A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  YAZARLAR  
·  SÖYLEŞİ  
·  EKONOMI  
·  KADIN & YAŞAM  
·  MUTFAK  
·  SPOR  
·  ÇOCUKLAR/OYUN  
·  FIRMALAR  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   




DR. SABINE  DORPMÜLLER  İLE  RÖPORTAJ

Almanca orijinalinden röportaj

Mahmut Aşkar:
Konuya girmeden önce, klasik bir soru: Kendinizi kısaca okuyucularımıza tanıtır mısınız?

Dr. Sabine Dorpmüller:
Adım, Sabine Dorpmüller. İslam ilimleri, İspanyol Dili ve Edebiyatı ve Etnoloji üzerine olan tahsilimi, 2000 yılında "İslam`da Büyü" üzerine
doktora tezimle tamamladım ve o zamandan beri Münster`deki Wilhelm Vestfalya Üniversitesi Arabiyat ve İslami İlimler Enstitüsü`nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktayım. Şu anda "Modernizmden Önceki İslam`da Cuma Hutbeleri" tezi üzerine doçentlik tezimi hazırlamaktayım. Araştırmalarımın ağırlık noktasını; Kültür ve Mentalite Tarihi, Elyazmaları Dersi ve İslam Modernizmi Tartışmaları, teşkil etmektedir.

Mahmut Aşkar:
Münster Üniversitesi Arabiyat ve İslam İlimleri Enstitüsü`yle ilgili biraz bilgi verebilir misiniz? Mesela,  kuruluşu ve hedefleri üzerine..

Dr. Sabine Dorpmüller:

Daha 18.yüzyılda Münster Eyalet Üniversitesi`nde "Kutsal Yazı ve Şark Dilleri" kürsüsü kurulması öngörülmüştü. 1911 yılında üniversitede Şark Seminerleri`nin başlamasıyla, Şarkiyatçılık bölümü teolojiden ayrılarak bağımsızlığını kazanıyor. Prof. Dr. Hans Wehr`in göreve (1957-1974) gelmesiyle Seminerlerin ağırlığını Arabiyat teşkil etmektedir. Prof. Dr. Thomas Bauer`in başında bulunduğu İslam İlimleri ve Arabiyat enstitüsü, bu iki dalın temsilcisi durumundadır. İslam kültürünün önde gelen unsurları olan; din, edebiyat, ilim, sanat, tarih, İslam dünyasındaki hayat tarzı, islami ilimler çerçevesinde öğretilmektedir. Arabiyat; Arap dünyasının İslam öncesi ve sonrası dili ve edebiyatı, Arapaça`nın değişik şivelerle şekillenmesini kapsamaktadır. Özel olarak klasik İslam kültürünün yazımı  üzerine yapılan öğrenime önem verilmektedir. Kuran üzerine çalışmalar, meali, peygamberden rivayetler, hukuk, ilahiyat, tasavvuf, klasik Arap dili ve edebiyatı, tarih yazımı ve coğrafya gibi dallar öğrencilere sadece modernizmden önceki Arap kültürü hakkında bilgi vermekle kalmıyor, modern islami akımların bu bağlamda tanımlarını yapmada da yardımcı oluyor. Ana bölüm öğrencileri, Arapça`nın yanısıra Farsça veya Türkçe gibi İslam dünyasının dillerinden birini de öğrenmeleri mecburiyeti vardır

Mahmut Aşkar:
Size göre, İslam`ın resmi din olarak tanınması için Almanya`da toplum ve kamuoyu henüz daha olgunlaşmadı mı? Bu istikamette her iki tarafın yapması gerekenler nelerdir?

