A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  YAZARLAR  
·  SÖYLEŞİ  
·  EKONOMI  
·  KADIN & YAŞAM  
·  MUTFAK  
·  SPOR  
·  ÇOCUKLAR/OYUN  
·  FIRMALAR  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   



SPD’li Bülent Güven ile Söyleşi

“Bütün hesaplar Türkiye’ye göre idi, kimse uzun vadeli, buraya yönelik bir şey planlamıyordu.

Alman siyasilerinin bu arada Otto Schily’nin kafasındaki model yabancıların asimile olmaları. Otto Schily bunu açık açık da söyledi, “en iyi entegrasyon asimilasyondur” diye.

Farklılık bir toplumun geleceği için bir tehtid de değil, tam aksine olumlu bir durum. Amerika bunun en iyi örneği. Almanların ve tabii politikacıların bu konularda artık biraz geni
ş ufuklu olmaları gerekiyor.

Amerikan örneğine baktığımız zaman bizim azınlıklar olarak bir şeyin kararını vermek zorundayız; Avrupanın zencileri mi olacağız, yoksa  Musevileri mi?

Mesela kırk yılı aşkın bir süredir burada yaşamamıza rağmen, burada bizim dertlerimizi anlatacak ve bizim için gerektiği zaman komuoyu oluşturabilecek elitlerimizi de yetiştiremedik.

Hem göçmenlerin hem de Almanların ciddi bir zihniyet devrimine ihtiyacı var.”

Mahmut Aşkar: Bülent Bey, epey zamandan beri devam ettirdiğimiz söyleşilerin ilk ve değişmez sorusu, şahsın kendisini tanıtımıyla ilgilidir. Siz de özet olarak kendinizi Turkpartner okuyucularına tanıtır mısınız? Bülent Güven kimdir, nelerle meşguldür?

Bülent Güven: Sevgili Mahmut Bey, öncelikle şahsıma göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı teşekkür ediyorum. Ben Türkiye’de, memleketim olan Erzurum’da doğdum. İlk defa 1977 yılında, yani 7 yaşında Almanya’ya geldim. O tarihten itibaren de Türkiye’deki üç yıllık eğitim hayatım ve Amerikada’ki dil eğitimim hariç, hep Almanya’da yaşadım. Türkiye’deki üç yıllık eğitim hayatımın dışında tüm eğitimimi Almanya’da Hamburg’da tamamladım. Hamburg’da siyaset bilimi, ekonomi ve sosyoloji okudum. Okuldan sonra siyasi faaliyetlerimin dışında genelde marketing alanında değişik şirketlerde çalıştım. Şu an ise orta ölçekli bir şirketin yöneticiliğini yapıyorum.

Mahmut Aşkar: Buralarda doğup büyüyen veya sizin gibi çok küçük yaşlarda şu veya bu sebepten yurt dışına çıkan genç insanlarımızda çok nadir gördüğüm bir özelliği sizde tesbit ettim: Düzgün bir Türkçe’nizle beraber milli kimliğinizi de muhafaza ederek yetişmiş bir insansınız. Bu noktaya gelişinizde ailenizin mi katkısı oldu, yoksa kendi gayretlerinizle mi yetiştiniz?

Bülent Güven: Her ikisi de, hem ailemin, hem de kendi katkımın şu anki konumumda etkisi var. Erzurumlu muhafazakâr bir aileden geliyorum,  bu durum tabii benim şahsiyetimin oluşmasında önemli bir etkiye sahip. Fakat ileriki yıllarda, özellikle öğrencilik dönemimde Türkiye’ye olan ilgim arttı ve bu ilgi sonucu haliyle Türk litaretürü ile de fazla meşgul oldum. Artı benim gençlik ve öğrencilik dönemimde Avrupa’da yaşayan Türklerin ilgisi Türkiye’ye daha fazla idi, bunun sonucu olarak o dönemde Almanya’ya çok sayıda fikir ve düşünce insanı da geliyordu, buradaki Türk dernekleri vasıtası ile. Bu insanlar ile bire bir temasında üzerimde olumlu etkisi oldu.

