılaşması da sosyolojik bir rahatsızlıktır. İnsan, kendisi oldukca şahsiyet kazanır. Bence, bu konuda daha çok yol katetmemiz gerekmektedir. Gençler bozuk Türkçelerine rağmen Türkiye´ye, yani kendi köklerine sevgi ve bağlılık duygularıyla doludurlar. Bunu her yerde gözlemlemek mümkündür. Bir futbol maçı vesilesiyle bile ortalık kırmızı beyaza bürünmektedir.“Kimlik“ konusundaki dağınıklık sadece bizim gençlerimize mahsus bir konu değildir. İletişim araçlarının „terörü“ sonucu bütün dünya gençliğinin kafası karışıktır. Şüphesiz bu konuda da ailelere ve sivil toplum kuruluşlarına büyük görevler düşmektedir.

Mahmut Aşkar:
Sizce, buradaki yazar-çizer kesiminin işlemesi gereken konuların öncelik sırası nasıl olmalıdır? Yani, yüreğinde taşıdığı vatan ve onunla ilgili konular mı, yoksa yaşadığı ülkedeki olaylar ve insanlar mı?

Orhan Aras:
Tabii ki, yazarı bir konuyla veya konularla sınırlamak doğru değil.Yazar kendini ifade edebilme yolunu kendi kafasında oluşturur. Ama bu demek değildir ki, yazar kendi yaşadığı çevreden ve toplumdan soyutlanmalı, kendi sayıklamalarını yazmalıdır! Özellikle Türkiye´de doğmuş, sonradan Avrupa´ya gelmiş yazarların psikolojileri, burda doğup da üreten yazarlarınkinden daha farklıdır.Türkiye´den gelenler yüreklerinde iki sevda olan aşık gibidirler. Ve onlar ister istemez hem burayı, hem de Türkiye´yi yazıyorlar. Belki de bu, burda yaşayan Türklerin psikolojilerini anlatma açısından daha yararlıdır.

Mahmut Aşkar:
Bildiğiniz gibi, burada yetişen gençliğimizin okumaya  pek meyli olmadığı gibi, anadil Türkçe`leri de çok zayıf. Durum böyle olunca, ya Türkçe yazılarak, onların anadillerinin gelişmesine katkıda bulunma yolu tercih edilecek, ya da, Almanca eserlerle bu nesille irtibat sağlanmaya çalışılacak.  Bunlardan hangisini tercih edersiniz?

Orhan Aras:
Çocuklarımızın, gençlerimizin, iyi  Türkçe bilmemelerinin suçu sadece aileler değildir.Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri de ne yazik ki bu konuda üzerlerine düşen görevleri layıkıyla yerine getirmemişlerdir. Sadece okula öğretmen göndermek yetmemektedir. Çok yönlü organizasyonlarla geziler, kamplar, yarışmalar düzenlenebilir, dil ve kültür konusu çekici hale getirilebilirdi. Devletimiz bunu yapmamanın yanında, yapan derneklere de hep kuşkuyla yaklaştı. Bence Almanca yazılarak da çocuklarımıza kendileri, aileleri, geldikleri ülkeler anlatılabilir. Okumak bir kalite meselesidir. İnsan okudukca yetkinleşir.


Mahmut Aşkar:

İleriye yönelik projeleriniz, çalışmalarınız var mı?

Orhan Aras:
Proje çok! Şu sıralar iki kitap üzerinde çalışıyorum. İkisi de önce Almanca çıkacak. Biri roman, öbürü ise biyografik bir eser...


M. Aşkar:
Sayın Aras, size aile ve yazarlık hayatınızda başarılar diler, söyleşimize zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.


 

Mahmut Aşkar
Bu Vebal Kimin?
Bilgiye muhtacız, bilge başımızın tacı... Lâkin arınmış, durulmuş bilgi ve arındıran bilge! Devam
Yakup Yurt
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ VE 3S KURALI…
Gül-diken bütününde esas olan güldür.
Devam
Hidayet Kayaalp
OYNAMADAN GÜLEBİLMEK
„Gülelim-oynıyalım“  şeklinde deyim üreten belki de az millet bulunur yeryüzünde. Devam
Ali Kılıçarslan
TÜRKİYE GÖÇ VAKFI
Göç hareketi yarım yüzyıllık bir süreçten sonra, özellikle göç edilen ülkelerde yeni bir boyut kazanmıştır. Devam
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam
Muhsin Ceylan
Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam
Leman Kuzu
SEVGİ  ZAMANI!..
SEVGİ  İNSANLARA VERDİĞİNİZ SÜRECE SEVGİDİR...   Devam
Yakup Tufan
GÖÇMENLER VE UYUM MECLİSLERİ
Almanya’da gerçekleşmesi arzu edilen gerçek bir uyum, ançak -gerçek bir demokratik hak- ve -eşitlik ilkesi- ile elde edilebilir. Devam
Orhan Aras
KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam
Prof. Dr. Hacı Duran
İsrail'in Arapları, Ermenistan'ın Türkleri
Türkiye ile Ermenistan'ın Zürih Protokolü çerçevesinde yeni bir süreci başlatması, barış adına iyi bir gelişmedir. Devam
M. Ali Aladağ
Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam
Ayten Kılıçarslan
Köpekler ve İnsanlar
Hepimiz farklı zaman ve mekânlarda keşke dedik. Hem de bir defa değil binlerce kez söyledik…
Devam
Nurdoğan Aktaş
Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur
Tofiq Abidin
RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
İsmail Tüysüz
BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ
Doğan Tufan
Bizans Oyunlarına dikkat