A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  YAZARLAR  
·  SÖYLEŞİ  
·  EKONOMI  
·  KADIN & YAŞAM  
·  MUTFAK  
·  SPOR  
·  ÇOCUKLAR/OYUN  
·  FIRMALAR  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   




HİDAYET  KAYAALP  İLE  SÖYLEŞİ

”İnsanların kaderinde detay gibi görünen konular yönlendirici olabiliyor.”

”Hareket etmeliyiz.. Türkler hareket etmezlerse ya hasta olurlar, ya da birbirleriyle uğraşırlar”

"Bizim dışımızda oluşan bir takım negatif oluşumlardan etkilenmiyecek kadar güçlü “olmalıyız.”

”Çocuklarımıza ve çevremize yapabileceğimiz bir şey varsa onların olmaları gibi yetişmelerine zemin hazırlamalıyız.”

”İnsanlar, öğrenmeye değil, öğretilmeye karşı çıkıyorlar.”

”İnsanın kendi kendini kandırma teşebbüsleri bana hep belanın bel kemiği olarak gözüktü.”

”NLP hedefe giderken işimizi kolaylaştıracak iyi bir yöntem ve güçlü bir kaldıraç olarak işe yarayabilir.”

Mahmut Aşkar:
Kısa bir tanıtımla kendinizi okuyucularımıza takdim eder misiniz?


Hidayet Kayaalp:
1955 yılında, Söğüt’ün Sakarya Nehri kıyısında bulunan köylerinden biri olan Tuzaklı Köyü’nde dünyaya gelmişim. 16 yaşıma kadar, bağcılık ve ipekciliğin yoğun olarak yapıldığı bu köyde yaşadım. 1971 yılında da bir yakınımın vesayetiyle Almanya’ya geldim ve o zaman dan beri de burada çalışmaktayım.


Mahmut Aşkar:
Onyıllardan beri Almanya’da yaşıyorsunuz. Bu ülkede umduğunuzu buldunuz mu?


Hidayet Kayaalp:
İtiraf edeyim, Almanya’nın, benim çocukluğumda kurduğum hayalleri gerçekleştirebileceğim bir ülke olduğunu 40 yaşımı geçince farkedebildim. Aslında buraya gelirken bile, ne yapacağımın veya ne yapmak istediğimin farkındaydım. Ancak, insanların kaderinde detay gibi görünen konular yönlendirici olabiliyor. Daha İstanbul’dayken, beni getiren akrabamın ilgisi dolayısıyla karşılaştığımız bir siyasi liderin “İsmin ne, delikanlı?” sorusu beni, ne anlama geldiği ve nereden geldiğini bilmediğim  soyismim üzerinde yoğunlaştırdı. Ertuğrul Gazi, Süleyman Şah derken kendimi bir dernekde garsonluk yaparken buldum; sonra idareci sonra başkan derken ilgi alanımız belirlenmiş oldu.


Mahmut Aşkar:
Bildiğiniz gibi buralarda yerleşik olarak yaşayan vatandaşlarımızda bilhassa son yıllarda bir tedirginlik var. Bir taraftan ekonomik hayatın gittikçe zorlaşması, diğer taraftan özellikle Türkler üzerinde asimilasyon dayatmaları ve yeni yetişen Türk neslin kimlik problemleri, Türk azınlığın geleceğe karamsar bakmasına yeterli sebep teşkil etmektedir. Meseleye bu açıdan baktığınızda, cemiyet hayatından gelen bir insan olarak, Batı Avrupa Türkleri’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?


Hidayet Kayaalp:
Kuantum fizikcileri enerjinin ve duyguların da manyetik olduğunu söylüyorlar. Yani, ister pozitif yönde olsun, isterse negatif yönde, duygu ve düşünceler belli bir güce ulaşınca etkileşim meydana getirir.

Bizim dışımızda oluşan bir takım negatif oluşumlardan etkilenmiyecek kadar güçlü olmalıyız. Bazı şeyler kötüye gidiyorsa bunları iyiye tebdil edecek  seçenekçi meta-proğramlara sahip olabiliriz. Mesela, işsizlik çoğalıyor ama, Avrupa’da ( Birleşerek ) küçülüyor. Hatta bunu dünya bağlamında düşünebiliriz. Hareket etmeliyiz.. Türkler hareket etmezlerse ya hasta olurlar, ya da birbirleriyle uğraşırlar. Proaktif  olmak, Müslüman Türkler’in karakter özelliğidir. Bu özelliğimizle yeniden tanışmalıyız. Tarihe sağ uçtan ve sol uçtan bakanların bile vardığı ortak görüş şudur: “Müslüman Türkler Anadolu’yu fiziken fethettiler ama, ruhen de Bizans’ın atalet virüsüne yenik düştüler”

Ben problem gibi görünen şeylerin güçlü bir özgüven ve nitelikli bir proğramın ürünü olacak etkili insanların çoğalmasıyla aşılacağına inanıyorum.