Mahmut Aşkar: Hamburg gibi bir metropolde SPD’nin yönetim kurulu üyesisiniz. Son genel seçimlerde Başbakan Schröder’in Hamburg’daki seçim propagandasında önemli görevler üstlendiniz. Türk kökenli bir Alman vatandaşı olarak hangi gayelerle bu partiye girdiniz? Bir tarafta sizin gibi kök kültürünü muhafaza eden, diğer tarafta da sosyal demokrat bir Alman siyasi partisinde aktif görevler üstlenen bir insan için parti içindeki sizi kabullenme noktasında zorluklar yaşıyor musunuz?

Bülent Güven: Siyasete ilgim aslında her zaman var idi. Fakat burada doksanlı yılların başına kadar ben de Türklerin burada kalıcı olmayacağını düşünüyordum, o yüzden de burada siyasete girmeyi pek düşünmüyordum. Fakat zamanla bu düşüncem diğişti, kendimden de yola çıkarak, Türklerin artık burada kalıcı olduklarına inandım. Bu yüzden de burada yaşayan Türklerin her alanda etkin olmaları gerektiğini düşündüm. Siyasete de bu düşüncelerle başladım. Partiye girdikten sonra gözlemim; Almanların, buna siyasetciler de dahil, Türkleri ve Türklerin sorunlarını tanımadığı yönündeydi. Bu açığı kapatmak için parti içinde yeni bir yapılanmaya gidilmesi gereğini gördüm. Bundan dolayı parti içinde, Hamburg’da „Türk Alman Forumu“ diye bir çalışma gurubu kurduk. Bu Forum ile amacımız parti yetkililerine hem Türkleri daha iyi tanıtmak, hem de partiyi Türklerin sorunları hakkında  daha duyarlı hale getirmek idi. Bu amaca nisbeten ulaştığımızışünüyorum, ideal anlamda olmazsa bile. Bu faaliyetlerdeki ikinci amacımız ise,  Türklerin de ilgisini buradaki siyasete çekmekdi. Burada yaşayan Türkler sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, geçmişte hep Türkiye eksenli siyaset yaptılar. Almanya’da x adlı kuruluş, Türkiyedeki x adlı partinin buradaki temsilciliğini yapıyordu. Bütün hesaplar Türkiye’ye göre idi, kimse uzun vadeli buraya yönelik bir şey planlamıyordu. Bu nedenden dolayı da artık burada kalıcı olan Türklerin siyasi ilgilerinin de buraya yönelik olması gerekiyordu. Bizim burada seçmen olarak ciddiye alınmamız sadece burada oy hakkına sahip olmamızla olmuyor. Aynı zamanda o hakkı kullanmakla oluyor, bu da ancak buradaki siyasete ilgi duymanız ile ilgilidir. Dolayısı ile bu hedefe yönelik çalışmalarımız ile de nisbeten en azından Hamburg’da bazı sonuclar alabildik. Parti içinde bizi kabullenmeleri ile ilgili olarak şunu söyleyebilirim; bize kimse kucağını açmadı, bağrına basmak için, siyasette zaten böyle bir şey normal şartlarda da olmaz. Fakat ilk baştan mesafeli duranlar da zamanla alıştılar. Ama bu alanda kat etmemiz gereken bazı mesafeler daha var.