Dr. S. Dorpmüller:
Soru bu şekilde sorulmamalıydı. Toplumun olgunlaşlaşıp olgunlaşmaması bir yana, Almanya`da yaşayan 3 milyonun üzerindeki müslümanın dini tabiiki resmi olarak tanınmalıdır. Görünen o ki, müslümanlarla tarihten gelen tecrübeye sahip Avusturya ve İngiltere`den daha fazla Almanya bu konuda zorlanmaktadır. Hıristiyanlığın dışındaki diğer dinlerin yapılanması daha değişik olduğu için Alman Devleti, buradaki dini cemaatlerin kabulünde yapıcı bir sistem geliştirmelidir. İslamiyette kilise gibi bir merci yoktur. Bütün müslümanları temsil edecek bir muhatabın olmama bahanesi yerine,  Alman Devleti uygun bir formül bulmalıdır, kanaatindeyim. Burada, Aşağı Saksonya eyaletinde başarıyla uygulanan Şura sistemi örnek olarak verilebilir. Hem Alman müslümanların, hem de Almanya`da yaşayan müslümanların beklentileri, anayasa çerçevesinde kendi haklarını belirgin bir şekilde hem dışarıya, hem de kamuoyuyla paylaşarak talep etmeleri doğrultusunda olmalıdır. Çeşitli kuruluşların biraraya gelme çalışmaları, "bunlar zaten müslümanların çok az bir kesimini temsil ediyorlar" ithamını da geçersiz kılacaktır. Büyük çatı kuruluşları da kendi aralarındaki iletişimi güçlendirerek taleplerini birlik halinde Alman Devleti`ne sunmalıdırlar.

Mahmut Aşkar:
Dinlerarası veya kültürlerarası diyalogdan ne anlıyorsunuz?

Dr. S. Dorpmüller:
Büyük dinler arasında diyalog Almanya`da genel hatlarıyla yıllardan beri başarılı bir şekilde yürütülmektedir. Kanaatimce bu konuda telafi edilmesi gereken iki eksik nokta var. Önce, iki büyük kilise (Katolik ve Protestan) temsilcileri ile Yahudilik ve İslamiyet temsilcileri arasındaki diyalogda ortak noktaların altı çizilerek, gerilim ve anlaşmazlıklara sebebiyet verecek farklıklar önce parantez içine alınmalı, daha sonra da, bu farklılıkları, ihtilaflı konuları ciddi olarak ve karşılıklı güvene dayalı bir ortamda, tartışmaya açmalı. Bir diğeri ise, diyalog süresindeki tesbitlerin ve elde edilen neticelerin kamuoyuna yansıtılmamasıdır. İslamiyet`le igili intiba, televizyon ve diğer basın organları üzerinden değil de, kiliseler aracılığıyla verilseydi, durum şimdikinden daha iyi olurdu kanaatindeyim. İnsanların kafasında, tek tanrılı dinlerin beraberliğinin hiçbir zaman yer bulmayışına karşılık, İslam`ın farkllığı ve yabancılığı zihinlere yerleşmiş durumdadır. Büyük kırılma noktası, İslamiyet`le Hıristiyanlığın anlaşamamasında aranmamalıdır. Seküler Batı toplumu kendi içinde dine karşı büyük bir önyargıya sahiptir. Kamuoyunun İslam dininden ziyade, dindarlıkla problemi var. Müslümanların günde beş vakit namaz kılmaları, başörtüsü ve yeme içmede olduğu gibi dini vecibelere riayet etmeleri, modern kapitalist toplumda kabul görmüyor. Burada gerçekten kültürlerarası diyaloğa ihtiyaç var.

Mahmut Aşkar:
Son zamanlarda gündemden düşmeyen, "Medeniyetler Savaşı"na inanıyor musunuz?