Mahmut Aşkar:
Bir baba olarak, çocuklarınızı bu ortamda istediğiniz şekilde yetiştirebiliyor musunuz? Eğer varsa, çocuk-ebeveyn diyaloğunda önünüze çıkan zorluklar nelerdir?


Hidayet Kayaalp:
Sizi anlıyorum, bununla beraber, problem sorunun içinde gizli gibi geliyor bana. Bugüne kadar yaşadığım tüm problemler, çocuklarımı ve başkalarını “istediğim gibi” yetiştirme arzusundan fışkırdığını keşfettim. Kimse kimseyi istediği şekle sokmaya çalışmazsa bir şey olmaz. Çocuklarımıza ve çevremize yapabileceğimiz bir şey varsa onların olmaları gibi yetişmelerine zemin hazırlamalıyız. Allah her insanı kendi fıtratı üzerine yaratmıştır; onun kendisi olmasına engel olacak tüm davranışlardan sakınmalıyız. Eğitim sistemleri bu engellerin en netamelisidir. Farklı kişiliklere sahip, farklı öğrenme stilleri gereken insanlara “Dinleyin arkadaşlar!” diye başlıyan bir yöntemi savunmak, psikolojide Freud yönteminin her derde deva olduğunu savunmaktan daha komiktir. Bir müzik korosu düşünelim: Davul, zurna, kemençe vs... Şimdi öğretmen geliyor ve şöyle diyor: “Haydi arkadaşlar, çalmaya başlıyoruz, herkes enstrümanlarını ağzına götürsün! Öğretmenin elinde kaval olduğu için tüm çalgıların da ağızla çalınacağını zannediyor. (Bu benzetmenin ana teması kendisi de bir eğitimci olan Alp Boylak’a aittir. Öğrenme Stilleri adlı kitabında da işin tüm çıplaklığını ortaya serer). Çocukların, ellerindeki aletleri ağızlarıyla çalmaya çalıştıklarını allahaşkına bir hayal edin, ne trajikomik bir manzara... Eğer elinizde zurna varsa iyisiniz... yoksa, düşünün o kıpır kıpır yerinde duramayan, hareket halinde yaparak öğrenen çocuğun halini...
Bu konu, benim girip de hep içinden zor sıyrıldığım bir konudur. Uzatmak istemiyorum, şununla yetineyim: Biz çalışmalarımız gereği, farklı insan tiplerini incelerken öylesine aydınlatıcı bilimsel çalışmalarla karşılaşıyoruz ki, bunların pedagojide ısrarla görmezlikten gelinmesine de çok yadırgıyoruz. Üstelik, bunları dikkate olan Özel Eğitim Kurumlarının attığı farklar ortadayken... Tek cümle: İnsana saygı ve insanı anlama gayreti içinde olursak neticeye yaklaşırız...


Mahmut Aşkar:
Kendi çapınızda yazan-çizen, araştıran bir insan olduğunuzu biliyoruz. Gurbette mütevazi de olsa, bir Türk elitinden veya entellektüelinden bahsetmek mümkündür, kanaatindeyim. Bu, kendi çapında ve sahasında birikimi olan insanlar, buradaki azınlık toplumumuza neler verebilir, veya vermelidir?


Hidayet Kayaalp:
Aydınların, toplumlarına karşı kendilerini sorumlu hissetmeleri saygı duyulacak bir durumdur. Yalnız geçmişte ülkemizde yapılan bazı hatalar burada da tekrarlanmamalı. İnsanlar, öğrenmeye değil, öğretilmeye karşı çıkıyorlar. Mesele bu bağlamda ele alındığında ne söylediğimizden daha çok, nasıl söylediğimizin önemi ortaya çıkar. Çok basit birkaç kurala dikkat edersek köklerimize zehir dökmemiş oluruz.
1) Türk Halkı ne kadar gariban, sefil ve zor durum da olursa olsun, kendine tepeden bakılmasını istemiyor.
2) Türk Halkı ne kadar güzel ve faydalı olursa olsun, kendine birşeyin dayatılmasını istemiyor.
3) Türk Halkı kendi gibi konuşan, kendi gibi davranan insanlara kucak açıyor.
Zaten, aydınlanmanın mı dersiniz, aydınların mı dersiniz, ne derseniz deyin ama bu işin ilk kurbanlarından biri olan Galile de, “insanlara birşey öğretmeye kalkmayın, sadece kendisinde var olanı haberdar edin, yeter.” diyor.