Mahmut Aşkar: Her Allah’ın günü gerek buradaki Türkler ve gerekse Türkiye ile ilgili olumsuz gelişmelere şahit olmaktayız. Türk düşmanlığıyla özdeşleşen yabancı düşmanlığı, cami baskınları, uyum (entegrasyon) meselesi, çifte vatandaşlık, Ermeni meselesi, Türkiye’nin AB tam üyeliği gibi bizi doğrudan ilgilendiren birçok konuda sıkıntılarımız var. Hele hele bir de Otto Schily gibi bir İçişleri Bakanımız var ki, Almanya’daki müslüman azınlığın dünyasını karartıyor. Koalisyon hükümetinin en büyük partisi olan SPD içindeki partili arkadaşlarınızla bunun gibi konularda durum değerlendirmesi yaptığınızda, nasıl bir intibaya sahip oluyorsunuz; izlenimlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Bülent Güven: Şimdi bu konuda genel olarak şunu bilmek lazım; Almanya bir İngiltere, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerden farklı olarak ilk defa kendi kültüründen farklı insanlarla 1960 ların başında buraya gelen göçmen işçiler dolayısı ile bir arada yaşamaya başlamış. İngiltere gibi ülkelerin sömürge geçmişi olmalarından dolayı farklı kültürden insanlarla bir arada nasıl yaşanırı Almanlardan daha iyi biliyorlar. Almanlar 1960`lardan önce ilk göçmen deneyimini 19 y.y. sonunda doğu Avrupa’dan özellikle Polanya’dan gelen insanlarla yaşamış. Fakat bu insanların çoğunlukla katolik olmanlarından yani Almanların çoğu ile aynı mezhebi paylaşmalarından ve o zaman şimdiki gibi telefon, televiziyon gibi iletişim, araba ve uçak gibi ulaşım imkânları olmadığından dolayı asimile olmaları çok kolay oldu. Bugün bunların sadece soy isminden bu insanların dedelerinin doğu Avrupadan geldikleri anlaşılıyor. Alman siyasilerinin bu arada Otto Schily’nin kafasındaki model bu, yani yabancıların asimile olmaları. Otto Schily bunu açık açık da söyledi, “en iyi entegrasyon asimilasyondur” diye. Fakat bugünün iletişim ve ulaşım şartlarında bu mümkün değil. Globalleşmenin ve bireyselleşmenin oluşturduğu şartlar Almanlar’ın bile heterojen bir yapıya kavuşmasına vesile oldu. 1980`lerin başına kadar kitle partileri olan CDU/CSU ve SPD toplam oyların yüzde 92- 93`ünü alırken, bugün bu iki parti toplam oyların sadece yüzde 70`ini alabiliyorlar. Bu durum Alman toplumununda çeşitlendiğini, homojenliğini kayıp ettiğini gösteriyor. Artı, farklılık bir toplumun geleceği için bir tehtid de değil, tam aksine olumlu bir durum. Amerika bunun en iyi örneği. Almanların ve tabii politikacıların bu konularda artık biraz geniş ufuklu olmaları gerekiyor. Birde 11 Eylül olaylarından sonra İslâm adeta bir güvenlik konusu oldu. İslâm hakkında görüşüne baş vurulan insalar genelde terör uzmanı olan kişiler. Oysa sosyal bir duruma güvenlik gözlükleri ile bakarsanız sorunu anlayamazsınız. Maalesef Türkleri ve Müslümanları anlamada bulunduğumuz toplumda tasvir ettiğim türden problemler var. Umarım bu bakış açısı zamanla değişir.

Mahmut Aşkar: Bülent Bey, belli bir süre Amerika’da (ABD) yaşamış bir insan olarak, oradaki azınlıkların siyasi, sosyal, ve ticari hayattaki yerleriyle, Almanya’daki Türk azınlığın arasında bir kıyaslama yapar mısınız?

Bülent Güven: Evet, özellikle Avrupalı Türkler alarak Amerikadaki göçmenlerden öğreneceğimiz çok şey var. Bir etnik gurubun çok kültürlü bir toplumda nasıl etkili veya etkisiz olabileceğini Amerika örneğinde çok iyi görebiliriz. Mesela orada toplumun yüzde 13 ünün zencilerden, yüzde 12 sinin de Hispaniklerden, yani güney Amerkalılardan oluşmasına rağmen, Amerikan senatosunda yüzde 25 lik bu toplum kesimini temsilen ne bir zenci, nede bir Hispanik kökenli bir senatör bulunuyor. Oysa Amerika’da toplumun sadece yüzde 2,1 ini oluşturan museviler ise yüz kişilik sento da 11 kişi ile temsil ediliyorlar. Yine zencilerin yüzde 13 lük oranlarına göre oy veren insanların arasındaki oranları yüzde 2 yi geçmez. Oysa Museviler 2,1 lik oranlarına karşılık, seçme haklarını ciddiye aldıkaları için oy veren insanların arasındaki oranları yüzde 4 e çıkıyor. İşte Amerikan örneğine baktığımız zaman bizim azınlıklar olarak bir şeyin kararını vermek zorundayız; Avrupanın zencilerimi olacağız, yoksa  Musevileri mi?