Dr. S. Dorpmüller:
Samuel Hungtington (Harvard Üniversitesi Strateji Bölümü Enstitü Başkanı) gibi tanınmış bir şahsiyetin bu derece basit görüşlülüğün propagandasını yapması ve sahasında söz sahibi ve ılımlı şahsıyetlerin görüşlerinden daha fazla yankı bulması gerçekten üzücü ve yaralayıcıdır. Huntington`un tezleri, yıkılan komünizme karşı klişeleşmiş peşinhükümlülüğün yerine, İslam düşmanlığının beyinlerde betonlaşmasına yardımcı oldu. Huntington`un yedi kültür sahasında tanımlanan, kültürler savaşı taslağı, "clash of civilisations"la beraber sadece Batı ile İslam alemine indirgenerek daraltılmıştır. 11 Eylül 2001 terör saldırıları, bugünlerde İslam dünyasından gelen televizyon görüntülerine rağmen, müslümanlar tarafından kınanmaktadır. Hükümet ve dini otoritelerin terörü mütemadiyen kınamalarına kulak asan pek olmadı. Terörün reddedilmesine rağmen, çifte sandart uygulanması, İslam dünyasında (ki sadece orada değil) Batı`ya karşı kritik bakışın en büyük sebebidir. Şark`ta müreffeh devletler yoktur, fakat, Suudi Arabistan misalinde olduğu gibi, Batı tarafından desteklenen diktatörler vardır. Birtürlü çözülmeyen Ortadoğu meselesi ve Batı`nın hem askeri, hem de iktisadi üstünlüğü, ümitsizliğe ve çaresizliğe vesile olmuştur. Lübnanlı yazar Abbas Beydoun gibi müslüman entellektüeller haklı olarak; zaten sadece tek olan Batı dünyasında, bugünkü parçalanmış, bölünmüş, sözde kültür cephesi Şark, "Batı`nın çirkin yüzü"nden başka bir şey değildir.

Zaten uzun zamandan beri modernleşen İslam dünyasında, modernizm öncesi İslam`ın gelenekçi çizgisi terkedilerek, onun yerine birçok sahada Batılı değerler alınmış durumdadır. Kültürlerarası bir savaştan bahsetmenin geçerliliği olmamakla beraber, -eğer böyle demek gerekirse- kültürlerin kendi içinde dindarla sekülerin, gelenekçiyle modernistin ve etnik grupların arasındaki savştan söz edilebilir.

Mahmut Aşkar:
Dr. Dorpmüller hanımefendi, sizin ilmi çalışmalarınız İslam dünyasıyla ilgilidir. Yayınlanan çalışmalarınızdan anladığım kadarıyla, müslüman entellektüellerini mercek altına alıyorsunuz. Batı`nın İslam dünyasına bakış tarzını, tavrını, kritik bir gözle değerlendiren müslüman aydınların düşüncelerine katılıyor musunuz?

Dr. S. Dorpmüller:
Değişik siyasi ve ideolojik cephelerden gelen Müslüman entellektüellerin, aydınların görüş, düşünce ve yorumlarını, her zaman paylaşmasam da, çok önemli buluyorum. Şimdiki İslam dünyasında tartışılan değişik fikir ve projelerin, tek tanrılı din olan İslam`ı bir blok olarak karşısında gören Batı`ya iletilmesinde yarar görüyorum. Demokrasinin islami değerlerle bağdaşabilirlik tartışmalarını ele alalım: Sadece seküler entellektüeller değil, belli başlı islamcılar da demokratik sistemin kısmen ülkelerinde uygulanmasına taraftardırlar. Muhakkak ki islamcı demokrat bir kaide değil, fakat bir istisna da değil artık.
Arka planda kendi değer yargılarını sorgulayan müslüman entellektüelin kapitalist Batı sistemini kritik bir gözle tartışmaya açmalarını özel bir dikkatle takip ediyorum.

Mahmut Aşkar:
Bildiğiniz gibi, Almanya`da en büyük müslüman azınlık grup Türklerdir. Uyum söz konusu olduğunda, her iki taraf da karşılıklı ithamlarda bulunuyor. Buradaki otuz senelik tecrübem ve şahsi kanaatim; Alman Devlet`nin uyum politikasının iflas ettiği yönündedir. Sizce nerede hata yapılıyor ve her iki taraftan da daha neler yapması beklenebilir?

Dr. S. Dorpmüller:
Uyum politikası için masaya koyabileceğim geçerli bir reçetem olsaydı, hiç de fena olmazdı. Birinci nesil misafir işçiler için uygulanan uyum politikasının az başarılı olmasındaki sebeplerden birisi, Alman Devleti`nin bu insanlara kalıcı gözle bakmamasından kaynaklanmaktadır. Böylece, ilk önce bir uyum projesinin hiç olmaması şikayet konusu olmuştu. Zamanla bu konuda birşeylerin yapılması gerekir,

düşüncesi de çok geç ortaya atıldı.
 Alman Hükümeti`nin İslam dinini, hıristiyanlarla eşit değerde tanıyarak, Alman İslam`ını teşvik etmesini çok önemli görüyorum.