Böyle bir sorumluluk anlayışından sonra atılacak 2.adım da bu sorumluluğu kuşanan insanların bir birlerini tanıyıp güç birliği yapmaları aşaması gelebilir. Bildiğim kadarıyla siz zaten bunu başlatmış durumdasınız. Dilerim bu oluşum giderek güçlenir ve önemli konuları gündeme taşır.. 

Aydının bizzat öncülük yaparak atacağı 3.adım da, toplumu ataletten kurtaracak proğramları üretecek, onları hayata geçirecek proaktif insanların sayısının çoğalmasına katkı sağlamaktır. Karnım ağrıyorsa şunlar suçlu, burnum akıyorsa bunlar suçlu anlayışı artık sadece skeçlerin konusu olmalı...

Mahmut Aşkar:
Şahsen yabancısı olduğum bir konu hakkında çalışmalar yaptığınızı, seminerler düzenlediğinizi duyuyorum. İlk defa da sizin yazılarınızda “NLP” diye bir kavrama rastlamıştım. Bu konuda hakkında biraz malumat verir misiniz? Bununla hedeflediğiniz nedir?

Hidayet Kayaalp:
İnsanın kendi kendini kandırma teşebbüsleri bana hep belanın bel kemiği olarak gözüktü. İlgilendiğimiz NLP ( Neuro Linguistic Proğramlama ) tüm zihinsel manipülasyonları deşifre ederek insanı “yapıyor musun, yapmıyor musun?” sorusuyla karşı karşıya bırakıyor. “yaptığınız her iş, istediğiniz şeydir, eğer yapmıyorsanız istediğiniz şeyi yapıyorsunuz; yapmamayı...” sözlerini ilk duyduğumda atalet sandığımın kilidinin zorlandığını hissettim. Daha sonra, bu sözleri takip ederek NLP’nin kurucusu Richard Bandler’e ulaştım, o da; bu gerçeği çok kısa ve öz olarak ortaya koyuyordu: “Bir insan, ben bir şeyi yapamam derken aslında, ben bu şeyi yapmam demek ister.” ( Değişim için beyninizi kullanın – Richard Bandler )
Tüm mazeriyet depolarını bombalayan bu sözler den sonra NLP’yi öğrenmeye karar verdim. NLP bir yöntem olarak harika birşey. Her konuda olduğu gibi, burada durum kullananın niyetiyle şekil kazanır.

Arşimend (Archimedes) derki, “Bana yeterince uzun bir değnekle yeterince sağlam bir destek verin; tek başıma dünyayı yerinden oynatayım.”
NLP hedefe giderken işimizi kolaylaştıracak iyi bir yöntem ve güçlü bir kaldıraç olarak işe yarayabilir.    

Mahmut Aşkar:
Hidayet Bey, bize zaman  ayırarak sorularımızı cevaplandırdınız, Turkpartner adına size teşekkür ediyorum.


 

Mahmut Aşkar
Bu Vebal Kimin?
Bilgiye muhtacız, bilge başımızın tacı... Lâkin arınmış, durulmuş bilgi ve arındıran bilge! Devam
Yakup Yurt
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ VE 3S KURALI…
Gül-diken bütününde esas olan güldür.
Devam
Hidayet Kayaalp
OYNAMADAN GÜLEBİLMEK
„Gülelim-oynıyalım“  şeklinde deyim üreten belki de az millet bulunur yeryüzünde. Devam
Ali Kılıçarslan
TÜRKİYE GÖÇ VAKFI
Göç hareketi yarım yüzyıllık bir süreçten sonra, özellikle göç edilen ülkelerde yeni bir boyut kazanmıştır. Devam
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam
Muhsin Ceylan
Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam
Leman Kuzu
SEVGİ  ZAMANI!..
SEVGİ  İNSANLARA VERDİĞİNİZ SÜRECE SEVGİDİR...   Devam
Yakup Tufan
GÖÇMENLER VE UYUM MECLİSLERİ
Almanya’da gerçekleşmesi arzu edilen gerçek bir uyum, ançak -gerçek bir demokratik hak- ve -eşitlik ilkesi- ile elde edilebilir. Devam
Orhan Aras
KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam
Prof. Dr. Hacı Duran
İsrail'in Arapları, Ermenistan'ın Türkleri
Türkiye ile Ermenistan'ın Zürih Protokolü çerçevesinde yeni bir süreci başlatması, barış adına iyi bir gelişmedir. Devam
M. Ali Aladağ
Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam
Ayten Kılıçarslan
Köpekler ve İnsanlar
Hepimiz farklı zaman ve mekânlarda keşke dedik. Hem de bir defa değil binlerce kez söyledik…
Devam
Nurdoğan Aktaş
Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur
Tofiq Abidin
RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
İsmail Tüysüz
BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ
Doğan Tufan
Bizans Oyunlarına dikkat