Mahmut Aşkar: Sadece Almanya’da üç milyona yakın Türk kökenli insanın yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu sayıya rağmen fazla bir varlık gösteremiyoruz. Acaba yanlışımız ve eksiğimiz nelerdir? Size göre AB içinde Türk veya Türk kökenli azınlığın kendi varlığını kabul ettirebilmesi için neler yapılabilir?

Bülent Güven: Bu sorunuzun cevabı demin cevabını verdiğim soruda yatmaktadır. Yani seçme seçilme hakkımızı ciddiye almamız lazım. Tabii bu işin sadece bir boyutu. Mesela kırk yılı aşkın bir süredir burada yaşamamıza rağmen, burada bizim dertlerimizi anlatacak ve bizim için gerektiği zaman komuoyu oluşturabilicek elitlerimizi de yetiştiremedik. Örneğin tanınmış Almanca yazan bir romancımız veya gazetecimiz yok. Ya da Türkler konu olduğu tartışma programlarında genelde bizi anlatacak insanlarımız ya yok, ya da davet edilmiyorlar. Aynı şey iş dünyası için de geçerli. Dolayısı ile bizim bu anlamda bir zihniyet devrimi geçirmemiz lazım. Fakat aynı şey Almanlar için de geçerli. Onlar da artık bizim göçmen olarak bu topluma bir tehtid değil bir şans olduğumuzu anlamalılar. Bugün Bush’un kabinesinin yarısıçmen kökenli, bir kısmı Amerika’da bile doğmamış bakanlardan oluşuyor, Bush’un muhafazakârlığına rağmen. Ya da Amerika’da ora doğumlu olmayan Avurturya kökenli aktör Arnold Schwarznegger Amerika´nnın en önemli eyaletine vali olabiliyor. Aynı şey Almanya’da bir Türk için şu aşamada söz konusu alabilir mi? Mümkün değil. Dolayısı ile hem göçmenlerin hem de Almanların ciddi bir zihniyet devrimine ihtiyacı var. Bu durum Almanya’nin ekonomik geleceği için de çok önemli. Aksi taktirde nüfusu azalan ve göçe muhtaç bir toplum ne içindeki göçmenleri entegre edebilir, ne de dışardan yeni gelebilicek insanlar için bir cazibe merkezi olabilir.

Mahmut Aşkar: Bülent Bey, söyleşimiz için size teşekkür ediyor ve siyasi hayatınızda başarılar diliyorum.


 

Mahmut Aşkar
Bu Vebal Kimin?
Bilgiye muhtacız, bilge başımızın tacı... Lâkin arınmış, durulmuş bilgi ve arındıran bilge! Devam
Yakup Yurt
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ VE 3S KURALI…
Gül-diken bütününde esas olan güldür.
Devam
Hidayet Kayaalp
OYNAMADAN GÜLEBİLMEK
„Gülelim-oynıyalım“  şeklinde deyim üreten belki de az millet bulunur yeryüzünde. Devam
Ali Kılıçarslan
TÜRKİYE GÖÇ VAKFI
Göç hareketi yarım yüzyıllık bir süreçten sonra, özellikle göç edilen ülkelerde yeni bir boyut kazanmıştır. Devam
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam
Muhsin Ceylan
Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam
Leman Kuzu
SEVGİ  ZAMANI!..
SEVGİ  İNSANLARA VERDİĞİNİZ SÜRECE SEVGİDİR...   Devam
Yakup Tufan
GÖÇMENLER VE UYUM MECLİSLERİ
Almanya’da gerçekleşmesi arzu edilen gerçek bir uyum, ançak -gerçek bir demokratik hak- ve -eşitlik ilkesi- ile elde edilebilir. Devam
Orhan Aras
KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam
Prof. Dr. Hacı Duran
İsrail'in Arapları, Ermenistan'ın Türkleri
Türkiye ile Ermenistan'ın Zürih Protokolü çerçevesinde yeni bir süreci başlatması, barış adına iyi bir gelişmedir. Devam
M. Ali Aladağ
Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam
Ayten Kılıçarslan
Köpekler ve İnsanlar
Hepimiz farklı zaman ve mekânlarda keşke dedik. Hem de bir defa değil binlerce kez söyledik…
Devam
Nurdoğan Aktaş
Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur
Tofiq Abidin
RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
İsmail Tüysüz
BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ
Doğan Tufan
Bizans Oyunlarına dikkat