Şimdikinden daha fazla, göçmen vatandaşların Almanca`yı öğrenmelerini devlet teşvik etmeli
dir. Türk çocuklarına Almanca dilinde din dersleri verilerek, müslüman olmayan öğrenci arkadaşlarına kendi inançlarını anlatabilme imkanı sağlanmalıdır. Sonraki adım; müslüman ilahiyatçılar, Alman üniversiteleri bünyesindeki teoloji fakültelerinde hıristiyan ilahiyatçılar düzeyinde tanınarak, buradaki İslam`ın gelişmesine katkıda bulunabilirler. Yani, özel olarak sadece diaspora müslümanlarının içinde bulundukları şartları ön plana çıkaran bir ilahiyat anlayışı değil, buradaki İslam`a görüş ve düşünceleriyle katkıda bulunan bir anlayış. Burada islami üst kuruluşlara, Almanya`da yetişen dini otoritelerin kabulü, camilerde imamlık görevleri verilmesi  gibi konularda ihtiyaç vardır. İkinci ve üçüncü neslin durumunun öncekilerden daha değişik olduğu, bunlarla ilgili uyumun iflas etmediğini de vurgulamak isterim. Onlar, Türk kökenli Alman olduklarını kabul ediyor ve Alman toplumu içinde kendilerine yer edinme konusunda problemleri de hemen hemen yok gibidir.
Sadece kendi dinleri ve töreleri hakkında çok az bilgiye sahiptirler. Üniversitemizde az denmeyecek kadar okuyan göçmen ailelerin çocukları bile temel İslam bilgilerinden yoksundurlar. Müslüman dernekler ve kuruluşların faaliyetlerini bu gruplar üzerinde yoğunlaştırmasını bir temenni olarak dile getirmek istiyorum.

Mahmut Aşkar:
Dr. Dorpmüller hanımefendi, söyleşimiz için size çok teşekkür ediyorum.

Mahmut Aşkar
Bu Vebal Kimin?
Bilgiye muhtacız, bilge başımızın tacı... Lâkin arınmış, durulmuş bilgi ve arındıran bilge! Devam
Yakup Yurt
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ VE 3S KURALI…
Gül-diken bütününde esas olan güldür.
Devam
Hidayet Kayaalp
OYNAMADAN GÜLEBİLMEK
„Gülelim-oynıyalım“  şeklinde deyim üreten belki de az millet bulunur yeryüzünde. Devam
Ali Kılıçarslan
TÜRKİYE GÖÇ VAKFI
Göç hareketi yarım yüzyıllık bir süreçten sonra, özellikle göç edilen ülkelerde yeni bir boyut kazanmıştır. Devam
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam
Muhsin Ceylan
Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam
Leman Kuzu
SEVGİ  ZAMANI!..
SEVGİ  İNSANLARA VERDİĞİNİZ SÜRECE SEVGİDİR...   Devam
Yakup Tufan
GÖÇMENLER VE UYUM MECLİSLERİ
Almanya’da gerçekleşmesi arzu edilen gerçek bir uyum, ançak -gerçek bir demokratik hak- ve -eşitlik ilkesi- ile elde edilebilir. Devam
Orhan Aras
KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam
Prof. Dr. Hacı Duran
İsrail'in Arapları, Ermenistan'ın Türkleri
Türkiye ile Ermenistan'ın Zürih Protokolü çerçevesinde yeni bir süreci başlatması, barış adına iyi bir gelişmedir. Devam
M. Ali Aladağ
Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam
Ayten Kılıçarslan
Köpekler ve İnsanlar
Hepimiz farklı zaman ve mekânlarda keşke dedik. Hem de bir defa değil binlerce kez söyledik…
Devam
Nurdoğan Aktaş
Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur
Tofiq Abidin
RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
İsmail Tüysüz
BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ
Doğan Tufan
Bizans Oyunlarına dikkat